Hayat boyu öğrencilik farkındalıklarımızı artırır. Ne güzel anlatılmış aşağıdaki sözde aslında sınırı kendimize yine biz koyarız. Oysa bilgi güncellenmeden olduğu yerde kalırsa, elimizde bir çekiç bir çividen başka bir şey kalmaz. Hatta şiir türleriyle bunu örnekleyelim. Geleneksel şiir tekniklerinin dışında serbest nazım şekliyle benimsenmeyen hala daha yazarlarını da şiirlerini de kabul etmeyen takılı kalmış zihinleri verebilirim.
Ve çok insan elmadaki kurdu fark edemez ancak ısırdığında görür, çünkü dışı kıpkırmızı ve pürüzsüzdür. Ancak farkındalığı yüksek insanlar fark eder elmanın kurtlu olduğunu mutlaka bir nokta şeklinde de olsa emaresi görünür o pürüzsüz kıpkırmızı yüzünde.
İnsan, her iyi durumdan kazanç yaratır ve bunun sonucunda kötüye evirilen sonuçları da yaratır. Aslı Birer Organ bağışıyla hayat kurtarır buluş yapıldı. Ama insan aklının kötü yüzü! Bunu organ mafyasıyla sağlam insanları öldürerek kazanca dönüştürdü.
Öğrenmekten vazgeçtiğin gün bütün duyguların körelir. Vicdan da buna dahil. Aslı Birer
Hayatın neresindeyiz? Hangi köşesinde, hangi karesindeyiz? Neyi nasıl keşfedeceğiz? Neyi nasıl yapacağımız sadece bizim elimizde.”ben bilirim” demeden önce düşünelim. Ne kadar bilsek de mutlaka kaçırdığımız bir ayrıntı vardır. Mesela annesinden yemek yapmayı öğrenen bir çocuk aynısını yapıyor ama gözünden kaçırdığı ufacık bir ayrıntı yüzünden asla annesinin yaptığı yemek kadar lezzetli olmuyor. Bir de; “ben bunları zaten biliyorum “ demek, maalesef hayat okulunda öyle de olsa böyle de olsa bu okulu bitireceğiz. Ama bu düşünce bizim hayatımızı sekteye uğratacak ve sınıfta kalmamıza sebep olacak. Etrafımızda her şeyi bilen her konuda bilgisi olan ne çok insan var değil mi? Bakınız; Edison çalışma odasında kedileri kapıyı tırmalayıp dışarı çıkmak isteyince ikide bir kalkıp kapıyı açmaktan rahatsız olup dikkatinin dağılması üzerine bir marangoz çağırıp kapıya iki delik açmasını ister biri büyük kedi diğeri yavrusu için. Marangoz; bir tane büyük delik ikisine de yeterli olur. Deyince, Edison o an kendisinin de bazen düşünemediğini fark eder. Evet bizler ne kadar bilgi sahibi olsak da insanız ve öğrenmek ömür boyu olduğu gibi farkındalık da bazen dumura uğrayabilir.
Öğrenme isteği her daim baki kalsın ve öğrenme isteği bittiğinde kişilerde maalesef ki ruhsal ölüm gerçekleşir. Bunun sebebi de “her şeyi ben biliyorum” hastalığıdır. Kendimizi köreltmeyelim. Dedim bugün de. Aslı Birer
Bilemiyorum varsa farklı bir araştırma ya da bilgisi olan yazabilir buraya, biz de öğreniriz. Kesin konuşmak yersiz olur böyle bir durumda. Can Yücelin değildir de diyemeyiz, esinlenme olabileceği üzerinde daha çok duruyorum.
Eğer şiiri için de Çok iddialarda bulunuldu Can Yücele ait olmadığı. Ben bu şiiri okuduğumda Can yücele ait olduğunu ve ondan izler taşıdığını. Düşünüyorum.
Zaten aksini ispatlayacak bir sahibi de çıkmamış anonim kabul edilmiş.
o kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer… belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine derince bakmasalardı eğer… çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de, kalp,göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer…düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman meydan savaşlarında korkular aşkı ağır yaralamasaydı eğer… rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer… uykusuzluklar yıkıp geçmezdi kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer… gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden de onlar payını almasaydı eğer… ıssızlığa teslim olmazdı sahiller, kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer…sen gittikten sonra yalnız kalacağım yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse? evet sevgili, kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer…
Hayat boyu öğrencilik farkındalıklarımızı artırır.
Ne güzel anlatılmış aşağıdaki sözde aslında sınırı kendimize yine biz koyarız. Oysa bilgi güncellenmeden olduğu yerde kalırsa, elimizde bir çekiç bir çividen başka bir şey kalmaz.
