Muhammed Rıdvan Kaya Şiirleri - Şair Muh ...

0

TAKİPÇİ

Muhammed Rıdvan Kaya

21. yüzyılın en kritik küresel sorunları arasında yer alan iklim krizi, biyoçeşitlilik kaybı ve doğal kaynakların tükenmesi, yeni nesil çevre uzmanlarına duyulan ihtiyacı her geçen gün artırmaktadır. Bu bağlamda, Doğa Koruma ve Biyoçeşitlilik Yönetimi bölümü, ekosistemlerin korunması ve sürdürülebilir yönetimi konusunda uzman bireyler yetiştirmeyi amaçlayan disiplinler arası bir lisans programı olarak öne çıkmaktadır.
Eğitim Hedefleri ve İçeriği
Doğa Koruma ve Biyoçeşitlilik Yönetimi bölümü, 4 yıllık lisans eğitimi boyunca öğrencilere kapsamlı bir bilgi ve beceri seti kazandırmayı hedeflemektedir. Programın temel eğitim hedefleri şunlardır:
- Ekosistemlerin, habitatların ve nesli tehlike altındaki türlerin korunması stratejilerinin geliştirilmesi
- Doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımının planlanması ve yönetilmesi
- İklim değişikliği, insan baskısı, kentleşme ve yoğun tarım uygulamaları gibi biyoçeşitlilik tehditlerinin analiz edilmesi ve bu tehditlere karşı koruma stratejilerinin oluşturulması

Devamını Oku
Muhammed Rıdvan Kaya

İslam dininin insanlara en doğru şekilde tebliğ edilmesi, imanların kurtuluşuna vesile olacak hayati bir sorumluluktur. Ancak bu sorumluluk, belirli prensipler ve ahlaki ölçüler çerçevesinde yerine getirilmelidir. Tebliğ görevini üstlenen bir kişinin izlemesi gereken temel ilkeler şunlardır:
1. Allah Rızası Gözetmek
Tebliğ, yalnızca Allah’ın rızasını kazanma amacıyla yapılmalıdır. Maddi ya da manevi bir karşılık beklemek, tebliğin samimiyetine gölge düşürür. Allah’ın kelamı, bunu açıkça vurgular:
"Sizden bir karşılık istemeyenlere uyun. Onlar doğru yolda olanlardır." (Yâsin Sûresi 21)
2. Ümitvar Olmak ve Vesile Olduğunu Unutmamak
Tebliğ eden kişi, Allah’tan ümidini asla kesmemeli ve hidayetin yalnızca Allah’ın kudretinde olduğunu unutmamalıdır. İnsanlara rehberlik etmekteki rolünün bir vesile olmaktan öteye gitmediğini bilmelidir.

