... kitap okurken beethoven'dan 9. senfoniyi dinleyen biri var evde.. yemin ederim her tuş sesi kafama inen bir balyoz sanki.. piyano sesinden hazzetmememin açtığı entelektüel boşluğu keman dinleyerek kapatmaya çalışırken ruhumu paramparça ediyorum yok yere.. dahası içim de kıyılıyor.. şu durumda olacak şey mi.. midemin ruhumdan neden haberi yok, kınıyorum kendisini.. ama kınamak ikna edici bir doyma biçimi değilmiş, öğreniyorum.. kalkıp mutfağa gidiyorum kek çırpmaya; biraz portakal rendesi, biraz tarçın, biraz ceviz.. yağmur yağıyor, yağmurlu havalarda pencereden dışarı bakmak ve kek yapmak dışında başka ne yapar ki insan hiç bilmiyorum.. bu kadar az şey bilerek nasıl yaşadım bu yaşıma kadar hayret ediyorum her defasında.. yaştan bahsedince de içime bir İsmet Özel ruhu kaçıyor yine : "Bu yaşa erdirdin beni, gençtim almadın canımı ....bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.. " hava yağmurlu; ölmediğime hayıflanmak için ne kadar da uygun bir gün.. annem de hayıflanıyor mu acaba böyle şeylere.. çünkü telaşla çamaşır toplarken görüyorum onu her yağmur yağdığında.. onca çocuk, kolay değil tabii.. hayıflanmak da boş insan işiymiş vallahi.. şimdi anladım.. ama hava yağmurlu ve göğsümün göğünde kara bulutlar yine..
Sözlerim zehirdir benim yüreğime damla damla akıttığım.... Yüreğimden fışkırıp, etrafımdakilere bulaştırdığım her ne kadar istemesem de... Oysa hak edene hak ettiğini vermek, yermek değil övmek lazımmış... Binlercesi geçiyor şimdi beynimden sözlerin... Birbiri ardına sıralanan ama hiç birbirine bağlanamayan... Öznesinin yüklemine yük olduğu... Sonu başından önce gelen...
kendini beğenmişlik dersen hee limitsizdir, burnumuzdan kıl aldırmayız.. cahillere / salaklara tahammül edemez, anında geri dönüşüm kutusuna atar oradan da ebediyen sileriz.. küseriz barışırız, ertesi gün gene küseriz.. ertesi gün ya barışır, ya barışmayız..boyun eğmeyiz, yıkılmayız, ayaktayız... patavatsızız, pot kırarız, her ne ise pat diye söyleriz.. takıntılı değil amaa kıskancız, çok fena gurur yaparız.. İçimiz yanar amma söylemeyiz, kendi savaşımızı içimizde yapar, sonra zafer bayrağımızı ruhumuzun surlarına çekeriz. nezaketlilik hak getiredir, kibarlık semtimizden geçmezdir telefonu neee diye açarız, lafını ağzına tıkar pat diye kapatırız, çileden çıkarırız.. engelleriz çeyrek akıllı olanın aklını alır, büsbütün akılsız bırakırız.. sevdik mi tam severiz, sonuna kadar severiz..hercai gönül değiliz, her gördüğümüz dala konmayız.. valla çatlarmısın, patlarmısın bilemeyiz.. amaa biz böyleyiz…
Yapmak istediğim bir çok şey var. Hiçbirini yapamayacığım! Gitmek istediğim bir çok yer var. Hiçbirine gidemeyeceğim! Kapana kısılmışız biz canım, kapana kısılmışız! ................ İmdat! ......... İmdaat! ........İmdaaaaat! ............................
