Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Kasır Galı
Kasır Galı

Issız bir çığlığı ayak izlerinden tanırım, Kör aynalarda saklansa bile.....

  • Bir bukle şiir bırak02.02.2023 - 08:54

    Eğer

    o kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
    arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
    utanılacak bir şey değildir ağlamak,
    yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer…
    belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
    öylesine derince bakmasalardı eğer…
    çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de,
    kalp,göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer…

    düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman
    meydan savaşlarında korkular aşkı ağır yaralamasaydı eğer…
    rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
    tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer…
    uykusuzluklar yıkıp geçmezdi kısacık kestirmelerin ardından,
    dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer…
    gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
    ihanetinden de onlar payını almasaydı eğer…
    ıssızlığa teslim olmazdı sahiller,
    kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer…

    sen gittikten sonra yalnız kalacağım
    yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse?

    evet sevgili,
    kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
    kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
    mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer…

    Can Yücel

  • Bir bukle şiir bırak01.02.2023 - 10:40

    Deli kadınlar


    Ruhları deli kadınları seveceksin
    Gülüşünden öpeceksin
    Tenine keşfedilmemiş
    Mavi bir coğrafya çizeceksin
    Sesine nefesine sarılacaksın
    Dokunuşunda deva,
    Bakışında merhamet,
    Sarılışında insanlığı bulacaksın
    Bütün doğruların canı cehenneme diyeceksin..

    Destan Özden

  • Bir bukle şiir bırak25.01.2023 - 16:53

    Ölmüş Serçeler Destanlaması

    nedir kopup kopup dönmek kandillerde
    gözlerine değil ellerine dokunacaksın
    gariplerin uğramadığı evlerde
    öğretiler, söylevler ve goncalanmış çiçekleri bulamayacaksın
    kimsesizliğini haykırıyor yalancı kalabalığı şehrin
    ellerimizde kiri, pisi ve siyahlığı asfaltın
    otobüsler ve otomobiller caddelerden değil
    arka sokaklarından geçiyor kalbimizin

    kimim var beni anlayan, kimim var geceleri destanlaştıran
    arabeskleştirerek ölmemeliyim diyorum, coşkuyla selamlamalıyım
    tenhalara bakıp bakıp karanlık denizlerde beni durağanlaştıran
    kalyonlarda ismi bilinmeyen aksak tayfalardan olmalıyım

    ne kadar narin çırpınıyor dalları söğütlerin
    ne kadar da utanmadan kum gibi akarak avuçlarıma
    paklamayacak yıkandığım ırmaklar gölgesini günahlarımın
    şimdi düşürüyor kollarıma
    toprağın boyadığı kanatları; ölmüş serçelerin
    umutları ve beklentileri şarkılara yükleyen biziz
    kırılganlığımızı atarak bodrumuna köhnemiş dünyanın
    söylemiştik bunları duraklarda ıslanırken kulağına çocukların
    ölmüş serçelerin göğüslerine iliştirilen gül’üz

    Abdulbaki Akpınar

  • Bir bukle şiir bırak24.01.2023 - 09:13

    İkincil Ruhla Pis Duvar Buluşmaları

    on iki sandalyeli bir masayla, masanın gençliğinden konuşuyorduk.
    on bir sandalye ve iki intihar büyütmüş balkon pür dikkat beni dinliyorlardı.

    zamanın mücadelesi armağan etmişti bizi, birbirimize.
    pireli bir devletin kanatlarının arasındaki karıncalardık.
    ne söylesek ayıptı biraz söylemesi.

    dahası an, tıbben ölüydü.
    atık kamyonlarında mühürlü bir yürek
    şehir çöplüğünde martı ziyafetinden önce
    bir film setine emanet edilirdi belki,
    korkuturdu yine bizi.

    senin dünyanda vapur kalkınca
    balıklar çamaşır yıkardı
    içindeki hileli sayaçların aritmetiği
    sıfırdan sıkılmıyordu bir türlü

    tırabzanlardan aşağıya
    ayaklarını sallandırıp
    annesine hınzır hınzır gülen o çocuk
    uçurumlara gözlerini gıdıklatacak yaşa çoktan geldi.
    ama ikimiz de biliyorduk
    elleri harita kadar acılı her annenin son görevi
    çocuğunu öleceği yaşa büyütmekti.

    sağır ve dilsizler ülkesinde
    kulaktan kulağa oynarken özgürlük düşün,
    sigaranla aynıydı aşkının geleceği
    duman hali.

