“Balkonumun önünde erik ağacı var” dedi
Erik ağacının bendeki yerini bilemezdi
Tek bir cümle bende derinleşti
Aldı beni 20 yıl öncesine getirdi
Bir erik çiçeği bana bir adam sevdirmişti
Bir eşik nasıl atlanır?
Bir kabuk nasıl kırılır?
Onca rol, onca giysi nasıl çıkartılır?
Sizin yerinize cevabını kimsenin veremeyeceği sorular vardır.
Kimse duymaz içinizde kopan fırtınayı
Şimdi sen beni aldın
Bi yerlere götürdün
Zaman içinde yolculuk gibi
Nereye diye sorma
Sadece bil ki sevgili
Götürdüğün yerde beni yalnız bırakırsan
Gece herkes herkese aşık olabilir
Herkes sevgili olabilir
Bu, gecenin şân’ındandır biraz da
Bardaki adamı da sevebilirsin,
banktaki adamı da
Gelivericekmişsin gibi
Yanıma süzülüvericekmişsin gibi
Bir an, gerçek gibi
Kapımı benden başka anahtarla açanım var gibi
Yanımdaki boş yastığın bir sahibi var gibi
Bir an…
Dem’ini almayan çay gibi hayat bazen
Bekleme salonu gibi
Eşik gibi
Araf gibi
Hislerin sana “çok yakınsın” diyor
Yaşanmışlıklarınsa “çok yorgunsun”
Bir insanın ömrüne kaç gidiş sığar?
Muhtemelen hiç gelmemiş olanlar kadar.
Onlar sadece “gibi” olanlardı.
“Var gibi”ydiler
“Yok gibi”ydiler
Hiç gelmemişlerdi
Gizil bir yalnızlık duygusu sarmış sanki dünyayı
Gizil bir özne gibi
Gizil bir yalnızlık duygusu
Sessiz bir doğum sancısı
Derin bir çığlığın yankısı
Bir gün batımı kaç iç çekiş eder?
Bu kızıllık, içimizde solan güllerin rengine mi benzer?
Kaç bakış, kaç söz, böyle an’larda göğe değer?
Gün batımları yalnızları daha mı çok sever?
Bir yalnızlık kaç gün batımı eder?
Ne yerdeyim
Ne gökte
Her şeyin anlamını yitirdiği bir zaman diliminde
Sadece seyir halinde
Müdahele edememenin çaresizliğinde
Çaresiz olduğumun bile




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!