Hasanoğlan köyü muhtarına sormuşlar aşk nedir diye.Muhtar demişki Mehmet efendinin kızını Hasan efendinin oğluna isterler Mehmet efendi kızını vermez aşk olur..İşte budur aşk..kavuşamamak elde edememek.. Örneğin Mecnun Leylayı ilk kez görüp ona aşık olduğunda hemen leylayı mecnuna verselerdi böyle bir aşk yaşanırmıydı? ? yaşanmazdı.. Göğüs ortasına apansız gelip yerleşen garip bi ağrıdır aşk...
Aşkın kendini mekan edindiği müstesna yer... Hem beşeri hem de ilahi aşkın mekanı. Bu aşkı elde etmek öyle kolay da değil hani. Adı üstünde kalp. Sürekli değişen bir diğer manası. Peygamberimizin bir hadisinde de geçtiği gibi, inkılab eden, sürekli devinen, bir kararda durmayan anlamına gelir. Yani dönek... Yerinde duramaz uçarı bir çocuk gibidir kalb. Alı görüp ala, şalı görüp şala heveslenir. Bazen arıdır, bal yapmak için çiçeğe konar. Bazen sinektir, aşırmak için başkalarının ürettiği bala konar. Kalb vardır, imana saray olur. Kalb vardır, imana zindan olur. Kalb vardır, gül saksısına benzer. İçinde gül yetiştirdiği için gül kokar. Kalb vardır, fosseptik çukura benzer. İçi çöplüğe döndüğü için zibil kokar. Kalb beden ülkesinin başkentidir. Dil dudak, göz kulak, el ayak hep oradan yönetilir. Bütün organlar bu başkentin taşrasıdır. Komuta mahalli kalbtir. Orada iman iktidardaysa, organlar üzerinde imanın sözü geçer. Şeytan iktidardaysa, organlar üzerinde şeytanın sözü geçer. Sevgili Nebi, muhataplarının dikkatini sürekli kalbe çeker. Kendi dikkati de sürekli kendi yüreğindedir. Bu nedenle öyle der: Kalbimde hafif bir oynama hissederim de, o gün yüz defa Rabbimden af dilenirim.
Onun en sık tekrarladığı dualarından biridir: Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım! Kalbimi dinin üzre sabit kıl!
Müşriklerin işkence altında putlarını övmeye zorladıkları Ammar, sonunda dayanamayarak istediklerini söylemiş, bundan dolayı yüreği yanık gözü yaşlı bir biçimde Rasûlullah’a gelmişti. Adeta yıkılmıştı. Yaptığının telafisi imkânsız bir hata olduğunu düşünüyor, “ölseydim” diyor, başka bir şey demiyordu.
Hz. Peygamber, Kalbini nasıl buluyorsun? diye sordu. manla dopdolu cevabını alınca, Yine işkence ederlerse, sen de aynı taktiği yine kullan buyurarak teselli etti.
Evet, işte böylesine merkezi bir işlevi olan kalb, gerçekte neydi?
Kur’an’a göre bu kalb, kan pompası olan kalbten başka bir şeydi.
Çünkü Kur’an şöyle buyuruyordu: Bu (vahiyde) bir kalbe sahip olan kimseler için alınacak öğütler vardır.
Bizim bildiğimiz, herkesin kalbi yok muydu?
Vardı ama, Kur’an göğsünde bir kan pompası taşıyan herkesi kalb sahibi saymıyordu. Ondan hayvanlarda da vardı. Üstelik hacimce daha da büyüktü. Daha fazla kan pompalıyordu. Fakat Kur’an onları muhatap bile almıyordu. Kur’an bir kalbe sahip olan kimse derken; arayan, merak eden, soran, kuşku duyan, iman eden, seven, özleyen, sızlayan, inleyen, yanan aktif bir yüreği kastediyordu. Böyle olmayan kalbi kalbten saymıyordu. Kalbleri var onunla akletmeyi bilmezler diyordu. Yani Kur’an kalb derken; akleden, fikreden, tefekkür eden, tezekkür eden, tedebbür eden, tefakkuh eden bir kalbi, daha doğrusu bir iç dünyayı kastediyordu Onun için de Aklını kullanmayanları Allah pisliğe mahkûm eder diyordu vahiy. İç dünyasını vahye inşa ettirenler, Allah’ın nuruyla bakarlar, o nurla görürler, o nurla yürürler, o nurla tutarlardı. İç dünyasını vahye inşa ettirmeyenlerin, yani kalbine sahip olamayanların, belli bir müddet sonra ellerine, dillerine, ayaklarına, gözlerine, kulaklarına da sahip olamayacakları aşikardı. En sonunda kendilerine sahip olamayacaklardı. Kendine sahip olamayanlar, kendini kaybetmeye mahkûmdular. Söyler misiniz; kişi kendini kaybettikten sonra, dünyayı kazansa ne olur?