Devamını Oku
Muhammed Rıdvan Kaya

Dünya hakkında bildiğimiz her şey duyularımız aracılığıyla bize ulaşır. Görme, işitme, dokunma, tatma ve koklama çevremizdeki dünyayla bağlantımızı sağlayan temel araçlardır. Duyularımız bize çevremizdeki her şey hakkında kapsamlı bilgi sunar ancak bu basit gibi görünen bir süreç aslında son derece karmaşık bir işleyişin sonucudur. İnsan bedeninin bu duyusal algılama kapasitesi yaratılışın ne kadar mükemmel ve hikmetli olduğunun bir göstergesidir. İnsanın duyuları dış dünyayı algılayarak beynimize bilgi iletilmesini sağlar. Duyu organlarındaki alıcılar çevremizdeki değişiklikleri özellikle de fiziksel uyaranları algılar ve bu bilgiyi elektriksel sinyallere dönüştürerek beyne iletirler. Örneğin gözdeki alıcılar ışığı algılar, kulaktaki alıcılar sesleri, derideki alıcılar ise dokunma, sıcaklık, ağrı gibi uyaranları algılar. Beyin bu sinyalleri alarak çevremizdeki nesneleri ve durumları yorumlar. Kur’an-ı Kerim’de insanın yaradılışındaki hikmetlere vurgu yapan pek çok ayet bulunmaktadır. Bunlardan birisi insanın yaratılışıyla ilgili derin bir anlam taşır. Allah insanı en güzel şekilde yaratmış ve ona duyularını vererek dünya ile olan bağlantısını kurmasına olanak sağlamıştır. Bu bağlamda Allah’ın yaratma kudretini şu şekilde ifade ettiği ayeti hatırlayabiliriz: >"Şüphesiz ki, insanı en güzel şekilde yarattık."(Tin Suresi, 4. Ayet) Bu ayet insanın yaratılışındaki mükemmelliği ve özel tasarımı yansıtır. İnsan vücudunun duyularla dış dünyayı algılayacak şekilde donatılması bu yaratılışın olağanüstü bir örneğidir. Beyin kendisine ulaşan elektriksel sinyalleri yorumlayarak çevremizdeki nesnelerin özelliklerini anlamamızı sağlar. Bir arkadaşımızın yüzünü görmesek bile arkasından tanıyabiliriz. Binlerce koku ve renk tonunu ayırt edebiliriz. Bu beynin yüksek düzeyde işlevsel bir organ olduğunun bir kanıtıdır. Örneğin bir duman dedektörü yükselen ısı ve dumana tepki verirken insan beyni dumanı algıladığında çok daha fazla işlem yapabilir pencereyi açabilir, yangın söndürücü kullanabilir veya itfaiye çağırabilir. Kur’an’da insanın her şeyden haberdar olmasının Allah’ın kudretiyle mümkün olduğu vurgulanmaktadır: >"Ve Allah yaptıklarınızdan haberdardır." (Al-Mucadele Suresi, 58:11) Bu ayet Allah’ın her şeyi kuşatan bilgisiyle insanın algılamalarını ve verdiği tepkileri de kapsar. İnsan bedeni Allah’ın yarattığı bu bilinçli algılama sistemleri sayesinde çevresini sürekli olarak analiz edebilir. Dokunma hissi insanın çevresindeki nesnelerle etkileşimde bulunmasına olanak tanır. Parmak uçlarımızda bulunan yoğun sinir alıcıları dokunma, basınç, sıcaklık gibi değişikliklere çok hızlı tepki verirler. Dokunma alıcıları vücuda temas eden nesnelerin özelliklerini hızla algılar. Deri yüzeyindeki sinir uçları uyarılara tepki verirken sabit uyarılara hızla adapte olur. Örneğin giydiğimiz kıyafetlerin ağırlığını veya sertliğini ilk dokunuşta hissederiz ancak bu hissiyat kısa süre sonra kaybolur. Beyin sürekli olarak sabit bir uyarıya tepki vermek yerine yalnızca değişikliklere odaklanır. Bu da İslam’ın bedenin yaratılışıyla ilgili bakış açısını destekler. Allah insanın fiziksel algılarındaki bu incelikle insanın yaşamını kolaylaştıracak bir sistem yaratmıştır. Kur’an’da Allah’ın her şeydeki hikmetine ve kudretine işaret eden ayetler mevcuttur. Şöyle buyurulmaktadır: >"Ve göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. Ve bütün işler O'na döndürülür." (Hud Suresi, 123. ayet) Ağrı ve acı hissi vücutta bir zarar olduğunda devreye girer ve kişiyi bu zarar konusunda uyarır. Sinir hücrelerimiz acı ve ağrıyı algılarak beyne iletir. Acı hissi vücudun bir sorununun işareti olarak kritik bir rol oynar. Örneğin bir cam parçasına bastığımızda hissedilen ağrı vücudun o bölgesinde bir zarar olduğunu gösterir. İslam’daki sabır ve şükür anlayışı da acıyı ve zorluğu kabul etme noktasında insanın imanını güçlendirebilir. Kur’an’da sabırla ilgili pek çok ayet bulunmaktadır. Ağrı, acı ve zorluklar insanın sabır göstererek olgunlaşmasına vesile olabilir: >"Ey inananlar! Sabır ve salatla yardım isteyin. Muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir." (Al-Bakara Suresi, 2:153) Ağrı ve acının Allah’ın takdir ettiği bir sınav olduğu düşünülerek kişi bu durumları sabırla karşılayabilir ve imanını güçlendirebilir. Teknoloji insan bedeninin duyusal algılarının taklit edilmeye çalışıldığı bir alandır. Özellikle yapay zeka insan beyninin işleyişine benzer bir şekilde tasarlanmış algoritmalarla çalışır. Ancak yapay zeka insan beyninin sahip olduğu derin yorumlama ve değerlendirme kapasitesine sahip değildir. İnsan beyni yalnızca duyusal bilgileri almakla kalmaz aynı zamanda bu bilgileri değerlendirerek çok yönlü tepki verir. Kur’an’da Allah’ın her şeyi en iyi şekilde yarattığına dair birçok örnek bulunmaktadır. Teknolojinin insan beyninin yarattığı bu kompleks yapıyı taklit etme çabası yaratılışın ne kadar mükemmel olduğunun bir göstergesidir. >"Görmedin mi? Şüphesiz Allah gökleri ve yeri hak ile yarattı." (İbrahim Suresi 19. ayet) İnsanın duyusal algılama sistemleri son derece karmaşık ve hikmetli bir yapıya sahiptir. Beyin duyularımızdan gelen bilgileri yorumlayarak çevremizdeki dünyayı anlamamıza olanak sağlar. İnsan vücudunun bu olağanüstü tasarımı Allah’ın kudretiyle meydana gelmiştir ve her bir detayında büyük bir hikmet barındırmaktadır. Hem fiziksel hem de manevi anlamda insanın yaratılışı Allah’ın sonsuz rahmetinin bir örneği olarak karşımıza çıkar.

