Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Bir bukle şiir bırak sizce ne demek, Bir bukle şiir bırak size neyi çağrıştırıyor?

Bir bukle şiir bırak terimi Kasır Galı tarafından tarihinde eklendi

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    Bi sol salim ölseydik


    O aptal kıyametin kollarında
    Rahat ve güvende uyuyanlar
    Şer gecelerde şarikada mesela
    Çarelerden çare beğenirken
    Korkunç bir mutluluğa tutulan yarın
    Yarın ve tekrarlamak
    Tekrarlamak nasılsa tekrarlanmak
    Ne hikmetse o cazip yarıncılık
    Düş buharında yıkanmak gibi tekrarlamak

    Yırtık gülümsemelerden süzülen yalan
    Farzet ki ginzaya içmek için gitti derviş
    Kibar ve sevecen bir kapıya dayanıp
    Vahşi zevklerden kaçınmadan
    Yarasını eûzu besmele ile kaşıyordu
    Nasılsa içimizdeki kırıklar kavmi
    Kendini ululardan ulu sanıyordu

    Sahilde bir hastane sipariş edelim
    Balık öldü ben zaten kurtulamadım
    Balık öldü ben zaten kurtulamadım
    Henüz birlikte atladığımız bir deniz yok
    Yok Kumkapı yok bizans sarayı
    Hangi telgraf kefilimiz olur
    Polis mi ambulans mi kimin sireni

    Gece yarılıyor isrâ isrâ bir geçiş
    Karanlıkta devleşen gövdeler
    Ayık bir avlu bulup da nerede çürüyecek
    Yarasını hâlâ Allah gibi kaşıyan o kendinden geçiş..

    Feyz Kariha

  • Kasır Galı
    Kasır Galı


    BİR ŞEHRİBAN NAMESİ


    I.

    / Oysa akdimiz vardı, cümle âlem içinde
    Âlem elin içinde, el âlemin içinde /


    Merhaba Şehriban’ım, Şehriban’ım merhaba
    Akşamın meltemiydin, sabaha bad-ı saba
    Sen ki elvan elvandın, benim lalezarımda
    Sen ki gönlümde billur, bir nur intizarımda
    Bugün ay ışığında, gök kubbeye boyandım
    Gün ağardı, güneşli, bir sabaha uyandım
    Ufkunda kulaç kulaç, yüzdüğüm umman vardı
    Gönlüne sığındığım, kutsi bir liman vardı
    Aşkın girizgâhında, yazıldım bu girdaba
    Merhaba Şehriban’ım, Şehriban’ım merhaba

    Bilir misin her gece, sen vardın düşlerimde
    Ben düşümün peşinde, düşüm benim peşimde
    Halel gelmesin diye, iblisi kovuyordum
    Şaşkın mahmur ve bitap, alnımı ovuyordum
    Cühelâ idim yandım, ulemadan feyz aldım
    Omzuna yünden aba, boynuna ipek şaldım
    Seherleri buz kestim, soğuk bir tadım vardı
    Evvelce gayri mühim, malûm bir adım vardı
    Kifayetsiz bir sondun, hicrandın gülüşümde
    Bilir misin her gece, seni gördüm düşümde

    Sevdiceğim cananım, dem geçtim gözlerinden
    Sırma çanaklarından, pirinç güğümlerinden
    Hiç görmedin, bilmedin, lale devriydi zaman
    Suretim neyzen idi, siretim içli keman
    Rüzgâr şarkı söylerdi, fırtınalar duyardı
    Baharda kelebekler, hep rüzgâra uyardı
    Kulağımda ezgiler, elimde sazım vardı
    Kalubelada akdim, sıratta yazım vardı
    Meczup olup sakındım, uzak durdum yörenden
    Sevdiceğim cananım, dem geçtim gözlerinden

    Fuzuli'yle hasbihal, ettim şikâyetinde
    Rezil rüsva ağlaştık, soldum kıyametinde
    Zerre-i miskal her söz, ziynetti gerdanıma
    Firuze bakışların, güneşti zindanıma
    Gâh muhabbet ile sardım, buzdan dudaklarımı
    Gâh dilimi dağladım, yaktım dudaklarımı
    Dimağımı zorlayan, âşık damarım vardı
    Yanağımda okkalı, kendi şamarım vardı
    Baki çaldı kapımı, divan eteklerinde
    Fuzuli'yle hasbihal, ettim şikâyetinde



    II.

    / Oysa bir seyyah idim, evvel zaman içinde
    Zaman benim içimde, ben zamanın içinde /


    Her güne ayrı yazdım, her beyit beytü’l-gazel
    Vuslatın bahçesinde, yâdıma düştü ecel
    Hiçbir ilaç inan ki, çare değil ağrıma
    Senin en çok sükûtun, gidiyor ağırıma
    Ah ettim eyvah ettim, yine de tükenmedim
    Açtım avuçlarımı, elife mim ekledim
    Ruhumda kor cehennem, ahvalde püryan vardı
    Sensiz cennette bile, çeşm-i giryanım vardı
    Güzeller çirkin oldu, çirkinler ise güzel
    Her güne ayrı yazdım, her beyit beytü’l-gazel