Hatta şiir türleriyle bunu örnekleyelim.
Geleneksel şiir tekniklerinin dışında serbest nazım şekliyle benimsenmeyen hala daha yazarlarını da şiirlerini de kabul etmeyen takılı kalmış zihinleri verebilirim.
“Sahip olduğunuz tek şey bir çekiçse, her şeyi bir çivi olarak görmeye başlarsınız.” Abraham Maslow
Ve çok insan elmadaki kurdu fark edemez ancak ısırdığında görür, çünkü dışı kıpkırmızı ve pürüzsüzdür. Ancak farkındalığı yüksek insanlar fark eder elmanın kurtlu olduğunu mutlaka bir nokta şeklinde de olsa emaresi görünür o pürüzsüz kıpkırmızı yüzünde.
İnsan içindekileri kendisi besler. Tıpkı elmanın kurdu besleyip fiziki varlığını yok etmesi gibi.
İnsan, her iyi durumdan kazanç yaratır ve bunun sonucunda kötüye evirilen sonuçları da yaratır.
Aslı Birer
Organ bağışıyla hayat kurtarır buluş yapıldı. Ama insan aklının kötü yüzü! Bunu organ mafyasıyla sağlam insanları öldürerek kazanca dönüştürdü.
Öğrenmekten vazgeçtiğin gün bütün duyguların körelir. Vicdan da buna dahil.
Aslı Birer
Hayatın neresindeyiz?
Hangi köşesinde, hangi karesindeyiz?
Neyi nasıl keşfedeceğiz?
Neyi nasıl yapacağımız sadece bizim elimizde.”ben bilirim” demeden önce düşünelim.
Ne kadar bilsek de mutlaka kaçırdığımız bir ayrıntı vardır. Mesela annesinden yemek yapmayı öğrenen bir çocuk aynısını yapıyor ama gözünden kaçırdığı ufacık bir ayrıntı yüzünden asla annesinin yaptığı yemek kadar lezzetli olmuyor. Bir de;
“ben bunları zaten biliyorum “ demek, maalesef hayat okulunda öyle de olsa böyle de olsa bu okulu bitireceğiz. Ama bu düşünce bizim hayatımızı sekteye uğratacak ve sınıfta kalmamıza sebep olacak. Etrafımızda her şeyi bilen her konuda bilgisi olan ne çok insan var değil mi?
Bakınız;
Edison çalışma odasında kedileri kapıyı tırmalayıp dışarı çıkmak isteyince ikide bir kalkıp kapıyı açmaktan rahatsız olup dikkatinin dağılması üzerine bir marangoz çağırıp kapıya iki delik açmasını ister biri büyük kedi diğeri yavrusu için. Marangoz; bir tane büyük delik ikisine de yeterli olur.
Deyince, Edison o an kendisinin de bazen düşünemediğini fark eder. Evet bizler ne kadar bilgi sahibi olsak da insanız ve öğrenmek ömür boyu olduğu gibi farkındalık da bazen dumura uğrayabilir.
Öğrenme isteği her daim baki kalsın ve öğrenme isteği bittiğinde kişilerde maalesef ki ruhsal ölüm gerçekleşir. Bunun sebebi de “her şeyi ben biliyorum” hastalığıdır. Kendimizi köreltmeyelim.
Dedim bugün de.
Aslı Birer
Tereciye tere satmak diye bir deyim de vardı sanki.
En güzeli susma hakkını kullanmak.
Bilemiyorum varsa farklı bir araştırma ya da bilgisi olan yazabilir buraya, biz de öğreniriz. Kesin konuşmak yersiz olur böyle bir durumda. Can Yücelin değildir de diyemeyiz, esinlenme olabileceği üzerinde daha çok duruyorum.
***Elma içinde ki **KURDU** kendisi besler” Vezir bey bu söz bana ait.
E.E Cummings'in değil ki. Ve açılımı da var. Buraya yazmıyorum sadece.
Eğer şiiri için de
Çok iddialarda bulunuldu Can Yücele ait olmadığı. Ben bu şiiri okuduğumda Can yücele ait olduğunu ve ondan izler taşıdığını. Düşünüyorum.
Zaten aksini ispatlayacak bir sahibi de çıkmamış anonim kabul edilmiş.
o kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer…
belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine derince bakmasalardı eğer…
çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de,
kalp,göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer…düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman
meydan savaşlarında korkular aşkı ağır yaralamasaydı eğer…
rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer…
uykusuzluklar yıkıp geçmezdi kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer…
gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden de onlar payını almasaydı eğer…
ıssızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer…sen gittikten sonra yalnız kalacağım
yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse? evet sevgili,
kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer…