Et ve kemik ya da damar yapısı ya da iç organlar. Bunların sadece hayatta kalmak için önem arzeden ama aynılarının başka canlılarda da olduğunu düşünürsek. Öyleyse nedir insan?
Beyninin diğer canlılardan daha büyük olması mı? Peki öyleyse neden her insan kılığında olan bu kategoride olamıyor? Biz insana bahşedilmiş öğrenme yeteneği değil miyiz ? Öğrenirken pekiştirme ve üretme yeteneği değil mi bizi diğer canlılardan ayıran, (düşünmeyen insan da dahil) insan için yaşamak sorunsalı olan hayat, puzzle’n en büyük parçasını olan, “ düşünmey”yerine koymazsak yaşamış olmadığımız gerçeğini kabul edelim. Hatta bunu kabul ettikten sonra da doğru düşünmek üzerine öğrenmeyi sürdürelim, ve iyilik kavramını bu doğrultuda hayatımıza yerleştirelim. Temel atılmış ve artık üzerini tuğla ya da daha değerli materyalleri kullanarak örmek kolay olmasa da devam ederiz… elbette ki yolda yürürken dünyanın düzlük olmadığı gerçeğini görecek ve yokuş da tırmanacak, çamura da batacağız. Ama bir gerçek üzerinde yürümek buna değecek. İşte insan olarak geride bıraktığımız tablonun renkleri böyle oluşacak.
“Yani yaşamak sadece çiçek toplamak değildir. Yaşamak bazen de kum çimento harç karıştırmaktır.”
:)) hatırlayanlar olacak bu benzetmeyi. Yani arkadaşım bu hakaret değildi kabalık da değildi bu hayatın en önemli ayrıntısıydı… düşünsenize fiziksel olarak vücut hep iyi olabilir mi? Hastalık da var. Bunlarla mücadele edebilmek demek tıpkı bir inşaat ustası gibi güçlü olmak demektir. Hadi kalın sağlık ve düşünceyle…
Hayat boyu öğrencilik farkındalıklarımızı artırır. Ne güzel anlatılmış aşağıdaki sözde aslında sınırı kendimize yine biz koyarız. Oysa bilgi güncellenmeden olduğu yerde kalırsa, elimizde bir çekiç bir çividen başka bir şey kalmaz. Hatta şiir türleriyle bunu örnekleyelim. Geleneksel şiir tekniklerinin dışında serbest nazım şekliyle benimsenmeyen hala daha yazarlarını da şiirlerini de kabul etmeyen takılı kalmış zihinleri verebilirim.
Ve çok insan elmadaki kurdu fark edemez ancak ısırdığında görür, çünkü dışı kıpkırmızı ve pürüzsüzdür. Ancak farkındalığı yüksek insanlar fark eder elmanın kurtlu olduğunu mutlaka bir nokta şeklinde de olsa emaresi görünür o pürüzsüz kıpkırmızı yüzünde.
İnsan, her iyi durumdan kazanç yaratır ve bunun sonucunda kötüye evirilen sonuçları da yaratır. Aslı Birer Organ bağışıyla hayat kurtarır buluş yapıldı. Ama insan aklının kötü yüzü! Bunu organ mafyasıyla sağlam insanları öldürerek kazanca dönüştürdü.