    Mahşerin ortasında, ezan-ı dil aradım
    Kevser tasında yağmur, ateş tasında kardım
    Çehrem nâr-ı cehennem, ruhumda zebaniler
    Paçamdan hiçbir türlü, düşmedi haramiler
    Mazinin kollarında, sırtım delik deşikti
    Oysa tek arzuhâlim, aşiyan bir eşikti
    Ne bahtiyar cemalim, ne de huzurum vardı
    Gani gani efkârım, gizli gururum vardı
    Derin yaralarıma, yine kendim yaradım
    Mahşerin ortasında, ezan-ı dil aradım

    Vakit ayrılık vakti, usulca gidiyorum
    Tut ki sana gelmedim, ben bana dönüyorum
    Kaç segâh geçti bilmem, kaç nihavent mevsimi
    Sultaniyegâh sandım, düştü hicaz iklimi
    Sefil oldum biçare, önce düştüm gümraha
    Suretin hatırladım, eriştim inşiraha
    Varlığın yokluğumken, senli dilşadım vardı
    Yokluğunu var saydım, kayıp irşadım vardı
    Şimdilerde Mevla’ya, hep niyaz ediyorum
    Vakit ayrılık vakti, usulca gidiyorum

    Hoşça kal Şehriban’ım, Şehriban’ım hoşça kal
    Sen şendin, sen şadandın, canandın, hep öyle kal
    O narin duruşunla, kristal bir edaydın
    Sımsıcak gülüşünle, kubbede hoş sedaydın
    Sevdamız bu lisanda, dolunay batmasıydı
    Divane pervanenin, şem ile yatmasıydı
    Boynumda bir Zülfikar, yürekte zarım vardı
    Ölmeden girilecek, külden mezarım vardı
    Bu artık veda değil, bu artık son intikal
    Hoşça kal Şehriban’ım, Şehriban’ım hoşça kal


    Yıldırım UZUN

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    Mümkünüm Yok


    plastik tadında yediğim içtiğim
    yaz kış gözlerimi örseliyor duvar
    paslanıyor demir gelip boyuyorlar
    hep aynı renkte ölemem
    beton tuttu ayaklarım dışarda kar
    karın altında toprak nasıl hasretim
    bir kuşun kanatları geçiyor üzerimden
    bin kanat bakıyorum parmaklığa
    aklı gidiyor nöbetçinin

    kırk yıllık yoldan tanırım ben soğukları
    ama asıl baharların erbabıyım
    yine yorgun argın aşacak dağları
    yine kapıma yıkılacak karanfil
    elleriyle koymuş gibi bulacaklar
    badem mi olur erik mi çağla mı
    kendi dalından asacaklar baharı
    kaç yıl oldu alışamadım
    mümkünüm yok bu kez firarım

    aklı gidiyor nöbetçinin tüfek tüfek kalıyor
    tezkeresi yakın hırsla parmaklarını sayıyor
    göz gez arpacık bakıyor fena bakıyor
    gece dehşetli uzuyor duvarı iniyorum
    toprağa basmalıyım bir kuşu uçmalıyım
    deli esmeli poyraz bir dal parçası azbiraz
    mutlak duvarı aşmalı yoksa duramam
    gövdemi mıhlasalar bahara kalamam
    mümkünüm yok bu kez firarım

    hırsla parmaklarını sayıyor baştan sayıyor
    tezkeresi yakın düşleri kayıyor
    apansız bin basamak nöbetçi kulesi
    yapayalnız ağzında uçurumun apansız
    kar etmiyor parka ah ne çocukça ıslık
    beter üşüyor tetik otomatiğe düşüyor
    ben bahara kalamam ay batarken
    şafak şafak açarken yaban süseni ben
    yalnayak fırlıyorum duvarın dibinden

    bir ses canavarlaşacak ardımdan
    döne döne sırtımı yakacak
    ciğerimi bulacak beni toprağa yıkacak
    vu-ra-cak mümkünü yok
    bir ödül bir tezkere alacak
    karaköy'de bir orospuyla yatacak
    kaç bahar büyüğüm ondan
    onda hiç bahar açmayacak
    mümkünüm yok bu kez firarım

    Nevzat Çelik

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    En Hüzünlü Şiir


    Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim

    Yazabilirim örneğin; “Gece yıldızla dolu
    ve yıldızlar masmavi titreşiyor uzakta`

    Şarkı söyleyip esiyor gece rüzgârı.

    Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim...
    Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara

    Buna benzer gecelerde sarıldım kollarımla
    Defalarca öptüm onu sonsuz göğün altında

    Sevdi beni o, ben de onu sevdim bir ara
    O koca, masum gözler sevilmez miydi ama?

    Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
    Onu tutamadığımı, kaybettiğimi düşünmek

    Dinlemek uçsuz bucaksız geceyi, onsuz daha tenha kalan
    Ve şiir… Çime düşen çiy gibi düşer cana.

    Ne çıkar sevdam onu tutamadıysa...
    Gece yıldızla dolu ve yanımda değil o...
    Hepsi bu...

    Şarkı söylüyor uzaklarda biri. Çook uzaklarda...
    Ruhum kayboldu onsuzlukta…

    Gözlerim onu arıyor geri getirirmiş gibi, yüreğim onu.
    Ve yanımda değil o...

    Aynı gece ağartıyor aynı ağaçları
    Bir zamanlardaki biz, artık aynı değiliz

    Sevmiyorum artık onu doğrudur, oysa ne çok sevmiştim...
    Sesim rüzgârı kollardı kulağına değmek için

    Başkasının… Bir başkasının olacak...
    Sesi, ışıltılı teni, derin gözleri...
    Bir zaman öpüşlerime ait olduğu gibi...