aşk hayatın özü..vazgeçilemeyen..uğrunda savaşlar yapılan destanlar yazılan.peki ama içimizdeki bu aşk ateşini kim yaktı..aşk inandığım,temiz kalan tek şey.
saka kuşunun kaf dağından getirdiği hediyedir zalim olması ise o hediyenin yanlış tarafından açıldığındandır doğrusunu bulamazsınız deneyeceksiniz mantığını kullanıp düşünürsen daha doğru bulabilirsin ben hala arıyorum bulamadım
nedeni olmadan kahkaha atmak,hickirarak,salya sumuk aglamak,,parcalari taoparlayamamak,toparlasan da birseylerin hep eksik cikmasi...en garibi bunun bile tat vermesi.guzel sey..dogru yer,dogru zamansa...ama bu sartlar icin seni senden cok seven 1-2 dosta ihtiyacin var...
sonsuza kadar sürecek bir dakikadır.Büyük bir probleminçözümüne ulaşan denklemlerden biridir,ya çözerken çıldırırsın,ya yarım bırakırsın,ya da ulaşılmaz denilene ulaşırsın.
sevmek sevilmek paylaşmak.. bakmak dokunmak koklamak anlamak anlaşılmak anlaşılamamak delirmek delirtmek kulaklarda anlamsız uğultular uykusuzluk ayakta rüya hali halisünayson iyi olan iyi olmayan anlatılmaya çalışılan anlatılamayan herşey aşktır....(bence) aşk anlatılmaz yaşanır demişlerya... öyle birşey herhalde :)
'ne masayı anlatacagım diye masa sözcügünü kullanacaksınız, ne kusu anlatacagım diye kus sözcügünü; ne de askı anlatacagım diye ask sözcügünü.' /Cocteau
mevlanaya sormuşlar Ask nedir? cevap ilginc:asık olda anlarsın. O nasıl olacak demis adam Mevlana dan harika bir cevap daha gelir: ben gibi ol anlarsın
Aşk; Büyük aşk, Ölçüsüz aşk, Bazıları aşk ile tutkuyu karıştırırlar. Aşk, tüm gücüyle bir yüreğe çarptığında, kiyamet kopar, günlük hayatın dengesi bozulur, sınırlar silinir.
Başından büyük bir aşk geçmemiş her kadın için bu bir eksikliktir; başından büyük bir aşk geçmiş her erkek için ise bu bi fazlalıktır.
Erkeğin hayatında belki bir aşka yer vardır. Kadının ise aşkında belki bir hayata...
Erkekler deli gibi aşık olurlar, zamanla akıllanırlar. Kadınlar ise Akıllı gibi aşık olurlar, zamanla delilirler.
Aşk, kadını ve erkeği farklı etkiler. Aşık olan kadının gözünde başka hiçbir şeyin değeri kalmaz. Aşık olan erkeğin gözünde ise her şey yeniden değerlenir. Çünkü aşık kadın 'nasıl olsa bitecek' sezgisi ile hareket eder. Aşık erkek ise 'nasıl olsa sonsuza dek sürecek' yanılgısıyla... Aşık kadınlar bu yüzden hep endişeli ve huzursuzdurlar; aşık erkekler ise melekler gibi dingin ve aptallar gibi bön.
Aşık olmak erkeğe yakışır. Kadına asla. Kadına yakışan sadece aşktır.
Aşksız bir erkek kendini kölesiz bir efendi gibi hisseder, aşksız bir kadın ise efendisiz bir köle.
Kadın Ne İster? Ne mi ister? Hepsini ister. Ve aynı anda.
Peki erkekler ne ister? Hem sevgili karıları hem de haremleri olsun isterler.
Peki neden korkarlar? Hem karısız hem de haremsiz kalmaktan korkarlar.
Kadın erkeğinin kendisine kul köle olmasını ister; olunca da ondan nefret eder. Erkek ise kadının kendisine köle olmasını istemez; olunca da onu sever.
Bir erkek kadından bıktığı için onu terk eder; bir kadın ise erkeğinden sıkıldığı için. Arada çok önemli bir fark var. Bir erkek doyduğu için kadınından bıkar. Bir kadın ise doyamadığı için erkeğinden sıkılır.
Erkek kadının fiziksel görüntüsüyle; kadın ise erkeğin şehvetiyle tahrik olur. Onun için kadınlar karşılarındakini anlarlar; erkekler ise sadece görünen dünyayı.
Kadın terk edildiği ve aldatıldığı zamanlarda, bir de boşanırken hiç tereddüt etmez. Kararlı, şuurlu ve son derece akıllı biçimde bütün strateji ve nokta hücumu taktikleriyle delirir.
Delilik, kadınların aklıdır. Ve sadece bu özellikleri bile, onların erkeklerden daha üstün kabul edilmeleri için yeterli bir sebeptir.
Kadınlar, sezgileriyle her şeyi bilirler. Erkekler ise akıllarıyla hiçbir şeyi bilemezler.
Kadınlar her şeyi görürler. Göremediklerini duyarlar. Duyamadıklarını ise sezerler. Dişilik yalnız algı kapılarını değil, bütün telepati, sezgi, altıncı his ve üçüncü göz kapılarını açan LSD, Mescaline, Psilosibin kadar güçlü bir iksirdir.
Kadınların sezgileri o kadar olağanüstüdür ki, onları erkeklerden çok daha üstün saymamak için hiçbir neden yok.
Sezgi de neymiş mi dediniz? Aklın eli, kolu, gözü, kulağı ve burnudur. Aklın dürbünü, pusulası ve radarıdır. Şahini ve tazısıdır. Kapanı, tuzağı ve oltasıdır. Sezgi en kurnaz avcıdır. Sezgi olmasa ne bilim ne felsefe ne sanat olurdu.
Akıl mı? Akıl sezginin uşağıdır. O kadar..
Sezgileri yerine bilgileri ile hareket eden bilgiç kadınlar kadar itici yaratıklar düşünemem. Akıllıları ve kültürlüleri ise itici değillerdir ama sıkıcı olurlar çoğu zaman. Kadına en çok yaraşan ne akıl, ne bilgi, ne de kültürdür.
Tanımını yapmakta zorluk çektiğim tarif edilemez duygu yumağı
Hasanoğlan köyü muhtarına sormuşlar aşk nedir diye.Muhtar demişki Mehmet efendinin kızını Hasan efendinin oğluna isterler Mehmet efendi kızını vermez aşk olur..İşte budur aşk..kavuşamamak elde edememek..
Örneğin Mecnun Leylayı ilk kez görüp ona aşık olduğunda hemen leylayı mecnuna verselerdi böyle bir aşk yaşanırmıydı? ? yaşanmazdı..
Göğüs ortasına apansız gelip yerleşen garip bi ağrıdır aşk...
KİŞİNİN KENDİNİ SEVMESİDİR
BAŞKASINDA KENDİNİ ARAMAK, BULMAK...
İnsan kadar eski olan bir kavram ayrıca...
Manası insan kadar derin.
Kendi benliğimizi anlamlandırabildiğimiz ölçüde manasına hükmedebiliriz.
Kalb...
Aşkın kendini mekan edindiği müstesna yer... Hem beşeri hem de ilahi aşkın mekanı. Bu aşkı elde etmek öyle kolay da değil hani. Adı üstünde kalp. Sürekli değişen bir diğer manası.
Peygamberimizin bir hadisinde de geçtiği gibi, inkılab eden, sürekli devinen, bir kararda durmayan anlamına gelir. Yani dönek...
