Telefonun ucunda hasretler tattın mı hiç,
Azık diye gecelere melodiler sattın mı?
Aldatan aldatana dünyada be gülüm,
Sen hiç kendini yalnızlığınla aldattın mı?
Uçmayı denedin mi kırık kanatlarınla
Karanlıklardan aydınlığa,
Bunca çile bunca keder içinde,
Gönül için ayıracak zaman yok.
Bıkıp usanmadı felek zulümden,
Elbet biz de pes etmeyiz, aman yok...
Nice umutlarla düştük yollara,
Gönlümün duvarına sürülen kireç gibi
Pul-pul dökülüyorsun sanki vakit geç gibi,
Üzülmeyelim diye yalandan güleç gibi
Görünüp de ardından sitem edip durma can…
Akacaksa damarda durmuyor kanın bile,
Her mevsim uğramaz bülbüller güle,
Sevda denilen şey gönüllü çile,
Öldürmez kurşunlar, acıtmaz bile,
Can evimden vurur kötü dil beni…
Güneş hayat verir, yağmur bereket,
Bırak, darmadağın kalsın düşlerim,
Rüyalarıma da girme bu gece,
Masamda bir kadeh kırmızı şarap,
Mezesi hasretin, bil de sorma hiç…
Islansam üşüsem sensiz gecede,
Biten sevdaların tüm izlerini,
Sonbahar boyunca yıkar yağmurlar.
Arada vakitsiz bastırıverir,
Güneş arkasından çıkar yağmurlar…
Fırtınalar eşlik ederse hele,
Cehennem sayarım ben sensiz geçen anımı,
Hasretliğin dondurur damarımda kanımı,
Gelip alsa ne çıkar Azrail şu canımı;
Her gün ölmek değil mi, bir canına yaşamak…
Yollar uzak, mevsim kış, saatler akıp durur,
Kader diye boyun eğsek ne çare,
Ne sevgi ne ikrar kar etmez yâre,
Elbet düşer gönül o kara yere;
Yanarım da el değmemiş gülüme,
Yardan ayrı gidilmiyor ölüme...
Bilmeyenler öğrene, gönül incisidir aşk,
Bakmaz acı çekene, öylesi sinsidir aşk.
Susuz çölde yol olur, arı ile bal olur,
Çiçek olur, dal olur, mucize cinsidir aşk…
Boyu, posu bilinmez, gönüllerden silinmez,
Gam yurdunda geçti çileli ömrüm,
Düşmanım yoruldu, dostum da vurdu.
Yüce mevlam vurmaz mazlum kuluna,
Yazdığı kadere küstüm de vurdu...
Yeşeren yaprağı düşürdüm yere,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!