    Artık sevmiyorum ya... severim yine belki.
    Sevda o denli kısa, nisyan öyle uzun ki...

    Çünkü benzer gecelerde sarıldım kollarımla
    Kaybolup gider ruhum onsuzlukta...
    Bu bana yaşattığı en son acı
    Ona yazdığım en son şiir de olsa

    Çeviri: Betül Akdağ

    Pablo Neruda

  • Nuriye Akyol
    Nuriye Akyol

    Ben, çiçek gibi insanların var olduğuna inanıyorum.
    Öyle naif, öyle içten, öylesine sevgi dolu.
    Dünyamızı, hayatımızı güzelleştiren
    Kimse hakkında kötülük düşünmeyen,
    Lâkin kıymeti bilinmeyen.
    Kırılan dallarına, koparılan yapraklarına rağmen kimseyi incitmeyen.
    Kendini yakıp tüketmek pahasına etrafını aydınlatmak için çaba gösteren. Sevdikleri üzülmesin, incinmesin diye gönlünde kopan fırtınaları tek başına göğüsleyen çok özel insanlar var biliyorum.

    Koparmayın yapraklarını gülün,
    Kırmayın dalını gül ağacının.
    Bir nefes geriden geliyor ölüm,
    Bilin kıymetini kardeş, bacının...

    Zaman tükeniyor, ömür bitiyor
    Dünyayı sırtlanıp götüren var mı?
    Her insana kendi derdi yetiyor
    Gününü kedersiz bitiren var mı.?

    Nuriye Akyol

  • Yonca Gonca Ramoglu
    Yonca Gonca Ramoglu

    Etme

    Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.
    Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme.

    Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı?
    Hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun, etme.

    Çalma bizi, bizden bizi, gitme o ellere doğru.
    Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme.

    Ey ay, felek harab olmuş, altüst olmuş senin için...
    Bizi öyle harab, öyle altüst ediyorsun, etme.

    ...

    Mevlana Celaleddin Rumi

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?


    Sizin hiç babanız öldü mü?
    Benim bir kere öldü kör oldum
    Yıkadılar aldılar götürdüler
    Babamdan ummazdım bunu kör oldum
    Siz hiç hamama gittiniz mi?
    Ben gittim lambanın biri söndü
    Gözümün biri söndü, kör oldum
    Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
    Şöylelemesine maviydi kör oldum
    Taşlara gelince hamam taşlarına
    Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
    Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
    Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
    Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
    Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?


    Cemal Süreya

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    Aşkla Sana


    alnını
    dağ ateşiyle ısıtan
    yüzünü
    kanla yıkayan dostum
    senin
    uyurken dudağinda gülümseyen bordo gül
    benim kalbimi harmanlayan isyan olsun
    şimdi dingin gövdende
    uğultuyla büyüyen sessizlik
    birgün benim elimde
    patlamaya sabırsız mavzer olsun
    başını omzuma yasla
    göğsümde taşıyayım seni
    gövdem gövdene can olsun

    söyle bana ey
    ölümün açıklayıcı pervanesi
    hangi yavru tek başına yiğittir
    hangi yangın bir başına söndürülür
    ah herkes susuyor
    hiçkimse bilmiyor içimin yangınını
    ah herkes mi susuyor
    kalbimi kalbine bağladığım dostum
    ah herkes mi susuyor
    kalbi kalbimize benzeyen dostlar
    bir çarmıh gibi bırakıyorken kendini dünyaya
    hayatın ateş renkli kelebekleri
    bir bir tutuluyorken korkunç koleksiyonlar için
    ah herkes mi susuyor

    bağırsam içimdeki dehşeti
    hırsım deler mi toprağı
    beni
    acısıyla onduran
    dostumu
    aşkla vurduran hayat
    sana
    yaşananla harlanan bağrımın sevdasını akıttım
    dünyanın yeni baharına
    çatlarken kadim güneş
    bağrım delinirken fidanların kanıyla
    anamın doğurgan karnıdır diye
    sevgilimin sütlenecek göğsüdür diye
    dostumun üretken gülüdür diye
    sana bağlandım
    sana sarıldım

    beni umutsuz koma
    tarihle avutma beni
    çünki aşkla sınanmışım sana
    sana yangınla, suyla, ateşle
    ölümle, yaprakla, şiirle sınanmışım
    ey yaşarken kanayan acı
    şimşekli gök, tufan, kan fırtınası
    uçurum kıyısında hızla büyüyen ot
    yapraksız bir ölümün anısı için
    körpecik kuzuların derisi için
    beni tarihle avutma
    umutsuz koma beni

    akıtsam deliren sevdamı
    köpürürmü hayatı besleyen su
    ey benim
    yedi başlı kartalım
    her başını
    bir dağ başlangıcında koyanım
    senin
    böyle diri bir akarsu gibi kıvrılan gövdendir
    bizim aşkımızı solduranların korkusu
    çünki elbette bir su
    kendi akacağı toprağın sertliğini bilir
    ve suyun gövdesiyle yırtılınca toprak
    artık ırmak mı ne denir
    işte devrim
    ona benzer bir akışın hızına denir
    yarın ne olur bilirim ben
    bahar gelir, otlar büyür
    ölüm de yapraklanır
    bir dağ bulur uzun uzun bakarım
    bir çam ağacı gölgesi
    güzel kokular veren
    bir damla güneş görünce
    sana da gülümseyeceğim yarin