Yerinde duramaz uçarı bir çocuk gibidir kalb. Alı görüp ala, şalı görüp şala
heveslenir. Bazen arıdır, bal yapmak için çiçeğe konar.
Bazen sinektir,
aşırmak için başkalarının ürettiği bala konar.
Kalb vardır, imana saray olur.
Kalb vardır, imana zindan olur.
Kalb vardır, gül saksısına benzer. İçinde gül yetiştirdiği için gül kokar.
Kalb vardır, fosseptik çukura benzer. İçi çöplüğe döndüğü için zibil kokar.
Kalb beden ülkesinin başkentidir. Dil dudak, göz kulak, el ayak hep oradan
yönetilir. Bütün organlar bu başkentin taşrasıdır. Komuta mahalli kalbtir.
Orada iman iktidardaysa, organlar üzerinde imanın sözü geçer. Şeytan
iktidardaysa, organlar üzerinde şeytanın sözü geçer.
Sevgili Nebi, muhataplarının dikkatini sürekli kalbe çeker. Kendi dikkati de
sürekli kendi yüreğindedir. Bu nedenle öyle der: Kalbimde hafif bir oynama
hissederim de, o gün yüz defa Rabbimden af dilenirim.
Onun en sık tekrarladığı dualarından biridir:
Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım! Kalbimi dinin üzre sabit kıl!
Müşriklerin işkence altında putlarını övmeye zorladıkları Ammar, sonunda
dayanamayarak istediklerini söylemiş, bundan dolayı yüreği yanık gözü yaşlı
bir biçimde Rasûlullah’a gelmişti. Adeta yıkılmıştı. Yaptığının telafisi
imkânsız bir hata olduğunu düşünüyor, “ölseydim” diyor, başka bir şey
demiyordu.
Hz. Peygamber, Kalbini nasıl buluyorsun? diye sordu. manla dopdolu cevabını alınca, Yine işkence ederlerse, sen de aynı taktiği yine kullan buyurarak teselli etti.
Evet, işte böylesine merkezi bir işlevi olan kalb, gerçekte neydi?
Kur’an’a göre bu kalb, kan pompası olan kalbten başka bir şeydi.
Çünkü Kur’an şöyle buyuruyordu: Bu (vahiyde) bir kalbe sahip olan kimseler
için alınacak öğütler vardır.
Bizim bildiğimiz, herkesin kalbi yok muydu?
Vardı ama, Kur’an göğsünde bir kan pompası taşıyan herkesi kalb sahibi saymıyordu. Ondan hayvanlarda da vardı. Üstelik hacimce daha da büyüktü.
Daha fazla kan pompalıyordu. Fakat Kur’an onları muhatap bile almıyordu.
Kur’an bir kalbe sahip olan kimse derken; arayan, merak eden, soran, kuşku duyan, iman eden, seven, özleyen, sızlayan, inleyen, yanan aktif bir yüreği kastediyordu. Böyle olmayan kalbi kalbten saymıyordu. Kalbleri var onunla akletmeyi bilmezler diyordu. Yani Kur’an kalb derken; akleden, fikreden, tefekkür eden, tezekkür eden, tedebbür eden, tefakkuh eden bir kalbi, daha doğrusu bir iç dünyayı kastediyordu Onun için de Aklını kullanmayanları Allah pisliğe mahkûm eder diyordu
vahiy.
İç dünyasını vahye inşa ettirenler, Allah’ın nuruyla bakarlar, o nurla
görürler, o nurla yürürler, o nurla tutarlardı.
İç dünyasını vahye inşa ettirmeyenlerin, yani kalbine sahip olamayanların,
belli bir müddet sonra ellerine, dillerine, ayaklarına, gözlerine,
kulaklarına da sahip olamayacakları aşikardı. En sonunda kendilerine sahip olamayacaklardı.
Kendine sahip olamayanlar, kendini kaybetmeye mahkûmdular.
Söyler misiniz; kişi kendini kaybettikten sonra, dünyayı kazansa ne olur?
