Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Kasır Galı
Kasır Galı

Issız bir çığlığı ayak izlerinden tanırım, Kör aynalarda saklansa bile.....

  • Bir toplumun şuur boyutu11.05.2026 - 14:28

    Işıklar çoğaldıkça kararan sokakları düşünüyorum....

  • Bir bukle şiir bırak11.05.2026 - 14:14

    Bi sol salim ölseydik


    O aptal kıyametin kollarında
    Rahat ve güvende uyuyanlar
    Şer gecelerde şarikada mesela
    Çarelerden çare beğenirken
    Korkunç bir mutluluğa tutulan yarın
    Yarın ve tekrarlamak
    Tekrarlamak nasılsa tekrarlanmak
    Ne hikmetse o cazip yarıncılık
    Düş buharında yıkanmak gibi tekrarlamak

    Yırtık gülümsemelerden süzülen yalan
    Farzet ki ginzaya içmek için gitti derviş
    Kibar ve sevecen bir kapıya dayanıp
    Vahşi zevklerden kaçınmadan
    Yarasını eûzu besmele ile kaşıyordu
    Nasılsa içimizdeki kırıklar kavmi
    Kendini ululardan ulu sanıyordu

    Sahilde bir hastane sipariş edelim
    Balık öldü ben zaten kurtulamadım
    Balık öldü ben zaten kurtulamadım
    Henüz birlikte atladığımız bir deniz yok
    Yok Kumkapı yok bizans sarayı
    Hangi telgraf kefilimiz olur
    Polis mi ambulans mi kimin sireni

    Gece yarılıyor isrâ isrâ bir geçiş
    Karanlıkta devleşen gövdeler
    Ayık bir avlu bulup da nerede çürüyecek
    Yarasını hâlâ Allah gibi kaşıyan o kendinden geçiş..

    Feyz Kariha

  • Müzik kutusu11.05.2026 - 14:01

  • Bir bukle şiir bırak07.05.2026 - 13:36


    BİR ŞEHRİBAN NAMESİ


    I.

    / Oysa akdimiz vardı, cümle âlem içinde
    Âlem elin içinde, el âlemin içinde /


    Merhaba Şehriban’ım, Şehriban’ım merhaba
    Akşamın meltemiydin, sabaha bad-ı saba
    Sen ki elvan elvandın, benim lalezarımda
    Sen ki gönlümde billur, bir nur intizarımda
    Bugün ay ışığında, gök kubbeye boyandım
    Gün ağardı, güneşli, bir sabaha uyandım
    Ufkunda kulaç kulaç, yüzdüğüm umman vardı
    Gönlüne sığındığım, kutsi bir liman vardı
    Aşkın girizgâhında, yazıldım bu girdaba
    Merhaba Şehriban’ım, Şehriban’ım merhaba

    Bilir misin her gece, sen vardın düşlerimde
    Ben düşümün peşinde, düşüm benim peşimde
    Halel gelmesin diye, iblisi kovuyordum
    Şaşkın mahmur ve bitap, alnımı ovuyordum
    Cühelâ idim yandım, ulemadan feyz aldım
    Omzuna yünden aba, boynuna ipek şaldım
    Seherleri buz kestim, soğuk bir tadım vardı
    Evvelce gayri mühim, malûm bir adım vardı
    Kifayetsiz bir sondun, hicrandın gülüşümde
    Bilir misin her gece, seni gördüm düşümde

    Sevdiceğim cananım, dem geçtim gözlerinden
    Sırma çanaklarından, pirinç güğümlerinden
    Hiç görmedin, bilmedin, lale devriydi zaman
    Suretim neyzen idi, siretim içli keman
    Rüzgâr şarkı söylerdi, fırtınalar duyardı
    Baharda kelebekler, hep rüzgâra uyardı
    Kulağımda ezgiler, elimde sazım vardı
    Kalubelada akdim, sıratta yazım vardı
    Meczup olup sakındım, uzak durdum yörenden
    Sevdiceğim cananım, dem geçtim gözlerinden

    Fuzuli'yle hasbihal, ettim şikâyetinde
    Rezil rüsva ağlaştık, soldum kıyametinde
    Zerre-i miskal her söz, ziynetti gerdanıma
    Firuze bakışların, güneşti zindanıma
    Gâh muhabbet ile sardım, buzdan dudaklarımı
    Gâh dilimi dağladım, yaktım dudaklarımı
    Dimağımı zorlayan, âşık damarım vardı
    Yanağımda okkalı, kendi şamarım vardı
    Baki çaldı kapımı, divan eteklerinde
    Fuzuli'yle hasbihal, ettim şikâyetinde



    II.

