On dört asır önce ortam tehlikeli...
Yollarda haramiler, eşkıyalar var...
Üstelik var bir de köle ticareti.
Sen tek başına erkek olsan ne yazar!
Tek başına seyahat zor o devirde;
Hep umut dolu bir bekleyiştir
Zemheri sonu yaklaşan bahar.
Gülümseyerek müjdeler verir
Menekşeler, güller, akasyalar...
Hep bir başka seyreder çiçekler
Ben resim yapmak istiyorum bugün!
Manzara olsun yeşil ile mavi!
Kararmasın arası yerle göğün
Çocukken yaptığım resimler gibi...
Güneş doğsun dağların arasından,
Çok şey söylediler Sakarya Harbi için;
Ezberden sallarlar “Dünkü vilayet” diye.
Yenmek Zafer değilmiş, sorun Allah için;
Sorduk salladılar “Dünkü vilayet” diye.
Bir zamanlar bizim Vilayet-i Rumeli
Ne insanlar var, birbirinden havalı
Şu soyunu sopunu överde över.
Soyunda olsa da delisi aptalı
Dönüp bakmaz geriye, överde över.
Kimi soylu boylu, kiminin yok nesli!
Büyük tutkudur Ekim’de yaşamak...
Şu renklerin şöleninde coşarak
Henüz notaya geçmemiş sözleri,
Ve henüz yapılmayan resimleri
Gösterir hep gözleri okşayarak...
Ben Erbakan hoca, girmem yalanlara!
Yalanı sevmem, yalana kanmam asla!
Bir kaç sözüm var önüme çıkanlara!
Ben lafımı derim, esirgemem asla…
Ben onlara yine de kızamıyorum,
Benzemezdi asla bu bizim hikayemiz
Çöldeki Mecnun’la uzaktaki Leyla’ya.
Kutsanmış anıları yaşattı kalbimiz
Birlikte haykırdık, gökkuşaksız semaya!
Evrende tüm renkler yazamaz büyüsünü
Mahallende bir yanlış yapıldığında
Sesin gür çıkar, bakarsın tam karşıya(!)
“Onlar da yapmıştı vakti zamanında”.
Savunur avunur ezberden sallarsın,
Sen ey dalkavuk başımıza belasın!
Sen bir ses duyarsın kuşlar gürültü
Havaya ateş etme ey Trabzonlu!
Canlar hür uçamaz, şaşırır yönü.
Havaya ateş etme ey Trabzonlu.
Kuşlar gürültüyle yaşarlar korku.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!