Devamını Oku
Muhammed Rıdvan Kaya

Kur’an-ı Kerim’de yer alan Fil Suresi, Allah’ın Ebrehe ordusunu nasıl helak ettiğini tasvir ederken “ṭayran ebâbîl” ifadesini kullanır. Ancak halk arasında bu ifade zamanla “Ebabil kuşları” şeklinde somut bir kuş türüyle özdeşleştirilmiş, bu kuşlar “Apus apus” adlı türle ilişkilendirilmiştir. Oysa bu ilişkilendirme hem dilbilimsel hem de biyolojik açıdan hatalıdır. Halk arasında “Ebabil kuşu” olarak bilinen kuş, bilimsel olarak Apus apus şeklinde sınıflandırılır. Bu isim, Antik Yunanca “ayaksız” anlamına gelen “a-pous” (a: olumsuz ön ek; pous: ayak) kelimelerinden türetilmiştir. Bu adlandırma, kuşun yerde neredeyse hiç görülmemesi ve çok kısa bacaklara sahip olmasıyla ilgilidir. Avrupa’da ve Türkiye’de "swift" (hızlı) olarak da adlandırılan bu kuş, kırlangıca benzemekle birlikte taksonomik olarak farklı bir sınıfa aittir. Apus apus, Apodiformes (kolibri ve gökkuzgunlarıyla aynı takım) içinde yer alır. Kırlangıçlarla olan benzerliği sadece yüzeysel görünüştedir soy bağı açısından yakın değildir. Türkiye’de halk arasında bu kuşlara "uçan kırlangıç", "gökyüzü kuşu", bazı Kürt topluluklarında ise "siyah hacı" gibi adlar verilmiştir. Ancak bu adlandırmaların hiçbiri Kur’an’daki “ṭayran ebâbîl” ifadesiyle doğrudan ilişkili değildir. Bu tür adlandırmalar yerel gözlemler ve inançlarla şekillenmiş halk kültürünün ürünüdür.
Fil Suresi’nin 3. ayetinde geçen ifade şöyledir:
وَأَرْسَلَ عَلَيْهِمْ طَيْرًا أَبَابِيلَ
“Ve üzerlerine sürü sürü uçan varlıklar gönderdi.” (Fil, 105:3)
Bu ayette iki ana kelime dikkat çeker:
ṭayran (طَيْرًا): “Uçan varlıklar” anlamına gelir. Fiili ṭāra (طارَ) “uçtu” kökünden türetilmiştir. İsmi ṭayr (طير) olup “uçan şey” anlamına gelir. Ayetteki hali ise mansub yani nesne durumudur. Bu yapı Arapçada soyutluk ve çoğulluk anlamı katar, dolayısıyla burada “kuşlar” değil, daha geniş anlamda “uçan varlıklar” kastedilir.

