Geceleri inleten fırtına dinmiş
Soğuğunda buz tutmuş akarsu
Aç ve susuz bir kuş
Gagasıyla kırıyor buzları
İştahla dişliyor umudu
Deli rüzgâr gibi savruldum
Altın sarısı başak ovalarına
Biçilmiş ekinler gibi vakurdu başım
Kaynar damarlarımda dolaşan kurşun
Bir pınarın gözüydü
Duysan yakarışım Mevlâ’m katında
Misafiriz fâni yalan dünyada
Kanlı gözyaşları anne sütünde
Canı veren sensin talan dünyada
Güneşsiz çağların kara buluşu
Ufkun kızıllığında batan güneşim
Solgun yıldızlarına alışık değilim
Dorukların sırtına sinmiş bir ay var
Mağrurluğunda yanıltan bir sessizlik
Ormanın derinliğinden kopan su gibi
Edebiyat defterinin
Kıdemlisi saf gülüsün
Ayaz fırtınalarının
Al baharı bülbülüsün
Yağmurların coşacağı
Nedir ne denir, söz müdür çürüyen
pas tutmuş insanlık aynasında anlamını yitiren
yaşam hakkı terazisini kimler tutar
karanlık masalarda kıyılır hüküm.
Sormak mı zor olan çözmek mi?
Sensin sırlarımın gizi
Rüzgarda savrulan dantel saçların
Ebemkuşağına çalan rengi
Sürükler peşinden
Dileklerimle uçan gönlümü
Aşkla sarmala son kez
sür merheminden yaralıyım
dindir ağrılarımı aşk iksirinden sun
aşığıyım karanfil rengine
çöl susuzluğum dengine
söyle yâr nedir çare?
Sokaklar çekildi kendi sessizliğine
Sürgülendi demirli kapılar
Yabancı bir el gibiyim
Şehrin caddelerinde
Yalnız dolaşan.
Bir yakarışın sızısı çöktü yüreğime
Parçalı bulutlardan düşen yağmur
Bir anda sele durdu
Su yankılandı aktı
Kayaların gümbürtüsü
Azgın derin vadinin




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!