    / Oysa bir seyyah idim, evvel zaman içinde
    Zaman benim içimde, ben zamanın içinde /


    Her güne ayrı yazdım, her beyit beytü’l-gazel
    Vuslatın bahçesinde, yâdıma düştü ecel
    Hiçbir ilaç inan ki, çare değil ağrıma
    Senin en çok sükûtun, gidiyor ağırıma
    Ah ettim eyvah ettim, yine de tükenmedim
    Açtım avuçlarımı, elife mim ekledim
    Ruhumda kor cehennem, ahvalde püryan vardı
    Sensiz cennette bile, çeşm-i giryanım vardı
    Güzeller çirkin oldu, çirkinler ise güzel
    Her güne ayrı yazdım, her beyit beytü’l-gazel

    Mahşerin ortasında, ezan-ı dil aradım
    Kevser tasında yağmur, ateş tasında kardım
    Çehrem nâr-ı cehennem, ruhumda zebaniler
    Paçamdan hiçbir türlü, düşmedi haramiler
    Mazinin kollarında, sırtım delik deşikti
    Oysa tek arzuhâlim, aşiyan bir eşikti
    Ne bahtiyar cemalim, ne de huzurum vardı
    Gani gani efkârım, gizli gururum vardı
    Derin yaralarıma, yine kendim yaradım
    Mahşerin ortasında, ezan-ı dil aradım

    Vakit ayrılık vakti, usulca gidiyorum
    Tut ki sana gelmedim, ben bana dönüyorum
    Kaç segâh geçti bilmem, kaç nihavent mevsimi
    Sultaniyegâh sandım, düştü hicaz iklimi
    Sefil oldum biçare, önce düştüm gümraha
    Suretin hatırladım, eriştim inşiraha
    Varlığın yokluğumken, senli dilşadım vardı
    Yokluğunu var saydım, kayıp irşadım vardı
    Şimdilerde Mevla’ya, hep niyaz ediyorum
    Vakit ayrılık vakti, usulca gidiyorum

    Hoşça kal Şehriban’ım, Şehriban’ım hoşça kal
    Sen şendin, sen şadandın, canandın, hep öyle kal
    O narin duruşunla, kristal bir edaydın
    Sımsıcak gülüşünle, kubbede hoş sedaydın
    Sevdamız bu lisanda, dolunay batmasıydı
    Divane pervanenin, şem ile yatmasıydı
    Boynumda bir Zülfikar, yürekte zarım vardı
    Ölmeden girilecek, külden mezarım vardı
    Bu artık veda değil, bu artık son intikal
    Hoşça kal Şehriban’ım, Şehriban’ım hoşça kal


    Yıldırım UZUN

  • Bir bukle şiir bırak06.05.2026 - 10:17

    Mümkünüm Yok


    plastik tadında yediğim içtiğim
    yaz kış gözlerimi örseliyor duvar
    paslanıyor demir gelip boyuyorlar
    hep aynı renkte ölemem
    beton tuttu ayaklarım dışarda kar
    karın altında toprak nasıl hasretim
    bir kuşun kanatları geçiyor üzerimden
    bin kanat bakıyorum parmaklığa
    aklı gidiyor nöbetçinin

    kırk yıllık yoldan tanırım ben soğukları
    ama asıl baharların erbabıyım
    yine yorgun argın aşacak dağları
    yine kapıma yıkılacak karanfil
    elleriyle koymuş gibi bulacaklar
    badem mi olur erik mi çağla mı
    kendi dalından asacaklar baharı
    kaç yıl oldu alışamadım
    mümkünüm yok bu kez firarım

    aklı gidiyor nöbetçinin tüfek tüfek kalıyor
    tezkeresi yakın hırsla parmaklarını sayıyor
    göz gez arpacık bakıyor fena bakıyor
    gece dehşetli uzuyor duvarı iniyorum
    toprağa basmalıyım bir kuşu uçmalıyım
    deli esmeli poyraz bir dal parçası azbiraz
    mutlak duvarı aşmalı yoksa duramam
    gövdemi mıhlasalar bahara kalamam
    mümkünüm yok bu kez firarım