Hani Aşk...
aşk hayatın özü..vazgeçilemeyen..uğrunda savaşlar yapılan destanlar yazılan.peki ama içimizdeki bu aşk ateşini kim yaktı..aşk inandığım,temiz kalan tek şey.
a ş k.......... duyduğum en uzun şiir............
saka kuşunun kaf dağından getirdiği hediyedir
zalim olması ise o hediyenin yanlış tarafından açıldığındandır
doğrusunu bulamazsınız deneyeceksiniz
mantığını kullanıp düşünürsen daha doğru bulabilirsin ben hala arıyorum bulamadım
Yokluğu bi dert..Varlığı mı? o daha başka bi dert.Ne aşk ile yaşanır nede aşksız yaşanır böylesine bir muamma.
aşk kavram kargaşasıdırrrr......
yanınızda olup da ona dokunamamak,gözlerinizle sevginizi anlattığınız
halde bunu sözlere dökememektir.
nedeni olmadan kahkaha atmak,hickirarak,salya sumuk aglamak,,parcalari taoparlayamamak,toparlasan da birseylerin hep eksik cikmasi...en garibi bunun bile tat vermesi.guzel sey..dogru yer,dogru zamansa...ama bu sartlar icin seni senden cok seven 1-2 dosta ihtiyacin var...
Herşey karşıtını içinde barındırırmış. Peki aşkın karşıtı ne?
sonsuza kadar sürecek bir dakikadır.Büyük bir probleminçözümüne ulaşan denklemlerden biridir,ya çözerken çıldırırsın,ya yarım bırakırsın,ya da ulaşılmaz denilene ulaşırsın.
sevmek
sevilmek
paylaşmak..
bakmak
dokunmak
koklamak
anlamak
anlaşılmak
anlaşılamamak
delirmek
delirtmek
kulaklarda anlamsız uğultular
uykusuzluk
ayakta rüya hali
halisünayson
iyi olan
iyi olmayan
anlatılmaya çalışılan
anlatılamayan herşey aşktır....(bence)
aşk anlatılmaz yaşanır demişlerya...
öyle birşey herhalde :)
sevgiler
'ne masayı anlatacagım diye masa sözcügünü kullanacaksınız, ne kusu anlatacagım diye kus sözcügünü; ne de askı anlatacagım diye ask sözcügünü.' /Cocteau
AŞK; yanına gidemediğin özlediğindir...Aşk; özlenendir..
morfindir.kendine geldiğinde pişman olursun.
Gözlerde başlayan aşk;
Mutluluğun en son evresidir...
Kimi yaşar, kimi yaşamaz.
Sevgi dağının zirvesidir...
Bazen ulaşılır bazen ulaşılmaz.
Gözün kör, kulağın sağır olması. Ama bütün duyuların kalpte toplanıp orada atması.
eksiyle artı kutupların birbirleri için canını dahi vermesi gibi bir şey
mevlanaya sormuşlar Ask nedir? cevap ilginc:asık olda anlarsın. O nasıl olacak demis adam Mevlana dan harika bir cevap daha gelir: ben gibi ol anlarsın
Aşk bir varoluş biçimidir 'Vurulmak' değil asla'Vermektir; ' bir tek insanla sınırlanmiş bir eylem değil genel anlamda bir ilişki kurma biçimidir.
aşkı anlatan bir güzel söz:
KIYIYI KAYBETMEYİ GÖZE ALAMAYAN OKYANUSU KEŞFEDEMEZ
AŞK insanin bulabileceği en büyük en değerli hazinedir.....
Aşk; Büyük aşk, Ölçüsüz aşk, Bazıları aşk ile tutkuyu karıştırırlar.
Aşk, tüm gücüyle bir yüreğe çarptığında, kiyamet kopar, günlük hayatın dengesi bozulur, sınırlar silinir.
aşk ateşlerle dansı göze almaktır
ve aşk, ateşlere gönül açtığında, yüreğini serinleten bir bahardır..
aşk öyle bir şeydir ki, konakladığı kalbe huzur verirken, aynı anda onu yok etmesidir. Aşk ne canlıdır, nede canlı kalnlarda kalır.....
ASK Allah'ın bıze lutfettıgı seylerin en güzeli........
Başından büyük bir aşk geçmemiş her kadın için bu bir eksikliktir; başından büyük bir aşk geçmiş her erkek için ise bu bi fazlalıktır.
