Ve bunlar gibi bir dolu objektif tarih notlarıyla birleştirdiğim yorumlar var bu da onlardan biri. Tabi tamamı değil!
Sessizce usul usul girin sayfama, beynimin içine dalın, kendi hesabınıza bir de çalın. Sanki sizin aklınızmış gibi . Ya sonrası? Su kuyuda, hadi aldın bir kova ya sonra?
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda. Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl. Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril, koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil. Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
Çünkü eşi ona o gün denize gittiklerini söylemiştir. Ve “yapraklarım suya dökülür size yine dokunurum üzülme” mendil olduğunu düşlüyor “gözyaşlarını sil” diyerek nasıl bir akıl muhteşem metaforlarla resmetmiş adeta fiziksel boyuttan soyutlanmış ruhuyla yanlarında olduğunu.
Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz, ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
O sırada Nazım Bulgaristan'da yaşıyor ve eşinden çocuklarından ayrılmış hem vatan hem aile özlemi çekmektedir. Ve eşinden bir mektup gelir. Gülhane Parkına gittiklerini anlatan bir mektuptur bu.
Ve… bir şiir düşer kağıda der ki; “Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,” diyor vatan hasretini buradan anlıyoruz..
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında. Ve hayallere kimsenin engel olamayacağını ve o an kendimi orada bir ceviz ağacı olarak düşünür.
“Ne polisi farkında ne sen” diyerek bu düşünceyi güçlendirir şiirde. Pek bi kimselerin polisi anlamlandıramadığı yerdir ora o özgür dünyayı nasıl da ustaca anlatmış.
Öz güven en büyük aşktır, ailede kazanılır. Yağmurda ıslanmayı babasından öğrenen kız çocukları pişman olacağı şemsiyeye siper etmez başını. Aşk som altın yağsın isterse.
Başlangıçta Gerçek ağır, yalan tüy kadar hafiftir. Sonra yer değişir ikisi, zaman gerçeklerden yana kullanır hakkını. Ağu gibi sarsada bedeni, gerçeklerin hafifliği çöker ruhlara. Tıpkı şekerin ve sirkenin görülmeyen yüzleri gibi.
Bazı şeylerin adı zaman ile konulur. -Değer verilmeyen ressamlar -Değersizleştirilen yazarlar -Öldürülen bilimadamlarını diriltip ölümsüzleştiren zaman değil mi? Gönül ister ki; “iyi’ “kötü” arı bakış açılarıyla kinden, kavgadan, tüm anlaşmazlıklardan soyutlanarak değerlendirmek mümkün olsa. Adalet vaktinde gelse, takdir vaktinde edilse. Neyse ki adil olan zaman var elimizde.
Sayfada kalmaya meraklı değilim ayrıca şu an çok onurluca hakkımı aradım. Kürsüde orada burada polemik yaratıp insanlara laf giydirip boş atıp dolu tutmaya çalışırsanız cevabına da katlanacaksınız. O arkadaşına da söyle gazı doğru bassın. Boş atıp dolu tutacağı biri değilim ben. Çıkardığım sayfa da orada, uzak durun öyleyse benden. Ok.
Şayet ben isem o ciklet yazılarını sayfanıza neden aldınız yakıştımı bu şimdi size? Bu bir, ikincisi de yazdığımın sizin akıntılarınızla hiçbir alakası olmadığı gibi! Sitede şiirlerimin içinden cümleler çekip kendisine şiir yazan biri var sözüm onaydı o da kendini biliyor. Eğer bana yazdıysanız benim de bir çift lafım olacak elbette ki!
“İki olasılık var: 1) Bence yaşanan, iğrenme değil, yukarıda sözünü ettiğim kendi sayıklamalarından da alıntı yapılmadığı için geçirilen kıskançlıktan çatlama nöbetleri... E, baksanıza, çatırtılar taa nerelerden duyuluyor... muş :)))”
Sizi neden kıskanayım benim hiç kimseye karşı kıskançlık besleyecek bir durumum olmadı şimdiye kadar.
) Gerçekten iğrenme ise... o da, sabahtan akşama kadar gözünü ayıramadığı tuvalet aynasında sürekli kendi suratını gördüğü için uğradığı mide bulantısı... Kesin!
Allah’a şükür kendimden tiksinecek ne fiziksel ne da ima edilen gibi karakteristik bir sıkıntım da yok.
Ben de size acil şifalar diliyorum. Böylece hakkındaki gerçek düşüncelerinizi de öğrenmiş oldum.
Ayrıca sizi sayfamdan kovmadım ben, sadece sayfamda argo kullanılmasından hoşlanmıyorum dedim, sizin tercihiniz di yazmamak.
Şimdi görüyorum ki o günlerde sayfanıza aldığınız ciklet yazılarıymış ne diyebilirim ki? Keşke hiç beni ve sayfamı ve yazılarımı takip etmeseydiniz. Ben aynaya bakınca kendimle gurur duyuyorum.
Ve bunlar gibi bir dolu objektif tarih notlarıyla birleştirdiğim yorumlar var bu da onlardan biri. Tabi tamamı değil!
Sessizce usul usul girin sayfama, beynimin içine dalın, kendi hesabınıza bir de çalın. Sanki sizin aklınızmış gibi . Ya sonrası? Su kuyuda, hadi aldın bir kova ya sonra?
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
Çünkü eşi ona o gün denize gittiklerini söylemiştir.
Ve “yapraklarım suya dökülür size yine dokunurum üzülme” mendil olduğunu düşlüyor “gözyaşlarını sil” diyerek nasıl bir akıl muhteşem metaforlarla resmetmiş adeta fiziksel boyuttan soyutlanmış ruhuyla yanlarında olduğunu.
Diyor usta ne kadar net.
CEVİZ AĞACI
Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
O sırada Nazım Bulgaristan'da yaşıyor ve eşinden çocuklarından ayrılmış hem vatan hem aile özlemi çekmektedir. Ve eşinden bir mektup gelir. Gülhane Parkına gittiklerini anlatan bir mektuptur bu.
Ve… bir şiir düşer kağıda der ki;
“Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,” diyor vatan hasretini buradan anlıyoruz..
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında. Ve hayallere kimsenin engel olamayacağını ve o an kendimi orada bir ceviz ağacı olarak düşünür.
“Ne polisi farkında ne sen” diyerek bu düşünceyi güçlendirir şiirde.
Pek bi kimselerin polisi anlamlandıramadığı yerdir ora o özgür dünyayı nasıl da ustaca anlatmış.
Benim dünyamdan.
Gailesi yazmak olan kalemin nidası, kanatlanır uçar kağıttan taşıp dağıtılır dalga dalga maviye…
Aslı Birer
Öz güven en büyük aşktır, ailede kazanılır. Yağmurda ıslanmayı babasından öğrenen kız çocukları pişman olacağı şemsiyeye siper etmez başını. Aşk som altın yağsın isterse.
Başlangıçta
Gerçek ağır, yalan tüy kadar hafiftir.
Sonra yer değişir ikisi, zaman gerçeklerden yana kullanır hakkını. Ağu gibi sarsada bedeni, gerçeklerin hafifliği çöker ruhlara. Tıpkı şekerin ve sirkenin görülmeyen yüzleri gibi.
Bazı şeylerin adı zaman ile konulur.
-Değer verilmeyen ressamlar
-Değersizleştirilen yazarlar
-Öldürülen bilimadamlarını diriltip ölümsüzleştiren zaman değil mi?
Gönül ister ki; “iyi’ “kötü” arı bakış açılarıyla kinden, kavgadan, tüm anlaşmazlıklardan soyutlanarak değerlendirmek mümkün olsa. Adalet vaktinde gelse, takdir vaktinde edilse. Neyse ki adil olan zaman var elimizde.
Aşk’ı; güle,
sevgiyi; gülen göze,
güzelliği; güzel yüze gömdük.
GÖNÜL kırıldı
Suç hep mevsimlere kaldı…
Aslı Birer
Niyetinin saflığını yakalamış insan için 'başarısızlık' yoktur; sadece öğrenme yolculuğu vardır. Bu öğrenme yolculuğunun tadına doyum olmaz.
Doğan Cüceloğlu
Sayfada kalmaya meraklı değilim ayrıca şu an çok onurluca hakkımı aradım. Kürsüde orada burada polemik yaratıp insanlara laf giydirip boş atıp dolu tutmaya çalışırsanız cevabına da katlanacaksınız. O arkadaşına da söyle gazı doğru bassın. Boş atıp dolu tutacağı biri değilim ben. Çıkardığım sayfa da orada, uzak durun öyleyse benden. Ok.
Şayet ben isem o ciklet yazılarını sayfanıza neden aldınız yakıştımı bu şimdi size? Bu bir, ikincisi de yazdığımın sizin akıntılarınızla hiçbir alakası olmadığı gibi! Sitede şiirlerimin içinden cümleler çekip kendisine şiir yazan biri var sözüm onaydı o da kendini biliyor.
Eğer bana yazdıysanız benim de bir çift lafım olacak elbette ki!
“İki olasılık var:
1) Bence yaşanan, iğrenme değil, yukarıda sözünü ettiğim kendi sayıklamalarından da alıntı yapılmadığı için geçirilen kıskançlıktan çatlama nöbetleri... E, baksanıza, çatırtılar taa nerelerden duyuluyor... muş :)))”
Sizi neden kıskanayım benim hiç kimseye karşı kıskançlık besleyecek bir durumum olmadı şimdiye kadar.
) Gerçekten iğrenme ise... o da, sabahtan akşama kadar gözünü ayıramadığı tuvalet aynasında sürekli kendi suratını gördüğü için uğradığı mide bulantısı... Kesin!
Allah’a şükür kendimden tiksinecek ne fiziksel ne da ima edilen gibi karakteristik bir sıkıntım da yok.
Ben de size acil şifalar diliyorum. Böylece hakkındaki gerçek düşüncelerinizi de öğrenmiş oldum.
Ayrıca sizi sayfamdan kovmadım ben, sadece sayfamda argo kullanılmasından hoşlanmıyorum dedim, sizin tercihiniz di yazmamak.
Şimdi görüyorum ki o günlerde sayfanıza aldığınız ciklet yazılarıymış ne diyebilirim ki? Keşke hiç beni ve sayfamı ve yazılarımı takip etmeseydiniz. Ben aynaya bakınca kendimle gurur duyuyorum.