Müptela naçiz gönlüm, ah’ım taşar yürekten
Neylesem yarım üşür, yarım meçhuldür, kimde,
Zuhur etse de vuslat, top döner hep direkten
Cehennem Nar’ımıdır, yanan böyle içimde…
Hangi sabah seheri, yüreğime yaş düşer
Bir ağaç vardı bir zamanlar,
Üstünde masmavi gökyüzü,
Altında denize inen dik yamaçlar
Gövdesinde oyuk bir kalp ve,
i s m i m i z v a r...
Bırak, darmadağın kalsın düşlerim,
Rüyalarıma da girme bu gece,
Masamda bir kadeh kırmızı şarap,
Mezesi hasretin, bil de sorma hiç…
Islansam üşüsem sensiz gecede,
Mevla veriyorsa tene nefesi,
İsyana yakışmaz insanın sesi,
Çile buradaysa, Cennet neresi,
Aşk ile tutuşan gönül mü yoksa?
İçeriz suyumuz rızık da Hak’tan,
Bu sana yazmadığım son mektubumdu saysan,
Yılların özlemiyle seslenişimi duysan,
Sana başka sözüm yok, bu halinle mutluysan,
Bodrum rüzgarlarıyla selamımı al yeter...
Şimdi akşam güneşi sevişiyor sularda,
Sevgi, dostluk için düştük yollara,
Sevsen de dost, sevmesen de dostumsun.
İmanın şartıdır beş vakit namaz,
Kılsan da dost, kılmasan da dostumsun…
Gönülle hatıra, saygımız sonsuz,
Bulutların kırık kanatlarından,
Süzülürken kirpiklerime ince bir ışık,
Falezlerde yankılanan gitar sesinde
Aralanır düşlerimdeki sis perdesi.
Çöpleri yağmalıyor umutla
Sabah mahmurluğundaki minik kedi,
Hasretlere tutunup geldim bunca yollardan,
Bir tek meyve yemedim, güvendiğim dallardan,
Can deyip, dostum deyip, güvendiğim ellerden,
Şimdi, boynuma yağlı kementler takılıyor...
Gönül sevgide Yunus kadar engin olsa boş,
Uzat deme ellerini, uzatamam artık,
Bir zamanlar el ele idik deme.
Öylesine yıktın ki gururumu,
Öylesine uzak çarpıyor ki artık senden kalbim,
Ellerim yanıma düştü uzatamam...
Gönlümün duvarına sürülen kireç gibi
Pul-pul dökülüyorsun sanki vakit geç gibi,
Üzülmeyelim diye yalandan güleç gibi
Görünüp de ardından sitem edip durma can…
Akacaksa damarda durmuyor kanın bile,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!