Devamını Oku
Muhammed Rıdvan Kaya

Ebelik, anne ve bebek sağlığına odaklanan, gebelikten doğuma ve doğum sonrasına kadar olan süreçte kadınlara profesyonel destek sağlayan, hayati öneme sahip bir sağlık mesleğidir. Lisans düzeyinde eğitim veren bu bölüm, sadece tıbbi bilgi değil, aynı zamanda empati, iletişim becerisi ve güncel teknolojiye hakimiyeti de gerektiren çok boyutlu bir kariyer alanı sunmaktadır.
Eğitim Yapısı
- Eğitim Süresi: 4 yıl (lisans)
- Fakülte: Sağlık Bilimleri Fakültesi / Hemşirelik ve Sağlık Yüksekokulları
- Staj Durumu: Zorunlu staj ve uygulama dersleri içerir
- Atama: KPSS ile Sağlık Bakanlığı ve diğer kamu kurumlarına atamalar

Devamını Oku
Muhammed Rıdvan Kaya

Kur'an-ı Kerim'de "Tebbet Sûresi" 1. ayetinde geçen “yeda” kelimesi, Ebu Leheb’in gücünü simgelemektedir. Bu kelime sadece fiziksel bir el anlamı taşımamakta aynı zamanda “güç”, “düzen” ve “hükmetme” gibi anlamlarla kullanılmaktadır. Bu bağlamda, “Yedullah” ifadesinde Allah’ın kudreti, gücü ve yönetme biçimi vurgulanırken Ebu Leheb'in “yeda”sı da onun kurmuş olduğu zalim düzenin simgesidir. Tebbet Sûresi'nde Ebu Leheb’in ve onun izinden gidenlerin düzenlerinin bozulması ve yok olması için bir lanet ve ilahi bir uyarı yer almaktadır. Ebu Leheb İslam’ın ilk yıllarında özellikle de Allah’ın birliğini ve putlara karşı olan öğretiyi savunan Nebimiz Muhammed’e ve müminlere karşı en büyük düşmanlardan biriydi. O, sadece kişisel bir düşmanlık güderek nebiye karşı savaş açmamış aynı zamanda toplumdaki düzenin değişmesinden, egemenliğin kaybolmasından ve kendi çıkarlarının tehlikeye girmesinden korkarak büyük bir direniş göstermiştir. Bu nedenle Ebu Leheb güce dayalı bir düzenin temsilcisi olarak öne çıkmıştır. Bu düzen yalnızca bireysel çıkarları için zulüm etmek ve halkı sömürmek üzerine kuruludur. Ebu Leheb’in inkarcı tutumu sadece dini anlamda değil sosyal ve politik anlamda da İslam’ın getirdiği yeni düzene karşı büyük bir direniş oluşturmaktadır. “Tebbet Sûresi”nde geçen “yeda Ebu Leheb” ifadesi kelime anlamıyla “Ebu Leheb’in gücü” veya “Ebu Leheb’in düzeni” olarak çevrilebilir. Bu düzen güç ve statüye dayalı bir toplum yapısını simgeler. İslam’dan önceki Arap toplumunda ve Ebu Leheb’in şahsında toplumda güçlü olanların, fakirleri ve zayıfları ezmesi kendi çıkarları doğrultusunda toplumları yönlendirmesi yaygın bir anlayıştı. Ebu Leheb hem kişisel hem de toplumsal anlamda bu düzenin en önemli figürlerinden biri olarak karşımıza çıkar. Bununla birlikte Ebu Leheb'in ailesi özellikle karısı ona destek olarak bu düzenin devamını sağlamış ancak Kur’an’da bu işbirliği de lanetlenmiştir. Kur’an Ebu Leheb ve onun izinden gidenlerin düzenlerinin tıpkı Ebu Leheb’in kendisi gibi sonunun geleceğini müjdeler. Bu düzenin güce dayalı mazlumları ezerek ve adaletsizlikle yürütülen bir düzen olduğunu gösterir. Tebbet Sûresi’nde geçen “Kahrolsun Ebu Leheb’in düzeni” ifadesi aynı zamanda toplumsal adaletin ve hakkaniyetin tecelli edeceği bir geleceğin işaretidir. Allah’ın mesajı böyle bir düzene sahip olanların zulmünün ve haksızlıklarının asla sonsuza kadar var olmayacağı sonunda tüm düzenin çökeceği yönündedir. Allah her türlü zalimliği ve haksızlığı düzeltecek bir düzeni kuracak ve bunun da Ebu Leheb ve onun düzenini yıkmakla mümkün olacağı vurgulanır. Ebu Leheb’in hayatı sadece onun şahsına değil tüm güç odaklı düzenlerin nasıl bir çöküşle sonlanacağına dair önemli bir örnektir. Ebu Leheb sadece Nebimiz Muhammed’e ve müminlere düşmanlık yapmamış aynı zamanda bu düşmanlığı toplumun tüm katmanlarına yayarak düzenin adaletle işlemesini engellemeye çalışmıştır. Ancak Kur’an zalimlerin ve din düşmanlarının akıbetinin kesinlikle kötü olacağını bildirmiştir. Ebu Leheb’in ve onun gibi zulme dayalı düzenleri kuranların sonu bir uyarı olarak tüm toplumlara verilmiştir. Kur’an’ın mesajı gücü elinde bulunduranların da bir gün güçsüzleşeceği ve zulümle kurdukları düzenin bozulacağıdır. Ebu Leheb’in düzeni sadece geçmişte değil günümüzde de benzer biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. Güçlü olanların ezdiği, adaletin hiçe sayıldığı, haksız yere insanların haklarının gasp edildiği düzenler, modern dünyada da varlıklarını sürdürebilmektedir. İslam bu tür düzenlere karşı çıkmakta ve her zaman adaletin ve eşitliğin egemen olacağı bir dünya düzenini savunmaktadır. Ebu Leheb’in ve onun temsil ettiği güç düzeni sadece geçmişin değil günümüzün ve geleceğin de düşmanı olmaya devam etmektedir. Kur’an’da Ebu Leheb’in düzenine karşı verilen mesaj her dönemde geçerliliğini koruyan bir ilahi uyarıdır. Kur’an Ebu Leheb ve onun düzenini yıkıcı bir güç olarak ele almakta ve bu tür zalim düzenlerin kesinlikle son bulacağını bildirmektedir. Ebu Leheb sadece kişisel bir düşman olarak değil aynı zamanda toplumda haksızlıkları ve zulmü simgeleyen bir figürdür. Onun düzeni Allah’ın adaletinin ve insanlık için en doğru olanın her zaman zafer kazanacağını müjdeler. Bu düzenin sonu hem geçmişteki hem de günümüzdeki tüm zalim düzenler için bir ders niteliği taşır. Haliyle ayetin anlamı: "Kurusun Lehebin babasının düzeni kurusun.