    şimdi senin uzanıp yattığın otlarda
    yarın yeni bir yeşillik büyüyecek

    Arkadaş Zekai Özger

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    ÜÇ DİL


    En azından üç dil bileceksin
    En azından üç dilde
    Ana avrat dümdüz gideceksin
    En azından üç dil bileceksin
    En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
    En azından üç dil
    Birisi ana dilin
    Elin ayağın kadar senin
    Ana sütü gibi tatlı
    Ana sütü gibi bedava
    Nenniler, masallar, küfürler de caba
    Ötekiler yedi kat yabancı
    Her kelime arslan ağzında
    Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla
    Kök sökercesine söküp çıkartacaksın
    Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
    Her kelimede bir kat daha artacaksın

    En azından üç dil bileceksin
    En azından üç dilde
    Canımın içi demesini
    Kırmızı gülün alı var demesini
    Nerden ince ise ordan kopsun demesini
    Atın ölümü arpadan olsun demesini
    Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
    İnsanın insanı sömürmesi
    Rezilliğin dik alası demesini
    Ne demesi be
    Gümbür gümbür gümbür demesini becereceksin

    En azından üç dil bileceksin
    En azından üç dilde
    Ana avrat dümdüz gideceksin
    En azından üç dil
    Çünkü sen ne tarih ne coğrafya
    Ne şu ne busun
    Oğlum Mernus
    Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.

    BEDRİ RAHMİ EYUBOĞLU

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    Endülüs'te Raks


    Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı...
    Şevk akşamında Endülüs üç def'a kırmızı...

    Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.
    İspanya neşesiyle bu akşam bu zildedir.

    Yelpâze çevrilir gibi birden dönüşleri,
    İşveyle devriliş, saçılış, örtünüşleri...

    Her rengi istemez gözümüz şimdi aldadır;
    İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır.

    Alnında halka halkadır âşüfte kâkülü,
    Göğsünde yosma Gırnata'nın en güzel gülü...

    Altın kadeh her elde, güneş her gönüldedir;
    İspanya varlığıyle bu akşam bu güldedir.

    Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi;
    Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi...

    Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli...
    Şeytan diyor ki sarmalı, yüz kerre öpmeli..



    Gözler kamaştıran şala, meftûm eden güle,
    Her kalbi dolduran zile, her sîneden: 'Ole!'


    Yahya Kemal Beyatlı

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    Samson Ve Dalila


    Heceleme beni artık Allah’ım
    Bırak okunaksız kalayım
    Kaderimin hepsi pek iyi olmasın varsın
    Bak, ömrüm eriyor işte
    Çocukluk fotoğrafımdaki kardan adam gibi yanı başımda
    Bak, ilkokul talebesi kalbimden
    Yine karne parası istiyorlar
    Bir gecekonduda oturuyor kalbim oysa
    Yağmur yağdıkça
    Bir gecekondunun damı gibi içine doğru ağlıyor

    Saçlarımda dolunay taneleri eriyor
    Saçlarımda bir kızılderili reisi
    Oturmuş barış çubuğu tüttürüyor
    İsmi: Mehtapta öpüşen iki sevgili
    Kalbim küs oysa, kalbim yalnız bir kovboy
    Nedense şimdi evinden çok uzakta

    Saçlarım düşler görüyor
    Rengarenk uçan balonlar havalanıyor her telinden
    Saçlarımda kiraz bahçeleri
    Salıncak kuruyor dallarına çocuklar
    Hep ben düşüyorum, hep ben,
    Ben:
    İsmim kara bereli iki çocuktan biri
    Ben çocuklardan biri,
    Fazla yaramaz.
    Ne zaman ağlasa
    İskambil kupası damlıyor gözlerinden
    Rest diyor hep, rest. Ne demekse?
    Ben çocuklardan biri,
    Fazla yaşamaz
    Ne bir sarmanı var okşayacak
    Ne zamanı.
    Zamanı sarışın bir kedi olarak yarat baştan Allah’ım
    Bırak okşayayım.
    Esirge ve bağışla beni gerçekten
    Bırak düşlerimde kaybolayım.

    Bir boş beşik hikayesinin olmayan çocuğuyum.
    Kanadı kırılan kartal da benim beddua etsem.
    Bir ağıt olarak yak beni Allah’ım
    Parmaklarına kına olayım hayatın.
    Affet bu siyah ve transparan duayı.
    Ben zaten gecenin arka cebinde falçatayım.

    Didem Madak

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    Hak Bir Gönül Verdi Bana

    Hak bir gönül verdi bana ha demeden hayrân olur
    Bir dem gelir şâdân olur bir dem gelir giryân olur

    Bir dem sanasın kış gibi şol zemheri olmuş gibi
    Bir dem beşâretden doğar hoş bağ ile bostân olur

    Bir dem gelir söyleyemez bir sözü şerh eyleyemez
    Bir dem dilinden dür döker dertlilere dermân olur

    Bir dem çıkar arş üzere bir dem iner taht-es-serâ
    Bir dem sanasın katredir bir dem taşar ummân olur

    Bir dem cehâletde kalır hiç nesneyi bilmez olur
    Bir dem dalar hikmetlere Câlînus u Lokmân olur

    Bir dem dev olur yâ peri vîrâneler olur yeri
    Bir dem uçar Belkîs ile sultân-ı ins ü cân olur

    Bir dem varır mescitlere yüz sürer anda yerlere
    Bir dem varır deyre girer İncil okur ruhbân olur

