Su Yâr, Su!
Dün sen vardın,
Masmavi, kocaman bir dünya vardı;
Yemyeşil, uçsuz bucaksız kırlar,
Pencereme konan kuşlar vardı.
Hep sen, hep sen.
İlla, daima ve sonsuza dek sen.
Ya ben?
Nereye kadar hep sen?
Benim duygularım,
Benim düşüncelerim,
Hani o gün, gün akşam olup hava kararmıştı,
Hani üstüne üstlük bir de sen gitmiştin ya.
İnan, bir daha gün aydınlanmaz, sabah olmaz sanmıştım.
Belki yine inanmayacaksın(!) ama ne oldu biliyor musun?
Bu sabah o gün bu gündür yağan yağmurlar dindi,
Ve güneş yeniden hem de aynı doğduğu yerden yine doğdu.
Sonra güvercin kanatlarından vurulur sevda,
Bilirsin yaralı güvercinler uçamaz.
Bilirsin ne kadar çabalasa da,
İnsan kendinden kaçamaz.
Kaçamadım, vuruldum;
Güvercinler gibi, güvercin kanatlarımdan.
Bir bulutu beklemektir yaşamak,
Mecnun’un çölünde yağmurlar yağmıyor diye.
Bir bekar evi atmosferi mütavaziliğinde,
Ve yalnızlığın ve sessizliğin kol gezdiği;
Duvarların üstüne üstüne yürüdüğü.
Rüzgarların yaprakları önüne katıp götürdüğü;
O saatten sonra o ve ben:
O, o saatten sonra
Mezarı bir kitabın sayfaları arasına,
Kazılmakta olan bir ölü;
Bense edebiyata gönül vermiş,
Bir mezar deşiciydim.
Hadi yağmur ol yağ gecemden içeri;
Bardaktan boşanırcasına boşalt yalnızlığımı.
Al götür beni akıntınla denizlerine doldur.
Çiçekler açtır sessizliğinde çatlamış,
Kurumuş dudaklarımın yamaçlarında.
Seni arıyorum yaprak döktürten gecelerimin,
Biten bir şeyler olabilir,
Bitmeyen bir şeyler de var.
Bitmeyen şeylere bak.
Bak işte hayat devam ediyor.
Bak şu denize nasılda köpük köpük dalgalanıyor.
Kanatları suya değen şu martıyı gördün mü?
Bir sınavdır hayat dediğin
Yaradan sınar bizi
Verdikleri ve vermedikleriyle
Bazen sağlığını alır elinden
Kıymetini bil diye
Bazen bir ayazda bırakır
Bu gece en güzel giysilerini giy.
Kapat telefonlarını.
Doğum günüdür,
Öldürdüğün gün mutluluğumu, mutluluğunun.
Kutla kendini,
Başkalarıyla kadeh doldurup,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!