Devamını Oku
Muhammed Rıdvan Kaya

Modern sağlık sistemlerinin temel taşlarından biri olan eczacılık mesleği, teknolojik gelişmeler ve değişen hasta ihtiyaçlarıyla birlikte sürekli bir dönüşüm geçirmektedir. Eczacılık fakültesi mezunları, sadece ilaç hazırlama ve dağıtma işlevini değil, aynı zamanda hasta danışmanlığından ilaç araştırmalarına kadar geniş bir yelpazede kritik roller üstlenmektedir. Eczacılık fakültesi, ilaç bilimi üzerine odaklanan ve eczacı yetiştiren beş yıllık bir yükseköğretim programıdır. Eğitim sürecinde öğrenciler, ilaçların keşfi, üretimi, bileşimi, etkileri, kullanımı ve dağıtımı konularında derinlemesine bilgi sahibi olmaktadır. Program, teorik eğitimin yanı sıra zorunlu staj ve uygulamalı eğitimlerle desteklenmektedir. Eğitim müfredatı, kimya, biyokimya ve farmakoloji gibi temel bilimlerden hastane eczacılığına kadar geniş bir spektrumu kapsamaktadır. Bu kapsamlı eğitim, mezunların çeşitli sektörlerde görev alabilmesini sağlayan temel bilgi ve becerileri kazandırmaktadır. Eczacılık fakültesi mezunları için çeşitli kariyer yolları bulunmaktadır. Serbest eczane işletmeciliği, mezunların %80'inin tercih ettiği geleneksel bir yol olmaya devam etmektedir. Hastane eczaneleri, klinik eczacılık ve ilaç endüstrisi diğer önemli istihdam alanlarını oluşturmaktadır. Ülkemizde kamu sektöründe eczacılara olan gereksinim oldukça azalmıştır. Özel sektördeyse son yıllarda eczane sayısının artması, özellikle büyük şehirlerde kazançların düşük olmasından dolayı her yıl bir kısım eczane kapanmaktadır. Eczacılar özel sektörde üretim ve pazarlama alanlarında çalışabilirler. Ayrıca son yıllarda ilaç tanıtıcısı olarak çalışanlar da bir hayli fazladır. İlaç sanayi, özellikle üretim, kalite kontrol ve araştırma-geliştirme bölümlerinde eczacılar için geniş fırsatlar sunmaktadır. Akademik kariyer de, araştırma ve eğitim alanında çalışmak isteyen mezunlar için cazip bir seçenektir. Bitkisel kökenli ilaçlara olan talebin artması ve kozmetik sektörünün büyümesi, eczacılar için yeni iş alanları oluşturmuştur. Eczacılık mesleği, sağlık sektöründe prestijli konumunu korumaktadır. Serbest eczane açma imkanı, meslek sahiplerine girişimcilik fırsatı sunmaktadır. İlaç sektörünün büyük ve dinamik yapısı, mezunlar için çeşitli istihdam olanakları oluşturmaktadır. Sağlık sektörünün sürekli ihtiyaç duyulan bir alan olması, mesleğin istikrarlılığını güvence altına almaktadır. Klinik eczacılık, hastane eczacılığı gibi farklı uzmanlık alanları, profesyonel gelişim için çeşitli alternatifler sunmaktadır. Meslek sahipleri, hem tedavi süreçlerinde aktif rol alabilmekte hem de ilaç danışmanlığı yoluyla hasta bakımına doğrudan katkıda bulunabilmektedir. Ancak eczacılık eğitimi, özellikle kimya, biyokimya ve farmakoloji derslerinin yoğunluğu nedeniyle oldukça zorlu bir süreçtir. Mezuniyet sonrası eczane açma maliyetleri, özellikle büyük şehirlerde ciddi sermaye gerektirmektedir. Eczane