    Bir dem gelir Îsâ gibi ölmüşleri diri kılar
    Bir dem girer kibr evine Fir'avn ile Hâmân olur
    .
    Bir dem döner Cebrâil'e rahmet saçar her mahfile
    Bir dem gelir gümrâh olur miskin Yunus hayrân olur

    Yunus Emre

  • Güneşli Melek
    Güneşli Melek



    ADAM OLMAK

    çevrende herkes şaşırsa, bunu da senden bilse
    sen aklı başında kalabilirsen eğer
    herkes senden kuşku duyarken
    hem kuşkuya yer bırakır
    hem kendine güvenebilirsen eğer
    bekleyebilirsen usanmadan
    yalanla karşılık vermezsen yalana
    kendini evliya sanmadan,
    kin tutmayabilirsen kin tutana
    düşlere kapılmadan, düş kurabilir,
    yolunu saptırmadan, düşünebilirsen eğer
    ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir
    ikisine de vermeyebilirsen değer,
    söylediğin gerçeği, eğip büken düzenbaz
    kandırabilir diye safları, dert edinmezsen
    ömür verdiğin işler bozulsa da, yılmaz
    koyulabilirsen işe yeniden
    döküp ortaya varını yoğunu
    bir yazı-turada yitirsen bile
    yitirdiklerini dolamaksızın dile
    baştan tutabilirsen yolunu
    yüreğine, sinirine "dayan" diyecek
    direncinden başka şeyin kalmasa da
    herkesin bırakıp gittiği noktada
    sen dayanabilirsen tek
    herkesle düşüp kalkar, erdemli kalabilirsen
    unutmayabilirsen halkı, krallarla gezerken
    dost da düşman da incitemezse seni
    ne küçümser ne de büyültürsen çevreni
    her saatin, her dakkasına
    emeğini katarsan hakçasına
    her şeyiyle dünya önüne serilir
    ÜSTELİK OĞLUM, ADAM OLDUN demektir !

    Rudyard Kipling


  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    Sevgi ve Dostluk

    Kavgayı,
    bir yaprağın üzerine yazmak isterdim.
    sonbahar gelsin yaprak dökülsün diye...

    Öfkeyi,
    bir bulutun üzerine yazmak isterdim.
    yağmur yağsın bulut yok olsun diye...

    Nefreti,
    karların üzerine yazmak isterdim.
    güneş açsın karlar erisin diye......

    Ve dostluğu ve sevgiyi,
    yeni doğmuş tüm bebeklerin yüreğine yazmak isterdim.
    onlarla birlikte büyüsün bütün dünyayı sarsın diye...

    Yılmaz Güney

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    Sevda Peşinde

    Ben artık bulunduğun şehirden gittim,
    İnsan kuş misali!
    Sen hala
    O kalabalık evde olmalısın,
    Gelip gidenin çok mu bari?
    Üzgünüm Leyla,
    Dünya hali!

    Behçet Necatigil

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    ÜÇ DİL

    En azından üç dil bileceksin
    En azından üç dilde
    Ana avrat dümdüz gideceksin
    En azından üç dil bileceksin
    En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
    En azından üç dil
    Birisi ana dilin
    Elin ayağın kadar senin
    Ana sütü gibi tatlı
    Ana sütü gibi bedava
    Nenniler, masallar, küfürler de caba
    Ötekiler yedi kat yabancı
    Her kelime arslan ağzında
    Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla
    Kök sökercesine söküp çıkartacaksın
    Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
    Her kelimede bir kat daha artacaksın

    En azından üç dil bileceksin
    En azından üç dilde
    Canımın içi demesini
    Kırmızı gülün alı var demesini
    Nerden ince ise ordan kopsun demesini
    Atın ölümü arpadan olsun demesini
    Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
    İnsanın insanı sömürmesi
    Rezilliğin dik alası demesini
    Ne demesi be
    Gümbür gümbür gümbür demesini becereceksin

    En azından üç dil bileceksin
    En azından üç dilde
    Ana avrat dümdüz gideceksin
    En azından üç dil
    Çünkü sen ne tarih ne coğrafya
    Ne şu ne busun
    Oğlum Mernus
    Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.

    Bedri Rahmi EYUBOĞLU

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    Bir Şehri Bırakmak

    I
    Senin için aldığım menekşeleri
    Çalgıcılara dağıttım
    Son gece
    Son defa başlayan sabah
    Yatağımı yine sen düzelt

    Küçük balıkçı çocuğu
    Sen denizden
    Yaramaz ve çapkın balıkları tutabilirsin

    Çok uzaklara gittiğimi
    Sana söylemek isterdim
    Güzel satıcı kızı

    II
    Ağaca söyle
    Gölgesini getirsin bana yolluk
    Sokağı ve denizi isterim pencereden
    Senden çörekler isterim
    Ay biçiminde

    III
    Ellerin yetişir vedalaşmaya
    Niçin ağlıyorsun

    Oktay Rıfat HOROZCU

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    Çok Güzel Şey

    Yaşamak güzel şey doğrusu
    üstelik hava da güzelse
    hele gücün kuvvetin yerindeyse
    elin ekmek tutmuşsa bir de
    hele tertemizse gönlün
    hele kar gibiyse alnın
    yani kendinden korkmuyorsan
    kimseden korkmuyorsan dünyada
    iyi günler bekliyorsan hele
    iyi günlere inanıyorsan
    üstelik hava da güzelse
    Yaşamak güzel şey,
    Çok güzel şey doğrusu!