Erkeğin hayatında belki bir aşka yer vardır. Kadının ise aşkında belki bir hayata...
Erkekler deli gibi aşık olurlar, zamanla akıllanırlar. Kadınlar ise Akıllı gibi aşık olurlar, zamanla delilirler.
Aşk, kadını ve erkeği farklı etkiler. Aşık olan kadının gözünde başka hiçbir şeyin değeri kalmaz. Aşık olan erkeğin gözünde ise her şey yeniden değerlenir. Çünkü aşık kadın 'nasıl olsa bitecek' sezgisi ile hareket eder. Aşık erkek ise 'nasıl olsa sonsuza dek sürecek' yanılgısıyla... Aşık kadınlar bu yüzden hep endişeli ve huzursuzdurlar; aşık erkekler ise melekler gibi dingin ve aptallar gibi bön.
Aşık olmak erkeğe yakışır. Kadına asla. Kadına yakışan sadece aşktır.
Aşksız bir erkek kendini kölesiz bir efendi gibi hisseder, aşksız bir kadın ise efendisiz bir köle.
Kadın Ne İster?
Ne mi ister?
Hepsini ister.
Ve aynı anda.
Peki erkekler ne ister?
Hem sevgili karıları hem de haremleri olsun isterler.
Peki neden korkarlar?
Hem karısız hem de haremsiz kalmaktan korkarlar.
Kadın erkeğinin kendisine kul köle olmasını ister; olunca da ondan nefret eder. Erkek ise kadının kendisine köle olmasını istemez; olunca da onu sever.
Bir erkek kadından bıktığı için onu terk eder; bir kadın ise erkeğinden sıkıldığı için. Arada çok önemli bir fark var. Bir erkek doyduğu için kadınından bıkar. Bir kadın ise doyamadığı için erkeğinden sıkılır.
Erkek kadının fiziksel görüntüsüyle; kadın ise erkeğin şehvetiyle tahrik olur. Onun için kadınlar karşılarındakini anlarlar; erkekler ise sadece görünen dünyayı.
Kadın terk edildiği ve aldatıldığı zamanlarda, bir de boşanırken hiç tereddüt etmez. Kararlı, şuurlu ve son derece akıllı biçimde bütün strateji ve nokta hücumu taktikleriyle delirir.
Delilik, kadınların aklıdır. Ve sadece bu özellikleri bile, onların erkeklerden daha üstün kabul edilmeleri için yeterli bir sebeptir.
Kadınlar, sezgileriyle her şeyi bilirler. Erkekler ise akıllarıyla hiçbir şeyi bilemezler.
Kadınlar her şeyi görürler. Göremediklerini duyarlar. Duyamadıklarını ise sezerler. Dişilik yalnız algı kapılarını değil, bütün telepati, sezgi, altıncı his ve üçüncü göz kapılarını açan LSD, Mescaline, Psilosibin kadar güçlü bir iksirdir.
Kadınların sezgileri o kadar olağanüstüdür ki, onları erkeklerden çok daha üstün saymamak için hiçbir neden yok.
Sezgi de neymiş mi dediniz? Aklın eli, kolu, gözü, kulağı ve burnudur. Aklın dürbünü, pusulası ve radarıdır. Şahini ve tazısıdır. Kapanı, tuzağı ve oltasıdır. Sezgi en kurnaz avcıdır. Sezgi olmasa ne bilim ne felsefe ne sanat olurdu.
Akıl mı?
Akıl sezginin uşağıdır.
O kadar..
Sezgileri yerine bilgileri ile hareket eden bilgiç kadınlar kadar itici yaratıklar düşünemem. Akıllıları ve kültürlüleri ise itici değillerdir ama sıkıcı olurlar çoğu zaman. Kadına en çok yaraşan ne akıl, ne bilgi, ne de kültürdür.
İnce ve şuh bir zekadır...
AŞK,aklına geldikçe mutluluk duyduğun,sevince garkolduğun,sıcaklık hissi...SONUÇTA,herşeyin sonunda ONA VARDIĞIN..VARLIK SEBEBİ...varlık sebebim...