sayısının artması, bazı bölgelerde yoğun rekabet ortamı oluşturmaktadır. Sürekli gelişen ilaç teknolojileri ve tedavi protokolleri, meslek sahiplerini yaşam boyu öğrenme konusunda zorunlu kılmaktadır. Kamu sektöründe eczacılara olan gereksinimin azalması, mezunları özel sektöre yönlendirmektedir. Mevcut eczacılık eğitimi, ilaç odaklı yaklaşımı nedeniyle klinik ve hasta odaklı uygulamalı deneyim konusunda sınırlı kalmaktadır. Serbest eczane açmak isteyen mezunlar için muhasebe, finans ve pazarlama konuları yeterince öğretilmemektedir. Hasta eğitimi ve ilaç danışmanlığı için gerekli iletişim becerileri, klasik eğitimde ikinci planda kalmaktadır. Dijital altyapı ve bilgisayar becerileri, bazı mezunlarda yetersiz düzeyde kalmaktadır. İlaç üretim tesislerinde uygulamalı staj eksikliği, endüstriye geçiş yapan mezunların zorlanmasına neden olmaktadır. Eczacılık alanında yazılımın etkisi de son yıllarda dramatik şekilde artmıştır. Elektronik reçete sistemleri, eczane yönetim yazılımları ve klinik karar destek sistemleri, günlük eczacılık pratiğinin ayrılmaz parçası haline gelmiştir. RxMediaPharma, EczanePro gibi eczane yönetim yazılımları, stok kontrolünden hasta kayıtlarına kadar tüm işlemleri dijitalleştirmiştir. Klinik eczacılıkta Micromedex, UpToDate gibi yazılımlar, ilaç etkileşimlerinin tespiti ve hastaya özel doz ayarlamaları için kritik öneme sahiptir. Endüstride çalışan eczacılar için LIMS gibi laboratuvar bilgi yönetim sistemleri, kalite kontrol süreçlerini dijitalleştirmiştir. Yapay zeka teknolojileri, eczacılık alanında devrim niteliğinde değişiklikler oluşturmaktadır. Yapay zeka destekli sistemler, reçetelerdeki ilaç etkileşimlerini ve doz hatalarını anında tespit edebilmektedir. IBM Watson gibi platformlar, tedavi kararlarını destekleyerek klinik eczacıların daha etkili hizmet vermesini sağlamaktadır. Yeni ilaç moleküllerinin tasarımından kişiye özel tedavi önerilerine kadar, yapay zeka eczacılığın her alanını etkilemektedir. Serbest eczanelerde stok yönetimi, müşteri davranış analizi ve satış optimizasyonu için AI uygulamaları yaygınlaşmaktadır. ChatGPT gibi dil modelleri, yabancı hastalarla iletişimde tercümanlık hizmeti sunarak eczacıların işini kolaylaştırmaktadır.
Rekabet Avantajı İçin Stratejiler
- Sürekli Eğitim ve Gelişim
Eczacılık mezunlarının rekabet ortamında öne geçebilmesi için sürekli eğitim şarttır. Yeni ilaçlar, tedavi protokolleri ve sağlık teknolojileri hızla değişmektedir. Kongrelere katılım, seminerler ve güncel literatür takibi, profesyonel gelişimin temel unsurlarıdır. Klinik eczacılık sertifika programları, mezunları farklılaştıran önemli faktörlerdir.
- Dijital Okuryazarlık
Eczane otomasyon yazılımları, e-reçete sistemleri ve yapay zeka teknolojilerine hakim olmak kritik derecede önemlidir. Büyük veri analizi ve dijital sağlık uygulamaları konusunda temel bilgi edinmek, gelecekte büyük avantaj sağlayacaktır.