    Melih Cevdet Anday

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    ÜVERCİNKA

    Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
    En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
    Laleli\'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
    Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
    Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
    Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
    Bütün kara parçalarında
    Afrika dahil

    Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
    Yatakta yatmayı bildiğin kadar
    Sayın Tanrıya kalsa seninle yatmak günah daha neler
    Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
    Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
    Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
    Bütün kara parçaları için
    Afrika dahil

    Senin bir havan var beni asıl saran o
    Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
    Sabahları acıktığı için haklı
    Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
    Bir çok çiçek adları gibi güzel
    En tanınmış kırmızılarla açan
    Bütün kara parçalarında
    Afrika dahil

    Ya Birinci Dünya Savaşı hiç yaşanmamış olsaydı? Strateji oyunu tarihi senaryoları simüle ediyor
    Tarihsel Strateji Oyunu
    Arabasının değerini merak edenler buraya!
    Carvak
    by Taboola
    Birlikte mısralar düşürüyoruz ama iyi ama kötü
    Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez
    Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
    İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
    Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
    Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
    Bütün kara parçalarında
    Afrika dahil

    Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
    Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
    Padişah gibi cesaretti o alımlı değme kadında yok
    Aklıma kadeh tutuşların geliyor
    Çiçek Pasajı\'nda akşam üstleri
    Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
    Bütün kara parçalarında
    Afrika hariç değil

    Cemal Süreya

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    Akarsuya Bırakılan Mektup


    Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
    Ağaçlar bükmesinler n’olursun boyunlarını
    Neden akşam oluyorum tren kalkınca
    Kırlangıçlar birdenbire çekip gidince
    Mendiller sallanınca neden tıkanıyorum
    Öyle çok acımasız ki, öyle birdenbire ki
    Az önceki çiçekler nasıl da diken diken
    Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç.

    O sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik, bitti
    O elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti
    Artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz
    Günler devlet alacağı, yıllar bir kadehçik buzlu rakı
    Oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı
    Kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı
    Nerde şimdi, nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu
    Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç.

    Hasan Hüseyin KORKMAZGİL

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    Eğer

    o kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
    arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
    utanılacak bir şey değildir ağlamak,
    yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer…
    belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
    öylesine derince bakmasalardı eğer…
    çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de,
    kalp,göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer…

    düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman
    meydan savaşlarında korkular aşkı ağır yaralamasaydı eğer…
    rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
    tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer…
    uykusuzluklar yıkıp geçmezdi kısacık kestirmelerin ardından,
    dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer…
    gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
    ihanetinden de onlar payını almasaydı eğer…
    ıssızlığa teslim olmazdı sahiller,
    kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer…

    sen gittikten sonra yalnız kalacağım
    yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse?

    evet sevgili,
    kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
    kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
    mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer…

    Can Yücel

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    Deli kadınlar


    Ruhları deli kadınları seveceksin
    Gülüşünden öpeceksin
    Tenine keşfedilmemiş
    Mavi bir coğrafya çizeceksin
    Sesine nefesine sarılacaksın
    Dokunuşunda deva,
    Bakışında merhamet,
    Sarılışında insanlığı bulacaksın
    Bütün doğruların canı cehenneme diyeceksin..

    Destan Özden

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    Ölmüş Serçeler Destanlaması

    nedir kopup kopup dönmek kandillerde
    gözlerine değil ellerine dokunacaksın
    gariplerin uğramadığı evlerde
    öğretiler, söylevler ve goncalanmış çiçekleri bulamayacaksın
    kimsesizliğini haykırıyor yalancı kalabalığı şehrin
    ellerimizde kiri, pisi ve siyahlığı asfaltın
    otobüsler ve otomobiller caddelerden değil
    arka sokaklarından geçiyor kalbimizin

    kimim var beni anlayan, kimim var geceleri destanlaştıran
    arabeskleştirerek ölmemeliyim diyorum, coşkuyla selamlamalıyım
    tenhalara bakıp bakıp karanlık denizlerde beni durağanlaştıran
    kalyonlarda ismi bilinmeyen aksak tayfalardan olmalıyım

    ne kadar narin çırpınıyor dalları söğütlerin
    ne kadar da utanmadan kum gibi akarak avuçlarıma
    paklamayacak yıkandığım ırmaklar gölgesini günahlarımın
    şimdi düşürüyor kollarıma
    toprağın boyadığı kanatları; ölmüş serçelerin
    umutları ve beklentileri şarkılara yükleyen biziz
    kırılganlığımızı atarak bodrumuna köhnemiş dünyanın
    söylemiştik bunları duraklarda ıslanırken kulağına çocukların
    ölmüş serçelerin göğüslerine iliştirilen gül’üz

    Abdulbaki Akpınar

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    İkincil Ruhla Pis Duvar Buluşmaları

    on iki sandalyeli bir masayla, masanın gençliğinden konuşuyorduk.
    on bir sandalye ve iki intihar büyütmüş balkon pür dikkat beni dinliyorlardı.

    zamanın mücadelesi armağan etmişti bizi, birbirimize.
    pireli bir devletin kanatlarının arasındaki karıncalardık.
    ne söylesek ayıptı biraz söylemesi.

    dahası an, tıbben ölüydü.
    atık kamyonlarında mühürlü bir yürek
    şehir çöplüğünde martı ziyafetinden önce
    bir film setine emanet edilirdi belki,
    korkuturdu yine bizi.

    senin dünyanda vapur kalkınca
    balıklar çamaşır yıkardı
    içindeki hileli sayaçların aritmetiği
    sıfırdan sıkılmıyordu bir türlü

    tırabzanlardan aşağıya
    ayaklarını sallandırıp
    annesine hınzır hınzır gülen o çocuk
    uçurumlara gözlerini gıdıklatacak yaşa çoktan geldi.
    ama ikimiz de biliyorduk
    elleri harita kadar acılı her annenin son görevi
    çocuğunu öleceği yaşa büyütmekti.

    sağır ve dilsizler ülkesinde
    kulaktan kulağa oynarken özgürlük düşün,
    sigaranla aynıydı aşkının geleceği
    duman hali.