    şimdi biz,
    yatırılmamış bir şans kuponu
    pişmanlık olur en iyi ihtimalimiz.

    oysa
    mendil satar yine de bakardım bu kente
    olsaydın içinde.

    Özge Dirik

  • Bir bukle şiir bırak17.01.2023 - 08:47

    Aşkla Meftun

    senli imgeler tekmeliyor içimi
    geceyi seninle uğurlayıp
    günü seninle karşılıyorum nicedir
    derinlerde bir alev ırmağıı ki sorma

    umudumu fideliyorum günde üç öğün
    özenle siliyorum yapraklarını
    seni görünce bendini yıkıyor çağlayanlar
    hayali de olsa adaklar adıyorum gelişine

    labirentleri geçtim de geldim, nefes nefese
    son bir gayretle çalıyorum gönlünün zilini
    bir tepki ver kurban olurum bir seda bağışla
    aşkın en dingin haliyle kapındayım

    tut ki bir sefilim seni aramaktan yorgun
    yada bir hercaiyim türlü badirelerden geçen
    duruldum da geldim öldürdüm dünyevi hevesleri
    seninle toprağa gömdüm serden geçtiliğimi

    adımı unuttum zikrim de fikrim de sana kurulu
    kimine göre bir ayyaşım kimine göre deli
    oysa ben bir aşığım sevgi yer sevgi içerim
    kirpiklerin ile on kiden vurduğun yarım akıllı

    neden ben diye sorma ruhum ruhuna meftun
    seninle maviye dönüştü hayatımın bütün renkleri
    ah gülüşüyle bana hayatı sevdiren lirik kadın
    sevdiysem adam gibi sevdim bundan kime ne

    A v r a s y a
    07.01.2023

    Ahmet Erdem

  • Bir bukle şiir bırak17.01.2023 - 08:42

    Nen Bilgisi'nden

    ölü şairler geçiyordu uzun ırmağımdan
    seyrelen sesleriyle hepsi benden bir zerre
    ve ben onlardan yekûn bir şaşkınlık, işte

    nereden gelmişim, nereye? yalan
    bu yersiz sorularla kurcala beni
    ağzımın parçalanmış gönyesinden içeri
    bir söz daha sıkıştır bâtın olan
    kavuşulur ve unutulur bir sabah saati
    o usul ses imiş, sessizliğe dolan

    bunlara doğru haydi! itele kakala beni
    çünkü hep şairler geçiyor ırmağımızdan
    örtünürken bir şehir, tanede saklanıyor şer

    örtün evet, ey haile. örtün, evet ey şehr;
    örtün ve müebbet uyu, ey facire-i dehr! (1)

    2.

    ölü şairler geçer gider ırmak uzunsa
    seyrelir sesleri, benden zerre eksilir
    kimbilir aşktım, bendim, onlardım işte

    dilimizin üzerinden çelik gıcırtısıyla kaydı bir kılıç
    melâl-i hasret ü gurbetle ufk-ı şâma baktıydık
    aşk mı idi, -ki aksi ne kâbil-, biz sever iken incindik
    kıskanmamayı edindik, bardaktan boşanıp terk ettik
    öldürerek yaşıyordu, biliyordu oysa bütün canlılar
    hilkaten ehildik, biz de bilirdik ve öldürmedik
    gündeki geceydi ey arab! merdiveninde yaşananlar

    gökkuşağının altında idik; kız yahut oğlan
    geçemeyenler için ağıt yaktık, dans ettik
    çoğumuz dipte, kimimiz ise üzerindeyiz

    melâli anlamayan nesle âşina değiliz (2)

    Orhan Alkaya

  • Bir bukle şiir bırak13.01.2023 - 14:25

    Kuşlar Mı

    bak bulutlara aziz’im
    şükür ki bir rüzgar var
    esmese, ayırmasa onları birbirinden
    göğü hiç anlamayacaklar

    nasıl da yalnızlar
    bizim gibi
    onlar gibi
    kazara bir kuş karışsa aralarına
    o kuşa yoğunlaşıp
    kanatlarına ağlayacaklar

    ağırlaşacaklar aziz’im
    ağırlaşacaklar

    bak kollarına
    ve sonra dal bil onları
    dal olmayan ne bilsin bir kuşun yükünü
    ne bilsin yalnızlığın kalabalık bir ormana
    kabuk kabuk döküldüğünü

    yalnız değilsin aziz’im
    hiç değilsin
    kov yüzündeki ötücü ifadeleri
    boşuna kanatlarında o etlenen korku
    sen hiç gördün mü
    bir ağacın dallarından ayrı kuruduğunu

    Mehtap Calgıc

  • Bir bukle şiir bırak11.01.2023 - 09:36

    Hani Kurşun Sıksan Geçmez Geceden


    Yiğit harmanları, yığınaklar,
    Kurulmuş çetin dağlarında vatanların.
    Dize getirilmiş haydutlar,
    Hayınlar, amana gelmiş,
    Yetim hakkı sorulmuş,
    Hesap görülmüş.
    Demdir bu...