Öğrenmekten vazgeçtiğin gün bütün duyguların körelir. Vicdan da buna dahil. Aslı Birer
Hayatın neresindeyiz? Hangi köşesinde, hangi karesindeyiz? Neyi nasıl keşfedeceğiz? Neyi nasıl yapacağımız sadece bizim elimizde.”ben bilirim” demeden önce düşünelim. Ne kadar bilsek de mutlaka kaçırdığımız bir ayrıntı vardır. Mesela annesinden yemek yapmayı öğrenen bir çocuk aynısını yapıyor ama gözünden kaçırdığı ufacık bir ayrıntı yüzünden asla annesinin yaptığı yemek kadar lezzetli olmuyor. Bir de; “ben bunları zaten biliyorum “ demek, maalesef hayat okulunda öyle de olsa böyle de olsa bu okulu bitireceğiz. Ama bu düşünce bizim hayatımızı sekteye uğratacak ve sınıfta kalmamıza sebep olacak. Etrafımızda her şeyi bilen her konuda bilgisi olan ne çok insan var değil mi? Bakınız; Edison çalışma odasında kedileri kapıyı tırmalayıp dışarı çıkmak isteyince ikide bir kalkıp kapıyı açmaktan rahatsız olup dikkatinin dağılması üzerine bir marangoz çağırıp kapıya iki delik açmasını ister biri büyük kedi diğeri yavrusu için. Marangoz; bir tane büyük delik ikisine de yeterli olur. Deyince, Edison o an kendisinin de bazen düşünemediğini fark eder. Evet bizler ne kadar bilgi sahibi olsak da insanız ve öğrenmek ömür boyu olduğu gibi farkındalık da bazen dumura uğrayabilir.
Öğrenme isteği her daim baki kalsın ve öğrenme isteği bittiğinde kişilerde maalesef ki ruhsal ölüm gerçekleşir. Bunun sebebi de “her şeyi ben biliyorum” hastalığıdır. Kendimizi köreltmeyelim. Dedim bugün de. Aslı Birer
Bilemiyorum varsa farklı bir araştırma ya da bilgisi olan yazabilir buraya, biz de öğreniriz. Kesin konuşmak yersiz olur böyle bir durumda. Can Yücelin değildir de diyemeyiz, esinlenme olabileceği üzerinde daha çok duruyorum.
Et ve kemik ya da damar yapısı ya da iç organlar. Bunların sadece hayatta kalmak için önem arzeden ama aynılarının başka canlılarda da olduğunu düşünürsek. Öyleyse nedir insan?
Beyninin diğer canlılardan daha büyük olması mı? Peki öyleyse neden her insan kılığında olan bu kategoride olamıyor? Biz insana bahşedilmiş öğrenme yeteneği değil miyiz ? Öğrenirken pekiştirme ve üretme yeteneği değil mi bizi diğer canlılardan ayıran,
(düşünmeyen insan da dahil) insan için yaşamak sorunsalı olan hayat, puzzle’n en büyük parçasını olan, “ düşünmey”yerine koymazsak yaşamış olmadığımız gerçeğini kabul edelim. Hatta bunu kabul ettikten sonra da doğru düşünmek üzerine öğrenmeyi sürdürelim, ve iyilik kavramını bu doğrultuda hayatımıza yerleştirelim. Temel atılmış ve artık üzerini tuğla ya da daha değerli materyalleri kullanarak örmek kolay olmasa da devam ederiz… elbette ki yolda yürürken dünyanın düzlük olmadığı gerçeğini görecek ve yokuş da tırmanacak, çamura da batacağız. Ama bir gerçek üzerinde yürümek buna değecek. İşte insan olarak geride bıraktığımız tablonun renkleri böyle oluşacak.
“Yani yaşamak sadece çiçek toplamak değildir. Yaşamak bazen de kum çimento harç karıştırmaktır.”
:)) hatırlayanlar olacak bu benzetmeyi.
Yani arkadaşım bu hakaret değildi kabalık da değildi bu hayatın en önemli ayrıntısıydı… düşünsenize fiziksel olarak vücut hep iyi olabilir mi? Hastalık da var. Bunlarla mücadele edebilmek demek tıpkı bir inşaat ustası gibi güçlü olmak demektir.
Hadi kalın sağlık ve düşünceyle…
belirlediğimiz dışarıya dönük doğru engellemelerle aslında aklımızın bize koyduğu engelleri aşabiliriz.
Aslı Birer
Hayat boyu öğrencilik farkındalıklarımızı artırır.