    şimdi biz,
    yatırılmamış bir şans kuponu
    pişmanlık olur en iyi ihtimalimiz.

    oysa
    mendil satar yine de bakardım bu kente
    olsaydın içinde.

    Özge Dirik

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    Aşkla Meftun

    senli imgeler tekmeliyor içimi
    geceyi seninle uğurlayıp
    günü seninle karşılıyorum nicedir
    derinlerde bir alev ırmağıı ki sorma

    umudumu fideliyorum günde üç öğün
    özenle siliyorum yapraklarını
    seni görünce bendini yıkıyor çağlayanlar
    hayali de olsa adaklar adıyorum gelişine

    labirentleri geçtim de geldim, nefes nefese
    son bir gayretle çalıyorum gönlünün zilini
    bir tepki ver kurban olurum bir seda bağışla
    aşkın en dingin haliyle kapındayım

    tut ki bir sefilim seni aramaktan yorgun
    yada bir hercaiyim türlü badirelerden geçen
    duruldum da geldim öldürdüm dünyevi hevesleri
    seninle toprağa gömdüm serden geçtiliğimi

    adımı unuttum zikrim de fikrim de sana kurulu
    kimine göre bir ayyaşım kimine göre deli
    oysa ben bir aşığım sevgi yer sevgi içerim
    kirpiklerin ile on kiden vurduğun yarım akıllı

    neden ben diye sorma ruhum ruhuna meftun
    seninle maviye dönüştü hayatımın bütün renkleri
    ah gülüşüyle bana hayatı sevdiren lirik kadın
    sevdiysem adam gibi sevdim bundan kime ne

    A v r a s y a
    07.01.2023

    Ahmet Erdem

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    Nen Bilgisi'nden

    ölü şairler geçiyordu uzun ırmağımdan
    seyrelen sesleriyle hepsi benden bir zerre
    ve ben onlardan yekûn bir şaşkınlık, işte

    nereden gelmişim, nereye? yalan
    bu yersiz sorularla kurcala beni
    ağzımın parçalanmış gönyesinden içeri
    bir söz daha sıkıştır bâtın olan
    kavuşulur ve unutulur bir sabah saati
    o usul ses imiş, sessizliğe dolan

    bunlara doğru haydi! itele kakala beni
    çünkü hep şairler geçiyor ırmağımızdan
    örtünürken bir şehir, tanede saklanıyor şer

    örtün evet, ey haile. örtün, evet ey şehr;
    örtün ve müebbet uyu, ey facire-i dehr! (1)

    2.

    ölü şairler geçer gider ırmak uzunsa
    seyrelir sesleri, benden zerre eksilir
    kimbilir aşktım, bendim, onlardım işte

    dilimizin üzerinden çelik gıcırtısıyla kaydı bir kılıç
    melâl-i hasret ü gurbetle ufk-ı şâma baktıydık
    aşk mı idi, -ki aksi ne kâbil-, biz sever iken incindik
    kıskanmamayı edindik, bardaktan boşanıp terk ettik
    öldürerek yaşıyordu, biliyordu oysa bütün canlılar
    hilkaten ehildik, biz de bilirdik ve öldürmedik
    gündeki geceydi ey arab! merdiveninde yaşananlar

    gökkuşağının altında idik; kız yahut oğlan
    geçemeyenler için ağıt yaktık, dans ettik
    çoğumuz dipte, kimimiz ise üzerindeyiz

    melâli anlamayan nesle âşina değiliz (2)

    Orhan Alkaya

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    Kuşlar Mı

    bak bulutlara aziz’im
    şükür ki bir rüzgar var
    esmese, ayırmasa onları birbirinden
    göğü hiç anlamayacaklar

    nasıl da yalnızlar
    bizim gibi
    onlar gibi
    kazara bir kuş karışsa aralarına
    o kuşa yoğunlaşıp
    kanatlarına ağlayacaklar

    ağırlaşacaklar aziz’im
    ağırlaşacaklar

    bak kollarına
    ve sonra dal bil onları
    dal olmayan ne bilsin bir kuşun yükünü
    ne bilsin yalnızlığın kalabalık bir ormana
    kabuk kabuk döküldüğünü

    yalnız değilsin aziz’im
    hiç değilsin
    kov yüzündeki ötücü ifadeleri
    boşuna kanatlarında o etlenen korku
    sen hiç gördün mü
    bir ağacın dallarından ayrı kuruduğunu

    Mehtap Calgıc

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    Hani Kurşun Sıksan Geçmez Geceden


    Yiğit harmanları, yığınaklar,
    Kurulmuş çetin dağlarında vatanların.
    Dize getirilmiş haydutlar,
    Hayınlar, amana gelmiş,
    Yetim hakkı sorulmuş,
    Hesap görülmüş.
    Demdir bu...