    Demdir,
    Derya dibinde yangınlar,
    Kan kesmiş ovalar üstünde Mayıs...
    Uçmuş, bir kuştüyü hafifliğinde,
    Çelik kadavrası korugan\'ların.
    Ölünmüş, canım,ölünmüş
    Murad alınmış...

    Gelgelelim,
    Beter, bize kısmetmiş.
    Ölüm, böyle altı okka koymaz adama,
    Susmak ve beklemek, müthiş
    Genciz, namlu gibi,
    Ve çatal yürek,
    Barışa, bayrama hasret
    Uykulara, derin, kaygısız, rahat,
    Otuziki dişimizle gülmeğe,
    Doyasıya sevişmeğe,yemeğe...
    Kaç yol, ağlamaklı olmuşum geceleri,
    Asıl, bizim aramızda güzeldir hasret
    Ve asıl biz biliriz kederi.

    İçim, bir suskunsa tekin mi ola?
    O Malta bıçağı,kınsız,uyanık,
    Ve genç bir mısradır
    Filinta endam...
    Neden, neden alnındaki yıkkınlık,
    Bakışlarındaki öldüren buğu?
    Kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri...
    Nasıl da almış aklımı,
    Sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan,
    Dost, düşman söz eder kendi kavlince,
    Kınanmak, yiğit başına.
    Bu, ne ayıp, ne de yasak,
    Öylece bir gerçek, kendi halinde,
    Belki, yaşamama sebep...

    Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.
    Hani, kurşun sıksan geçmez geceden,
    Anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık...
    Ve zehir - zıkkım cıgaram.
    Gene bir cehennem var yastığımda,
    Gel artık...

    Ahmed Arif

  • serbest kürsü11.01.2023 - 09:13

    Bu seviye iyi değil arkadaşlar. Her ne kadar serbest de olsa bu kürsüye bu seviye yakışmıyor.

    Biz insanlar farklılıklarımızla güzeliz, ayrı ayrı renklerimizle ve birbirimizden bu sayede bir şeyler öğreniriz.
    Bu kürsü eğitici ve öğretici olmalı. Birbirimize tahammül etme sınırlarımızı sorgulayıp ona göre bir duruş belirlemeliyiz.

    Sevgi, saygı ve barış...
    Güzeldir.

  • Bir bukle şiir bırak10.01.2023 - 08:45

    Amorti

    biletimi,
    kör bir piyangocunun
    titreyen ellerinden çekiyorum
    savrulmuş hayatıma bir amorti vursa
    bu, en büyük ikramiye bana!

    sen'lerden örülmüş bir duvarın kenarından yürüyorum
    sen'lerden örülmüş o duvara tutunarak
    yalnızlıklardan kaçıyorum güya
    yalnızlıklarıma birer davetiye gönderirken

    ben o sen'leri bölüyorum
    o sen'ler beni
    bölük pörçük hayatımı
    iliklemeye çalışıyorum beceriksiz ellerimle!

    yamalı bir kum torbasına dönmüşüm
    kendimi dövmekten geliyorum
    bir iş dönüşü saati
    yorgunum, bitkinim
    dargınım kendime!

    cevapları kendi içinde saklı sorguların
    binlerce soruya gebe bakışlarında
    bir sümüklüböceğin kabuğunu sürüklediği çaresizlikte
    sürüklüyorum kendimi
    bir kaplumbağanın "evim" dediği heyecanda
    taşıyamıyorum artık bedenimi!

    kendimi ispiyonluyorum
    bir casusun kurşuna dizilme hakkını
    görebilmek için kendimde

    terazi burcundan gündönümlerinde
    akşamdan kalma yorgun bir gündüzün sarhoşluğu,
    kazandığı savaşlardan topladığı madalyaları
    ağlayarak sayan bir askerin gölgesiyim

    ah!
    göz özü görmeyen bir havada
    fareli köyün kavalcısını arıyorum:
    ömrümün kalan kısmına hükümlü
    peşinatsız dört taksit sudan ucuz üç kuruşluk acılarımı
    dökmesi için denize!

    Reha Yünlüel