Adını içimden geçirince
sanki eski bir kitabın sayfası aralanıyor;
tozlu raflardan bir koku yükseliyor,
çocukluğum, gençliğim, kırgınlığım
aynı cümlede buluşuyor.
Sen bende
okunup rafa kaldırılan bir hikâye olmadın.
Bitmeyen bir paragraf gibi uzadın gecelerime.
Nokta koymak istedim,
kalem elimde titredi.
Unutmak istedim,
hafızam inadına seni temize çekti.
Yüzün,
akşamüstü pencereden sızan loşluk gibi
usul usul düştü ömrüme.
Ne gürültüyle geldin
ne de kapıları çarpa çarpa çıktın.
Ama kaldığın yerde
duvarların rengi değişti,
aynaların dili değişti,
benim iç sesim bile
başka türlü konuşmaya başladı.
Sana bakmak,
yarısı yanmış bir mektubu tamamlamaya çalışmak gibi.
Her satırın ucunda bir sızı,
her boşlukta telaşlı bir suskunluk.
İnsan neye uğradığını anlayamıyor;
çünkü kalp dediğin şey
bazen tek bir bakışla yerinden sökülüyor.
Ben seni öyle kolay sevmedim.
Bir dizeye benzetip geçmedim,
bir heves sanıp üstünü örtmedim.
İçimde sana ayrılan yer
salon ortasına bırakılmış bir kış gibi büyüdü.
Üşüdüm.
Üstelik bunu kimse fark etmedi.
Gülümserken bile
avuçlarımın içinde kırık cam taşıyormuşum meğer.
Şimdi senden geriye
sesinin kıyısında dolaşan bir ürperti,
adının geçtiği yerde kabaran bir sessizlik,
ve geceleri başucuma çöken
o tanıdık ağırlık kaldı.
İnsan en çok da
“geçti” dediği yerden yaralanıyormuş.
Ben bunu sende öğrendim.
Eğer bir gün yolun
benim içimde bıraktığın o eski odaya düşerse,
kapıyı usulca arala.
Masanın üstünde yarım bir defter,
yanında kurumuş bir çiçek,
bir de sana hiç gönderilmemiş cümleler bulacaksın.
Anlarsın zaten—
ben seni unutarak değil,
içimde taşıyarak eksildim.
Kayıt Tarihi : 25.06.2026 12:17:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!