    Demdir,
    Derya dibinde yangınlar,
    Kan kesmiş ovalar üstünde Mayıs...
    Uçmuş, bir kuştüyü hafifliğinde,
    Çelik kadavrası korugan\'ların.
    Ölünmüş, canım,ölünmüş
    Murad alınmış...

    Gelgelelim,
    Beter, bize kısmetmiş.
    Ölüm, böyle altı okka koymaz adama,
    Susmak ve beklemek, müthiş
    Genciz, namlu gibi,
    Ve çatal yürek,
    Barışa, bayrama hasret
    Uykulara, derin, kaygısız, rahat,
    Otuziki dişimizle gülmeğe,
    Doyasıya sevişmeğe,yemeğe...
    Kaç yol, ağlamaklı olmuşum geceleri,
    Asıl, bizim aramızda güzeldir hasret
    Ve asıl biz biliriz kederi.

    İçim, bir suskunsa tekin mi ola?
    O Malta bıçağı,kınsız,uyanık,
    Ve genç bir mısradır
    Filinta endam...
    Neden, neden alnındaki yıkkınlık,
    Bakışlarındaki öldüren buğu?
    Kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri...
    Nasıl da almış aklımı,
    Sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan,
    Dost, düşman söz eder kendi kavlince,
    Kınanmak, yiğit başına.
    Bu, ne ayıp, ne de yasak,
    Öylece bir gerçek, kendi halinde,
    Belki, yaşamama sebep...

    Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.
    Hani, kurşun sıksan geçmez geceden,
    Anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık...
    Ve zehir - zıkkım cıgaram.
    Gene bir cehennem var yastığımda,
    Gel artık...

    Ahmed Arif

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    Amorti

    biletimi,
    kör bir piyangocunun
    titreyen ellerinden çekiyorum
    savrulmuş hayatıma bir amorti vursa
    bu, en büyük ikramiye bana!

    sen'lerden örülmüş bir duvarın kenarından yürüyorum
    sen'lerden örülmüş o duvara tutunarak
    yalnızlıklardan kaçıyorum güya
    yalnızlıklarıma birer davetiye gönderirken

    ben o sen'leri bölüyorum
    o sen'ler beni
    bölük pörçük hayatımı
    iliklemeye çalışıyorum beceriksiz ellerimle!

    yamalı bir kum torbasına dönmüşüm
    kendimi dövmekten geliyorum
    bir iş dönüşü saati
    yorgunum, bitkinim
    dargınım kendime!

    cevapları kendi içinde saklı sorguların
    binlerce soruya gebe bakışlarında
    bir sümüklüböceğin kabuğunu sürüklediği çaresizlikte
    sürüklüyorum kendimi
    bir kaplumbağanın "evim" dediği heyecanda
    taşıyamıyorum artık bedenimi!

    kendimi ispiyonluyorum
    bir casusun kurşuna dizilme hakkını
    görebilmek için kendimde

    terazi burcundan gündönümlerinde
    akşamdan kalma yorgun bir gündüzün sarhoşluğu,
    kazandığı savaşlardan topladığı madalyaları
    ağlayarak sayan bir askerin gölgesiyim

    ah!
    göz özü görmeyen bir havada
    fareli köyün kavalcısını arıyorum:
    ömrümün kalan kısmına hükümlü
    peşinatsız dört taksit sudan ucuz üç kuruşluk acılarımı
    dökmesi için denize!

    Reha Yünlüel

  • Güneşli Melek
    Güneşli Melek



    Özseven

    Çirkin değil benim halkım
    Anlar dilinden aynaların
    Konuşur aynalarla

    Nevruzcana nazlıdır o
    Sarp kayalarda gizlidir
    Sümbüldür boynu bükük
    Ağıtlar tanığıdır
    Söğüttür incecik, su başlarında
    Dalı yağma, yaprakları tozludur
    Uzak atar, yakın düşer kurşunu
    Balaban bakışlı, sulu gözlüdür

    Bir bakarsın Yunus Emre
    Bir bakarsın Pir Sultan
    Buluşur tanrısıyla yavan ekmekte
    Emeğin hakkına kılıç sözlüdür
    Bir yüzüyle Bedrettin o
    Bir yüzüyle Karacoğlan
    Hacıbektaş der de uçar bir ak güvercin
    Yeryüzünün en bilge topraklarında
    Balık olur, takla atar deryada
    Turna olur aşıp gider dağları
    Okul der de, boylar hapis damları
    Gün göremez kahrolası dünyada

    Tanığımdır bol yıldızlı geceler
    Tanığımdır yaban gülü şafaklar
    Barış, buram buram tüter burnunda
    Kan sızar en oynak türkülerinden
    İmecidir, yoksuldur, katar terini
    Aş pişirir ölüsüne, yürek yağından
    Yakınması yoksulluktan,
    Yakınması ayrılıktan,
    Ölümden,
    Kolkolalık nakış olur, ışır örtülerinde

    Çirkin değil benim halkım
    Anlar dilinden aynaların
    Konuşur aynalarla
    Düşman değil benim halkım
    Barışa, kardeşliğe
    Kahpeliğe, kalleşliğe, puştluğa düşman
    En başta da sömürüye,
    Açlığa düşman...


    Hasan Hüseyin Korkmazgil