.................................Canan YAŞAR'a...
kalabalıklar içindeki yalnızlığımı arıyorum yazmaya durduğumda zamanın iç zeminlerinde.sözcükleri yan yana dizerken içsesinle karşılaşıyorum .itiraf etmeliyim ki kendi içsesimden daha tanıdık geliyorsun bana.
fısıltıyla yankılanıyor bilincimde ‘ . ’ ile başlayan adın.
seninle yeni güne girerken o ilk iç çekişteki tınıyı anlatamam.sonra kendimizden geçerek terk ediyoruz evreni.
‘’Herkese bir bakışı var ölümün
Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak…’’
Ölüm Gelecek , adlı şiirinde böyle diyor Cesare Pavese. Yaşamla ölüm arasındaki karşıtlığın ‘aşkla’ bu değin yumuşatıldığına tanık olduğum bir başka şiir yok gibidir.
Bir bakışta nasıl da somutlanıyor aşk !
İntiharı kafasına koymuş muydu bu şiirini yazarken bilmiyorum.En üretken çağında ; henüz 42 yaşındayken Strega Ödülü'nü ‘Yalnız Kadınlar Arasında’ adlı romanıyla aldı .İtalyan Yazının en ünlenmiş yazarı olarak gösterildiği o yıllarda ( 1950 ) başarısız aşk ilişkileri yüzünden sosyal yaşamı darmadağın olmuştu.Hiçbir aşkın kendisini yaşamda tutamayacağına inandığı için olacak Torino’daki bir otel odasında bir avuç dolusu uyku hapını yutarak ölüme yürüdü.Ölmeden bir önceki gün yazdığı not şöyleydi :
“Artık sabahı da kaplıyor acı.”
öykülerin peşinden koşmaktayım bu sıralar.
ne ki,okuduğum her öyküyü - ad vermek istemiyorum - eksik buluyorum. oysa hepsi de birbirinden özgün anlatılar bunlar. metinler arasında gezinirken yeni kişilerle tanışıyorum. her birinin yaşama odaklanışı başka; aynı evrenin içinde birbirlerine ‘öteki’ olan insanlara değgin benzer görüntüler bir film şeridi gibi geçiyor sayfalardan.
öteki’nin kimliği netleşmeye başladığı an kırılma noktasına geldiğimi anlıyorum. İşte tam da bu noktada değişiklikler,başkalaşımlar devreye giriyor.daha ileri götürürsem içselleştirdiğim çok değişik durumlar beliriyor. öykünün ne pahasına olursa olsun elimden çıkmasını istemiyorum. sonra eksik taşlar döşeyerek yol yapıyorum bir başka öyküye beni taşıması için.
dolu dolu yüreklerle yazılan bu öyküler de olmasa ne yaparız; hepten eksik kalmalar koyar bana…
pusulasızlık...
usuma takılan şeylerin her birini belli bir öncelik gözetmeksizin sıralıyorum ilkin.
asıl zorluk bundan sonra başlıyor.
elimden geldiğince derli toplu göstermek gibi bir özene kalkışıyorum.
bir düzen getirme eylemi bu ve yoruyor beni.
Yüzünden , sesinden ayrılıp o sokaktan son kez dönerken hiç anımsamamak üzere imgelerini barınağın olduğu yerden sulara savuracağım.
Soluk alıp verdiğimiz bu şehrin adını sileceğim haritalardan. Seninle biçimlenen tüm güzellikleri eşiğine bırakıp sürgünümü başlatacağım.
Bu şehirde yaşamın tanımı sahi ne’ydi ?
Seni kimlerin , nasıl biçimlendireceği umrumda bile olmayacak.
Oturup bir şeyler yazmak istemiyorum artık. Bir şeyler yazmaya koyulurken ellerinden tutuyordum ; gözlerine kilitleniyor, kokunla nefesleniyordum.
Yazmak tümüyle seni anlamak, anlatabilmek demekti.
‘’Düşlemin güzel kızı tâcında senin / Apayrı bir yerim varmış anlatsana ‘’
Dizginlenmesi olanaksız atıyla ; yani aşkla şiirin ülkelerinde yolda olmak içinde olunan zamanı yok’tan var’a dönüştürmek !
Bambaşka bir eylemliliktir bu .Bir dama taşını yerinden oynatmak gibi bir şey !Yaşamı ,yok olandan var olana geçirmek ancak böyle olası.
Yaşamın güçlüğünden daha da güç şiirin işi.
Corona Fantastica yukarıdaki dizeleri yazabilmek için kim bilir ne değin yol yaptı.
Nasıl dinlettiriyor kendini; bakar mısınız :
Tuhaf şeylerle dolu edebiyat tarihimiz.Koskoca insanlar neler demiyorlar birbirlerine, neler !
Örnekçe ,ATAÇ! İlk zamanlar yere göğe sığdıramaz Orhan Veli’yi. Sonraları düş kırıklığına uğrayacaktır.
Orhan VELİ o sıralar köylü şiirlerine de yönelir. Bunu duyan Ataç,Orhan Veli için ‘şakuli solucan’ diyecektir.
Orhan Veli tepkisiz kalır mı hiç ! Ataç’a ‘Nuri Bey’ adını yakıştırmakla yetinmez ve bu kez aşağıdaki dizeleri yazar
:
yakın noktalardan uzak olmak...
Varlığının tüm tutku katmanlarından,damarlarından geçmek istiyorum. Aşktan ve incelikten uzak kalmak fena abanır oldu bu sıralar
yüzüm sevdalanmalardan,bağışlanmalardan çok ötelerde
tedirginim,gerginim,susuz ve suskunum
fırlatılıp atılan bir taşa benziyor kalbim
Sensizliğin gölgesine sürülmüşüm. Çıkıp gelsen ve bana hep aynı öyküyü anlatsan olmaz mı
elinde tuttuğun taşla bölünmüş yıkılmış ve dağılmış bir geceyi örseliyorsun.
acı çekmek için yeğlenecek bir yol mudur seninkisi? sonsuz gerçekliğe oradan gidilebileceğini düşünüyorsan eğer öykünü sürdürebilirsin.
ucunda ölümün olduğunu bile bile yalnızlığa bulanmayı, örselediğin her şeşin sesini dinlemeyi keyifle yapıyorsun.
bunalmışlığın en katı ağındasın ,yazık.
içinde uyanan sorulara dönüp dönüp yanıt arama; bulamazsın...
'' ben bile öldüm,size neler olmaz ‘’ / fidel Seyit
.
tutsak arıyor unutulmaz başlangıç için zaman
ondan ürktükçe şehrim kelebek mezarlığı




-
Serap Saylam Şen
-
Fahri Çinçik
-
Xalide Efendiyeva
Tüm YorumlarMuhteşem şiirin usta kalemini yürekten kutluyorum saygılarımla
Dayanılmazlıkların yüklerini taşır..bir tebessüm karşılığına..
imgeler kondurur içinden
kayıtlara geçmemiş şiirlerin..o aranan. arzulanan tebessüm
dev dalgaların arasında gün ışığı...yaladıkca sevdalı yürek atışını..başlar yaşamsal adımların en soylusu..
değerli dostum sayın ...
Kül oldu zaman
Kül oldu deniz.
Çözemedim beyaza iz bırakan dolambaçların zincirlerini
Hayatın labirenti