Eğer sen
Gıyabımda kızıyorsan
Şikayetleniyor, açılıyorsan
Derdine bir yarende arıyorsan
O zaman bir düşün, seviyor musun
Sevginin ve şefkatin
Halin sabrında olgunlaşan kanaatin ve naif zerafetin
Edebin en tabii dilinin, ruhi ve akli yetilerin, vicdani hassasiyetin vecdinden
Uzaklaşmak, hırçın mizacın sahibi bulunmak,marifet olana değil, acziyetle yol bulmak nefsidir
Nasıl bir
Çaresizliğe gark ettin ki
Melalim sefilliğin hüznünde ağlar
Ne kadar
Aransam gelmez şu bahar
Mezarlıkta
Yürüyorum ve hissiyatımı
Kaplayan bir hüzünle etrafıma bakıyorum
Can’ı
Dikili sütunlar,
Sazlardan tambur,
Kıdemli bir sazdır.
Mızrap her dokunuşunda,
Mutlaka bir dinleyici bulur.
Bu sazın ahengine vakıf olanlar,
Dağarcığında yelpazelenen,
Mızrap
Öyle vuruyor ki,
Ta derinlerdekini uyandırıyor,
Kabuk
Tutan yarayı ayırıyor,
Gözlük takıyordu, şeker hastalığını, bir lütuf sayıyordu.
Derdi kim verdi ki, kime şikayet edelim diyordu.
Güzel ve kıraatine uygun okunan Kur’an ayetlerini dinleyince, çok etkileniyordu ve gözlerinden yaş boşalıyordu.
Bu mübarek insan, okunan ayetin hemen bitiminde.
Ayetin nüzul sebebini ve anlamını açıklıyordu.
Ve böylece dinleyenleri aydınlatıyordu.
Yoksa sen acze düşmüş, kendini unutmuş, tebaa olmaktan, sürüklenmekten, yok olmaktan kurtulamazsın, sen seninle birlikte yok olacaklara seyirci kalamazsın, buna hiçbir şekilde hakkın yoktur, kesinlikle bunu bilmelisin.
Tam altı ay nişanlı kaldık, böylece yanlışlar yapmadan birbirimizi tanımaya çalıştık, kayın pederim olan Mükremin hocam ve kayın validem hacca gitmişlerdi.
Büyük kayın biraderim olan ve aynı zamanda Bedir camisinde, imamlık yapan Ramazan hocamda, kayın pederimle birlikte aynı evi paylaşıyordu.
Son derece anlayışlı, tahammüllü bol olan, sevgi dolu, emeğini esirgemeyen evli ve bir çocuğu bulunan, güzel ve gür sesini her fırsatta cömertçe arzu edenlere sunan bir insandı.
Nişanlımın küçüğü ve benim küçük kayın biraderim olan Ali hocamda, İmam hatip lisesinde okuyan, çalışkan, duygusal, kanaatkar, futbolu çok seven, fakat bunu babasından gizleyen, başı yumuşak, itaatkar çok sevdiğimiz bir genç arkadaştı.
Baldızlarım Emine ve Kamile de, Alinin küçükleri olan, evin sevimli, hizmet ehli, nişanlıma halı dokumasında katkıları bulunan kızlarıydı.
Oldukça sıkıntılıydım! Hüznümden adeta solduğum bir sonbahar mevsimiydi.
Canlılığın muştusu olarak bilinen yeşil çimenler soluyor, ağaçlar,yapraklarını makus talihine boyun eğmiş bir eda ile, sarartıyor ve dalından bırakıyordu.
Patikalara dökülen ve serpilen yapraklar, damarlarımda dolaşan kanın ve soluduğum oksijenin, bir gün yetersiz olabileceğini anlatıyordu.
Yokluk sıkıntısını aşmak niyetiyle savaş verdiğim günlerdi! Böyle bunaltıcı zamanlarda ufkumun karardığını hissettiğim çok olmuştur.
Hayatı manalı yaşamak gayesiyle durmadan koştuğum ve bilinmeyenleri aşmak adına çırpındığım yorucu ve çileli yıllarımdı!
Çözüm bulmakta zorlandığım düşüncelerin, içimi kararttığı vakitlerde, ruhumu rahatlatacak şartları arardım.
Gözlerinden uyku akıyordu zavallıların, böyle işin en can alıcı vaktinde çalışan birey, zinde ve görev bilincinde, rızkının peşinde olamazsa, başarıda o nispette zayıf olur elbette.
Böyle bir insan, o saatte gözüne ilişen önemli bir parayı bulsa, inanıyorum ki gözleri fal taşı gibi açılır, uyku falan kalmaz, bunun sebebi nedir illaki belli.
O an bulunan para, her anda kaybolur, yok olur, ter dökmeden, emek vermeden elde edilen her şey bir şekilde buharlaşır.
Dolayısıyla acıkmayan bir insan, oburluğundan eline geçen her yiyeceği, hiçbir sınır tanımadan yiyebiliyorsa, böyle bir insanın irade ve istidat duyarlığı kaybolmuştur.
Binaenaleyh bu gazetecilik mesleği araştırmayı, tahmini, refleksleri, bilgiyi ve en önemlisi de hızı çok sever.
Plan, prensip ve iş disiplini dahilinde zor günleri aşmıştık, çalışan arkadaşların maaşları, günlük giderler ve kira parasını şimdiye kadar kimseye söylemediğim!




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!