Küçük bir kasabada yaşıyordu Ayşe ve ailesi. Büyükanne ve büyükbaba iki erkek kardeşiyle birlikte Ataerkil bir ailenin tek kızıydı. Ayşe zekice bir kızdı her şeyi fark eden ama bir türlü konuşamayan, aynı zamanda içine kapanık bir kişiliğe sahipti. ağabeylerini çok sever zaman zaman da onları kıskanırdı. Mesela yemek yenileceği zaman Ayşe annesiyle birlikte masa hazırlar herkes masaya oturduktan sonra otururdu. masadan sürekli bir şeyler istenir ve sürekli kalkmak zorunda kalırdı. sanki evin diğer fertlerine hizmet etmek zorundaymış gibi. Böyle öğretmişti annesi Ayşe'ye: kız çocukları yemek yapar, ev işleri yapar, ev halkının ihtiyaçlarını karşılar. Evi çekip çeviren kadındır. koşulsuz şartsız evde her işi üstlenmek zorundadır. Büyüklerine cevap veremezsin çok ayıp! senden bir şey istendiğinde sakın ha "hayır" deme çok ayıp olur! hanım hanımcık ol kimseye saygısızlık etme. Sonra bize laf gelir aman ha! Ayşe hep itaat etmeyi öğrenir ailesinden. Ayşe hayaller kuruyor gene de.
" Hayallere dokunmaya kimin gücü yeter ?"
Günler böyle akıp geçerken Ayşe günden güne büyümekte serpilmektedir. iri siyah gözleri gece kadar güzel ama bir o kadar da karanlıktı. öğretmen olmaktı hayali, Binlerce kız çocuğu yetiştirecekti Ayşe.
Hayvanları vardı ve geçimlerinin büyük bir kısmını hayvancılıkla sağlıyorlardı. İnekleri, koyunları, tavukları onlarla akşamları Ayşe ilgilenir yemlerdi hayvanları. Bir gün yine bir akşam vakti hayvanlara yem vermek için ahıra gitti genç kız aniden kolunu sıkıca biri tuttu o korkuyla titreyerek kısık bir sesle korku nidası attı. Dönüp baktığında: hay Allah Ahmet abi sen miydin çok korktum diyerek amcasının oğluna biraz da sinirlenerek tekrar işini yapmaya koyuldu.
Ama Ahmet: Seni ben alacam kimseye yar etmem! Ayşe; Sen benim ağabeyim sayılırsın o ne biçim laf öyle Ahmet ; gözünü bile kırpmadan kızcağızı etkisiz hale getirip kötü ve çirkin emellerine Ayşe'yi kurban etmiş ve pişkin pişkin sanki hiçbir şey olmamış gibi oradan ayrıldı.
Zavallı kız ne yapacağını bilmiyor panik içinde ahırda bir sağa bir sola volta atıyor, adeta delirmiş gibi ne yapacağım ben şimdi? Allah'ım ben ne yapacağım diye adeta gök kubbeyle yer birleşmişte altında kalmışçasına azap çekiyordu. Annesinin sesi duyuldu kapının önünde, Ayşe gel artık ne yapıyorsun orada?
Zavallı kız zoraki seslendi annesine geliyorum, diyebildi ancak. Sanki büyük bir suç işlemiş, kirlenmiş gibi yüzü kızarıyordu kendini iğrenç hissediyordu...
sayfa 1
Yazan Ata kızı
"devam edecek"
Not: hikayedeki olaylar ve kişiler tamamen hayal ürünüdür.
Tamam, saygıda eşitlik olmazsa bir taraf ezilmez mi? sevmek zorunda değiliz, sevgiyi eşit olarak ölçmek mümkün olabilir mi? ancak, karşılıklı anlayış ve saygıyla yeterli sevgi de oluşur. Böylece bir taraf pasif kalmaz denge de sağlanmış olur. saflıktan kastım; sizin sevgi diye tanımladığınız duygusal bağımlılık. Saygı görmediği halde pasif olmayı göze almasından kaynaklanır. Halbuki sevilmenin ilk şartı saygın olmaktır. Bu şartı yeterince sağlayamayan taraf kendi isteği ile pasif olmayı ya bilerek ya da farkında olmadan kabullenir. ben de bunun doğru olmadığını savunuyorum.
Hani eski bir inanış vardı kadın erkek ilişkilerinde bir taraf üstün olup diğerini idare etmeli diye. Bence bu tam bir saflık çünkü ezilen taraf daima pasif kalan taraftır ve bu bana çok adaletsiz gelir. Ama eşitlik olduğunda kavgalar bile anlamlı olur ve pozitif sonuç verir. Hatta ayrılma gibi bir karar verilse bile iki tarafta bilir ki sağlıklı olan budur ve dostça ayrılına bilir.
Akşamdan şekere yatırdım ondandır.
Yüreğini gönder bana bir karanfil olsun yanında, içimi dökeceğim, açabil diye…
Ata kızı
"Herkesin istediği gibi yaşadığı uzak bir ülkenin özlemini duyuyorum."
"Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma derdi; boş yere mağaramdan çıkarma beni. "
"Hep geçer diyorlar ya Olric. Sence geçer mi?
Geçer elbet efendim; bazısı teğet geçer, bazısı deler geçer, bazısı deşer geçer, bazısı parçalar geçer. Ama mutlaka geçer."
"Seni tanımadan önce ağaçların çiçek açtığı ve yaprak döktüğü mevsimleri hep kaçırırdım."
"Çünkü sevmek yarıda kalan bir kitaba devam etmek kadar kolay bir iş değildi."