    hırsla parmaklarını sayıyor baştan sayıyor
    tezkeresi yakın düşleri kayıyor
    apansız bin basamak nöbetçi kulesi
    yapayalnız ağzında uçurumun apansız
    kar etmiyor parka ah ne çocukça ıslık
    beter üşüyor tetik otomatiğe düşüyor
    ben bahara kalamam ay batarken
    şafak şafak açarken yaban süseni ben
    yalnayak fırlıyorum duvarın dibinden

    bir ses canavarlaşacak ardımdan
    döne döne sırtımı yakacak
    ciğerimi bulacak beni toprağa yıkacak
    vu-ra-cak mümkünü yok
    bir ödül bir tezkere alacak
    karaköy'de bir orospuyla yatacak
    kaç bahar büyüğüm ondan
    onda hiç bahar açmayacak
    mümkünüm yok bu kez firarım

    Nevzat Çelik

  • Bir bukle şiir bırak05.05.2026 - 15:54

    En Hüzünlü Şiir


    Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim

    Yazabilirim örneğin; “Gece yıldızla dolu
    ve yıldızlar masmavi titreşiyor uzakta`

    Şarkı söyleyip esiyor gece rüzgârı.

    Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim...
    Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara

    Buna benzer gecelerde sarıldım kollarımla
    Defalarca öptüm onu sonsuz göğün altında

    Sevdi beni o, ben de onu sevdim bir ara
    O koca, masum gözler sevilmez miydi ama?

    Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
    Onu tutamadığımı, kaybettiğimi düşünmek

    Dinlemek uçsuz bucaksız geceyi, onsuz daha tenha kalan
    Ve şiir… Çime düşen çiy gibi düşer cana.

    Ne çıkar sevdam onu tutamadıysa...
    Gece yıldızla dolu ve yanımda değil o...
    Hepsi bu...

    Şarkı söylüyor uzaklarda biri. Çook uzaklarda...
    Ruhum kayboldu onsuzlukta…

    Gözlerim onu arıyor geri getirirmiş gibi, yüreğim onu.
    Ve yanımda değil o...

    Aynı gece ağartıyor aynı ağaçları
    Bir zamanlardaki biz, artık aynı değiliz

    Sevmiyorum artık onu doğrudur, oysa ne çok sevmiştim...
    Sesim rüzgârı kollardı kulağına değmek için

    Başkasının… Bir başkasının olacak...
    Sesi, ışıltılı teni, derin gözleri...
    Bir zaman öpüşlerime ait olduğu gibi...

    Artık sevmiyorum ya... severim yine belki.
    Sevda o denli kısa, nisyan öyle uzun ki...

    Çünkü benzer gecelerde sarıldım kollarımla
    Kaybolup gider ruhum onsuzlukta...
    Bu bana yaşattığı en son acı
    Ona yazdığım en son şiir de olsa

    Çeviri: Betül Akdağ

    Pablo Neruda

  • Bir bukle şiir bırak06.06.2023 - 12:45

    SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?


    Sizin hiç babanız öldü mü?
    Benim bir kere öldü kör oldum
    Yıkadılar aldılar götürdüler
    Babamdan ummazdım bunu kör oldum
    Siz hiç hamama gittiniz mi?
    Ben gittim lambanın biri söndü
    Gözümün biri söndü, kör oldum
    Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
    Şöylelemesine maviydi kör oldum
    Taşlara gelince hamam taşlarına
    Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
    Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
    Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
    Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
    Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?


    Cemal Süreya

  • Bir bukle şiir bırak18.05.2023 - 13:21

    Aşkla Sana


    alnını
    dağ ateşiyle ısıtan
    yüzünü
    kanla yıkayan dostum
    senin
    uyurken dudağinda gülümseyen bordo gül
    benim kalbimi harmanlayan isyan olsun
    şimdi dingin gövdende
    uğultuyla büyüyen sessizlik
    birgün benim elimde
    patlamaya sabırsız mavzer olsun
    başını omzuma yasla
    göğsümde taşıyayım seni
    gövdem gövdene can olsun

    söyle bana ey
    ölümün açıklayıcı pervanesi
    hangi yavru tek başına yiğittir
    hangi yangın bir başına söndürülür
    ah herkes susuyor
    hiçkimse bilmiyor içimin yangınını
    ah herkes mi susuyor
    kalbimi kalbine bağladığım dostum
    ah herkes mi susuyor
    kalbi kalbimize benzeyen dostlar
    bir çarmıh gibi bırakıyorken kendini dünyaya
    hayatın ateş renkli kelebekleri
    bir bir tutuluyorken korkunç koleksiyonlar için
    ah herkes mi susuyor

