Bir Türkü dinledim dün gece,
Ama ne sesti duyduğum,
Ne bir beste!
Ne insandı gördüğüm, ne başka bir can.
Ama neyse işte, bürünmüş kana ete,
Yüreğinde hiç eksilmeyen o büyük heyecan
Sıcacık evler, okullar,
Eğlence salonları değil,
Bizim mekânımız.
Savrulmuşuz kanunsuz meydanlara,
Kirli caddelere, karanlık dar sokaklara...
Soğuk ve bozuk kaldırımlarda,
Sordum Palavraya:
-Nereden geliyor oğlum Hamza, bu neşe?
- Usta, değil artık cep delik, cepken delik,
Yaptı bana patron bir iyilik.
Oldum dört köşe.
Ey karayemişli incir ağacı,
Sıcak soğuk,
Kavurmuş gümüş tenini.
Oyuk oyuk gözlerin,
Kambur dallarının arkasından,
Yok der gibi bakıyor yarın.
* Hun, Göktürk, Uygur
"Ey Türk,
Üstte çökmedikçe mavi gök
Altta yarılmadıkça yağız yer,
Kim bozabilir senin ilini, töreni? "
İyi ki dost edinmişim seni umut,
Evde ekmek, aş biter,
Cepte para...
Perişan olur çoluk çocuk!
Başlarsın düşünmeye kara kara,
Bulamazssın evin yolunu,
Aman Allahım,
Bu kaçıncı baskın,
Kaçıncı kuşatma;
Kaçıncı saldırı böyle!
Ve o nasıl silah öyle,
Kanına girer bir anda onlarca yavrunun,
Yeter artık yirmi birinci yüzyılda,
Bitsin kanlı,kirli savaşlar.
Yeter artık kana susamış başlar,
Öldükçe ve öldürdükçe siz,
Beni ölümsüz kıldınız.
Yeter artık bıktım sizden,
Yanakları al al,
Dudakları pembe etli nar,
Duyan susar, gören kanar,
Tüm güzelliği doğal,
Bir içim suydu Pınar.
Cezbediyor dalgalar,
Ve dalıp gidiyorum bir deryanın içine.
Kıyıda kalıyor kusmuk gibi yosun,
Pırıltısı artıyor suyun.
Daldıkça,
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!