Mart 2014’te Gebze’ye geldim.
O güne kadar bu özel sektördeN herşey çıkar da adam çıkmaz dedim.
Sonra tanıştım bir adamla.
Depo depo değil sadece inşaat da gezen adamla.
Bu adamı sabah yarım saat, akşam yarım saat gördüm.
Telefonu susmuyordu.
Bugün siteye girerken,
İki seçenek var.
Eğer yayaysan sen,
Parmağını okutursun geçerken.
Eğer araçtaysan sen OGS aracını okur.
Sen geçerken,
Her şeyin başı selam.
Gündelik konuşmanın başı selam.
Gündelik konuşmayı ticarete taşıyacaksan,
Daha da selam.
Mesela bir şey satarsın.
Ya da kendine, çocuğuna iş ararsın.
Türlü türlü sevgi vardır.
Bunların en yücesi günlük sevdalarını uğruna kurban edendir.
Günlük sevdaların uğruna elverişli bir ortam hayal edersin.
Edersin.
Eli kolu bağlı beklersin.
Bekle bekle.
Yıllardır bir oyun izlersin.
Sahnede yazılan senin kaderin.
Mutlu musun söyle?
Eğer mutluysan diyecek bir söz yoktur.
Eğer mutsuzsan: “ Ne diye beklersin? “ söyle.
Söyle ki bilelim.
Geziyorum işsizim ya caddelerde.
Yazar o sihirli kelime her yerde.
Falanca lojistik, fişmanca lojistik,
Peki bir tır, bir kamyon, bir kamyonet yeter mi olmaya lojistik.
Seksenlerin ambarları, şimdilerin nakliyecileri hepsi oldu lojistik.
Ya büyüklere ne demeli?
Şiirle ilkokul sıralarında tanıştık.
Yüce şairlerin şiirlerini okumaya başladık.
Onlar yüceydi de,
Farklılık neydi?
Yazacakları türlü türlü güzellik vardı.
Hitap ettikleri toplum şimdikinden çok bilgiliydi.
Şiir aslında iki yüzlüdür.
Bir yüzü gerçeklerle dolu sevimsiz yüzü,
Diğeri hayaller,
Kurmaca olanlar,
Ve onu gerçekte destekleyen anlık olaylar,
Gerçeklerle dolu sevimsiz yüz hep canlı.
Bazı günler sıradışıdır.
Gün başlar.
Kafanda dizeler,
Akar.
Ya da tozlanmış dizeler açığa çıkar.
O günler bir başkadır.
Selamlar size sır dolu tercüman,
Yıllar geçiyor.
Yine sizin gününüz geliyor.
Bir tarif istedim.
“ Sır “ dedin.
“ Sizin tarafın dilini tercüme et. “ dedim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!