    bağırsam içimdeki dehşeti
    hırsım deler mi toprağı
    beni
    acısıyla onduran
    dostumu
    aşkla vurduran hayat
    sana
    yaşananla harlanan bağrımın sevdasını akıttım
    dünyanın yeni baharına
    çatlarken kadim güneş
    bağrım delinirken fidanların kanıyla
    anamın doğurgan karnıdır diye
    sevgilimin sütlenecek göğsüdür diye
    dostumun üretken gülüdür diye
    sana bağlandım
    sana sarıldım

    beni umutsuz koma
    tarihle avutma beni
    çünki aşkla sınanmışım sana
    sana yangınla, suyla, ateşle
    ölümle, yaprakla, şiirle sınanmışım
    ey yaşarken kanayan acı
    şimşekli gök, tufan, kan fırtınası
    uçurum kıyısında hızla büyüyen ot
    yapraksız bir ölümün anısı için
    körpecik kuzuların derisi için
    beni tarihle avutma
    umutsuz koma beni

    akıtsam deliren sevdamı
    köpürürmü hayatı besleyen su
    ey benim
    yedi başlı kartalım
    her başını
    bir dağ başlangıcında koyanım
    senin
    böyle diri bir akarsu gibi kıvrılan gövdendir
    bizim aşkımızı solduranların korkusu
    çünki elbette bir su
    kendi akacağı toprağın sertliğini bilir
    ve suyun gövdesiyle yırtılınca toprak
    artık ırmak mı ne denir
    işte devrim
    ona benzer bir akışın hızına denir
    yarın ne olur bilirim ben
    bahar gelir, otlar büyür
    ölüm de yapraklanır
    bir dağ bulur uzun uzun bakarım
    bir çam ağacı gölgesi
    güzel kokular veren
    bir damla güneş görünce
    sana da gülümseyeceğim yarin

    şimdi senin uzanıp yattığın otlarda
    yarın yeni bir yeşillik büyüyecek

    Arkadaş Zekai Özger

  • Bir bukle şiir bırak15.05.2023 - 10:24

    ÜÇ DİL


    En azından üç dil bileceksin
    En azından üç dilde
    Ana avrat dümdüz gideceksin
    En azından üç dil bileceksin
    En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
    En azından üç dil
    Birisi ana dilin
    Elin ayağın kadar senin
    Ana sütü gibi tatlı
    Ana sütü gibi bedava
    Nenniler, masallar, küfürler de caba
    Ötekiler yedi kat yabancı
    Her kelime arslan ağzında
    Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla
    Kök sökercesine söküp çıkartacaksın
    Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
    Her kelimede bir kat daha artacaksın

    En azından üç dil bileceksin
    En azından üç dilde
    Canımın içi demesini
    Kırmızı gülün alı var demesini
    Nerden ince ise ordan kopsun demesini
    Atın ölümü arpadan olsun demesini
    Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
    İnsanın insanı sömürmesi
    Rezilliğin dik alası demesini
    Ne demesi be
    Gümbür gümbür gümbür demesini becereceksin

    En azından üç dil bileceksin
    En azından üç dilde
    Ana avrat dümdüz gideceksin
    En azından üç dil
    Çünkü sen ne tarih ne coğrafya
    Ne şu ne busun
    Oğlum Mernus
    Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.

    BEDRİ RAHMİ EYUBOĞLU

  • Bir bukle şiir bırak10.05.2023 - 13:21

    Endülüs'te Raks


    Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı...
    Şevk akşamında Endülüs üç def'a kırmızı...

    Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.
    İspanya neşesiyle bu akşam bu zildedir.

    Yelpâze çevrilir gibi birden dönüşleri,
    İşveyle devriliş, saçılış, örtünüşleri...

    Her rengi istemez gözümüz şimdi aldadır;
    İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır.

    Alnında halka halkadır âşüfte kâkülü,
    Göğsünde yosma Gırnata'nın en güzel gülü...

    Altın kadeh her elde, güneş her gönüldedir;
    İspanya varlığıyle bu akşam bu güldedir.

    Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi;
    Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi...

    Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli...
    Şeytan diyor ki sarmalı, yüz kerre öpmeli..



    Gözler kamaştıran şala, meftûm eden güle,
    Her kalbi dolduran zile, her sîneden: 'Ole!'


    Yahya Kemal Beyatlı