... kitap okurken beethoven'dan 9. senfoniyi dinleyen biri var evde.. yemin ederim her tuş sesi kafama inen bir balyoz sanki.. piyano sesinden hazzetmememin açtığı entelektüel boşluğu keman dinleyerek kapatmaya çalışırken ruhumu paramparça ediyorum yok yere.. dahası içim de kıyılıyor.. şu durumda olacak şey mi.. midemin ruhumdan neden haberi yok, kınıyorum kendisini.. ama kınamak ikna edici bir doyma biçimi değilmiş, öğreniyorum.. kalkıp mutfağa gidiyorum kek çırpmaya; biraz portakal rendesi, biraz tarçın, biraz ceviz.. yağmur yağıyor, yağmurlu havalarda pencereden dışarı bakmak ve kek yapmak dışında başka ne yapar ki insan hiç bilmiyorum.. bu kadar az şey bilerek nasıl yaşadım bu yaşıma kadar hayret ediyorum her defasında.. yaştan bahsedince de içime bir İsmet Özel ruhu kaçıyor yine :
"Bu yaşa erdirdin beni, gençtim almadın canımı
....bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.. "
hava yağmurlu; ölmediğime hayıflanmak için ne kadar da uygun bir gün.. annem de hayıflanıyor mu acaba böyle şeylere.. çünkü telaşla çamaşır toplarken görüyorum onu her yağmur yağdığında.. onca çocuk, kolay değil tabii.. hayıflanmak da boş insan işiymiş vallahi.. şimdi anladım..
ama hava yağmurlu ve göğsümün göğünde kara bulutlar yine..
Sözlerim zehirdir benim yüreğime damla damla akıttığım....
Yüreğimden fışkırıp, etrafımdakilere bulaştırdığım her ne kadar istemesem de...
Oysa hak edene hak ettiğini vermek, yermek değil övmek lazımmış...
Binlercesi geçiyor şimdi beynimden sözlerin...
Birbiri ardına sıralanan ama hiç birbirine bağlanamayan...
Öznesinin yüklemine yük olduğu...
Sonu başından önce gelen...
kendini beğenmişlik dersen hee limitsizdir, burnumuzdan kıl aldırmayız.. cahillere / salaklara tahammül edemez, anında geri dönüşüm kutusuna atar oradan da ebediyen sileriz..
küseriz barışırız, ertesi gün gene küseriz.. ertesi gün ya barışır, ya barışmayız..boyun eğmeyiz, yıkılmayız, ayaktayız...
patavatsızız, pot kırarız, her ne ise pat diye söyleriz.. takıntılı değil amaa kıskancız, çok fena gurur yaparız..
İçimiz yanar amma söylemeyiz, kendi savaşımızı içimizde yapar,
sonra zafer bayrağımızı ruhumuzun surlarına çekeriz.
nezaketlilik hak getiredir, kibarlık semtimizden geçmezdir telefonu neee diye açarız,
lafını ağzına tıkar pat diye kapatırız, çileden çıkarırız.. engelleriz
çeyrek akıllı olanın aklını alır, büsbütün akılsız bırakırız..
sevdik mi tam severiz, sonuna kadar severiz..hercai gönül değiliz, her gördüğümüz dala konmayız..
valla çatlarmısın, patlarmısın bilemeyiz.. amaa biz böyleyiz…
kafayı yastığa koyunca başlıyorsa susturana kadar uyumak yok..:((
Yapmak istediğim bir çok şey var. Hiçbirini yapamayacığım!
Gitmek istediğim bir çok yer var. Hiçbirine gidemeyeceğim!
Kapana kısılmışız biz canım, kapana kısılmışız! ................
İmdat! ......... İmdaat! ........İmdaaaaat! ............................
yorgunluğa yenik düştüm.................................................
paylaşmanın güzelliğine bıraktım kendimi..........................
ah annem ah! ...
ne de güzel yaparsın...
Aklın ve yüreğin gelgitleri...
söylenmeler=anneler
Dış ses - (Sabırla susmaktadır.)
İç ses - (Kendisinin duyabileceği bir fısıltıyla konuşur.) Sanki ben bilmiyorum yan gelip yatmasını...
isyan duygusunu bastırıp kendi kendini yiyip bitirme durumu...
kendi kendine susmalar :)