"Oysa bizim bütün güzeIIiğimiz, yaşadıkIarımızIa düşündükIerimiz arasındaki acıkIı çeIişkinin yansımaIarından ibaretti."
"Hayatı daha ne kadar ıskalayacağız Olric? Oklarımız bitene kadar efendim."
O.A
Ne olacaktı gözlerine baksaydım sevecek miydin gök yüzümü?
Ata kızı
Siz bilmezsiniz albayım, insanlık tek başına kollarımda can verdi. Yanında kimseler yoktu.
O.A
KARDELEN
Küçük bir kasabada yaşıyordu Ayşe ve ailesi. Büyükanne ve büyükbaba iki erkek kardeşiyle birlikte Ataerkil bir ailenin tek kızıydı. Ayşe zekice bir kızdı her şeyi fark eden ama bir türlü konuşamayan, aynı zamanda içine kapanık bir kişiliğe sahipti. ağabeylerini çok sever zaman zaman da onları kıskanırdı. Mesela yemek yenileceği zaman Ayşe annesiyle birlikte masa hazırlar herkes masaya oturduktan sonra otururdu. masadan sürekli bir şeyler istenir ve sürekli kalkmak zorunda kalırdı. sanki evin diğer fertlerine hizmet etmek zorundaymış gibi. Böyle öğretmişti annesi Ayşe'ye: kız çocukları yemek yapar, ev işleri yapar, ev halkının ihtiyaçlarını karşılar. Evi çekip çeviren kadındır. koşulsuz şartsız evde her işi üstlenmek zorundadır. Büyüklerine cevap veremezsin çok ayıp! senden bir şey istendiğinde sakın ha "hayır" deme çok ayıp olur! hanım hanımcık ol kimseye saygısızlık etme. Sonra bize laf gelir aman ha! Ayşe hep itaat etmeyi öğrenir ailesinden. Ayşe hayaller kuruyor gene de.
" Hayallere dokunmaya kimin gücü yeter ?"
Günler böyle akıp geçerken Ayşe günden güne büyümekte serpilmektedir. iri siyah gözleri gece kadar güzel ama bir o kadar da karanlıktı. öğretmen olmaktı hayali, Binlerce kız çocuğu yetiştirecekti Ayşe.
Hayvanları vardı ve geçimlerinin büyük bir kısmını hayvancılıkla sağlıyorlardı. İnekleri, koyunları, tavukları onlarla akşamları Ayşe ilgilenir yemlerdi hayvanları. Bir gün yine bir akşam vakti hayvanlara yem vermek için ahıra gitti genç kız aniden kolunu sıkıca biri tuttu o korkuyla titreyerek kısık bir sesle korku nidası attı. Dönüp baktığında: hay Allah Ahmet abi sen miydin çok korktum diyerek amcasının oğluna biraz da sinirlenerek tekrar işini yapmaya koyuldu.
Ama Ahmet: Seni ben alacam kimseye yar etmem!
Ayşe; Sen benim ağabeyim sayılırsın o ne biçim laf öyle
Ahmet ; gözünü bile kırpmadan kızcağızı etkisiz hale getirip kötü ve çirkin emellerine Ayşe'yi kurban etmiş ve pişkin pişkin sanki hiçbir şey olmamış gibi oradan ayrıldı.
Zavallı kız ne yapacağını bilmiyor panik içinde ahırda bir sağa bir sola volta atıyor, adeta delirmiş gibi ne yapacağım ben şimdi? Allah'ım ben ne yapacağım diye adeta gök kubbeyle yer birleşmişte altında kalmışçasına azap çekiyordu. Annesinin sesi duyuldu kapının önünde,
Ayşe gel artık ne yapıyorsun orada?
Zavallı kız zoraki seslendi annesine geliyorum, diyebildi ancak. Sanki büyük bir suç işlemiş, kirlenmiş gibi yüzü kızarıyordu kendini iğrenç hissediyordu...
sayfa 1
Yazan Ata kızı
"devam edecek"
Not: hikayedeki olaylar ve kişiler tamamen hayal ürünüdür.
Tamam, saygıda eşitlik olmazsa bir taraf ezilmez mi? sevmek zorunda değiliz, sevgiyi eşit olarak ölçmek mümkün olabilir mi? ancak, karşılıklı anlayış ve saygıyla yeterli sevgi de oluşur. Böylece bir taraf pasif kalmaz denge de sağlanmış olur. saflıktan kastım; sizin sevgi diye tanımladığınız duygusal bağımlılık. Saygı görmediği halde pasif olmayı göze almasından kaynaklanır. Halbuki sevilmenin ilk şartı saygın olmaktır. Bu şartı yeterince sağlayamayan taraf kendi isteği ile pasif olmayı ya bilerek ya da farkında olmadan kabullenir. ben de bunun doğru olmadığını savunuyorum.
Umut bey, sevgide eşitlik olsa mükemmel olur ama ben saygıda eşitlikten bahsettim.
Hani eski bir inanış vardı kadın erkek ilişkilerinde bir taraf üstün olup diğerini idare etmeli diye. Bence bu tam bir saflık çünkü ezilen taraf daima pasif kalan taraftır ve bu bana çok adaletsiz gelir. Ama eşitlik olduğunda kavgalar bile anlamlı olur ve pozitif sonuç verir. Hatta ayrılma gibi bir karar verilse bile iki tarafta bilir ki sağlıklı olan budur ve dostça ayrılına bilir.
her şey denge üzerine kurulu insan ilişkileri de öyle:)