Ne güzel anlatılmış aşağıdaki sözde aslında sınırı kendimize yine biz koyarız. Oysa bilgi güncellenmeden olduğu yerde kalırsa, elimizde bir çekiç bir çividen başka bir şey kalmaz.
Hatta şiir türleriyle bunu örnekleyelim.
Geleneksel şiir tekniklerinin dışında serbest nazım şekliyle benimsenmeyen hala daha yazarlarını da şiirlerini de kabul etmeyen takılı kalmış zihinleri verebilirim.
“Sahip olduğunuz tek şey bir çekiçse, her şeyi bir çivi olarak görmeye başlarsınız.” Abraham Maslow
Ve çok insan elmadaki kurdu fark edemez ancak ısırdığında görür, çünkü dışı kıpkırmızı ve pürüzsüzdür. Ancak farkındalığı yüksek insanlar fark eder elmanın kurtlu olduğunu mutlaka bir nokta şeklinde de olsa emaresi görünür o pürüzsüz kıpkırmızı yüzünde.
İnsan içindekileri kendisi besler. Tıpkı elmanın kurdu besleyip fiziki varlığını yok etmesi gibi.
İnsan, her iyi durumdan kazanç yaratır ve bunun sonucunda kötüye evirilen sonuçları da yaratır.
Aslı Birer
Organ bağışıyla hayat kurtarır buluş yapıldı. Ama insan aklının kötü yüzü! Bunu organ mafyasıyla sağlam insanları öldürerek kazanca dönüştürdü.
Öğrenmekten vazgeçtiğin gün bütün duyguların körelir. Vicdan da buna dahil.
Aslı Birer
Hayatın neresindeyiz?
Hangi köşesinde, hangi karesindeyiz?
Neyi nasıl keşfedeceğiz?
Neyi nasıl yapacağımız sadece bizim elimizde.”ben bilirim” demeden önce düşünelim.
Ne kadar bilsek de mutlaka kaçırdığımız bir ayrıntı vardır. Mesela annesinden yemek yapmayı öğrenen bir çocuk aynısını yapıyor ama gözünden kaçırdığı ufacık bir ayrıntı yüzünden asla annesinin yaptığı yemek kadar lezzetli olmuyor. Bir de;
“ben bunları zaten biliyorum “ demek, maalesef hayat okulunda öyle de olsa böyle de olsa bu okulu bitireceğiz. Ama bu düşünce bizim hayatımızı sekteye uğratacak ve sınıfta kalmamıza sebep olacak. Etrafımızda her şeyi bilen her konuda bilgisi olan ne çok insan var değil mi?
Bakınız;
Edison çalışma odasında kedileri kapıyı tırmalayıp dışarı çıkmak isteyince ikide bir kalkıp kapıyı açmaktan rahatsız olup dikkatinin dağılması üzerine bir marangoz çağırıp kapıya iki delik açmasını ister biri büyük kedi diğeri yavrusu için. Marangoz; bir tane büyük delik ikisine de yeterli olur.
Deyince, Edison o an kendisinin de bazen düşünemediğini fark eder. Evet bizler ne kadar bilgi sahibi olsak da insanız ve öğrenmek ömür boyu olduğu gibi farkındalık da bazen dumura uğrayabilir.
Öğrenme isteği her daim baki kalsın ve öğrenme isteği bittiğinde kişilerde maalesef ki ruhsal ölüm gerçekleşir. Bunun sebebi de “her şeyi ben biliyorum” hastalığıdır. Kendimizi köreltmeyelim.
Dedim bugün de.
Aslı Birer
Tereciye tere satmak diye bir deyim de vardı sanki.
En güzeli susma hakkını kullanmak.
Bilemiyorum varsa farklı bir araştırma ya da bilgisi olan yazabilir buraya, biz de öğreniriz. Kesin konuşmak yersiz olur böyle bir durumda. Can Yücelin değildir de diyemeyiz, esinlenme olabileceği üzerinde daha çok duruyorum.