Devamını Oku
Muhammed Rıdvan Kaya

Eğitim analisti, eğitim sistemlerini, politikalarını, programlarını, kurumlarını veya öğrenci performansını veri odaklı yöntemlerle inceleyen ve bu analizlerden elde ettiği bilgilerle karar vericilere stratejik öneriler sunan uzmandır. Bu profesyoneller, eğitim politikalarının, müfredatın, öğretim yöntemlerinin ve öğrenci başarısının iyileştirilmesi gibi konularda çalışarak, milyonlarca öğrencinin yaşamını etkileyecek kararların bilimsel temeller üzerine oturmasını sağlarlar.
Temel Görev ve Sorumlulukları
Eğitim analistlerinin ana görevleri şu şekilde özetlenebilir:
Veri Toplama ve Yönetimi: Öğrenci başarı verileri, sınav sonuçları, katılım oranları gibi nicel verilerin yanı sıra anket ve mülakat yoluyla nitel veriler de toplar. Bu verileri organize eder, temizler ve analiz için hazırlar.
İstatistiksel Analiz: Regresyon, varyans analizi, trend tahminleri, korelasyon gibi yöntemlerle verileri inceler. Eğitimdeki eşitsizlikleri, başarı farklarını ve müdahale programlarının etkilerini analiz eder.
Raporlama ve Öneriler: Okul yönetimi, bakanlık, yerel idareler veya özel kuruluşlar için raporlar hazırlar. Eğitimdeki sorunlara çözüm üretmek için öneriler geliştirir ve eğitim yatırımlarının etkisini ölçer.

Devamını Oku
Muhammed Rıdvan Kaya

Günümüzün hızla gelişen teknolojik ortamında, eğitim sektörü köklü bir dönüşüm yaşamaktadır. Yapay zekâ teknolojilerinin eğitim alanındaki uygulamaları, öğrenme süreçlerini bireyselleştirmekten kariyer yönlendirmesine, öğretmen desteklemesinden özel eğitime kadar geniş bir yelpazede devrim niteliğinde değişimler vaat etmektedir. Eğitimde yapay zekâ uygulamalarının en önemli alanlarından biri, öğrencilere sunulan kariyer yönlendirme hizmetleridir. Geleneksel kariyer danışmanlığı yaklaşımlarının aksine, yapay zekâ destekli sistemler öğrencileri çok boyutlu bir perspektifle analiz etme kapasitesine sahiptir. Bu sistemler, geniş veri tabanlarından yararlanarak ve gelişmiş makine öğrenmesi algoritmaları kullanarak, öğrenci verilerini derinlemesine analiz etmekte ve kişiselleştirilmiş öneriler sunmaktadır. Yapay zekâ tabanlı kariyer yönlendirme sistemi, öğrencinin sadece akademik başarısını değil, aynı zamanda ilgi alanlarını, kişilik özelliklerini, sosyoekonomik durumunu ve sosyal çevresini de değerlendirmeye alır. Örneğin, bir öğrenci yapay zekâ destekli kapsamlı bir değerlendirme sürecine katıldığında, sistem onun güçlü yönlerini, gelişime açık alanlarını ve potansiyel kariyer yollarını belirlemeye yardımcı olur. Bu yaklaşım, rehber öğretmenler ve kariyer danışmanları için de değerli bir araç haline gelir, çünkü onlara öğrencinin bütüncül bir profilini sunarak daha etkili rehberlik sağlamalarına imkân tanır. Yapay zekâ destekli eğitim sistemlerinin en önemli avantajlarından biri, öğrenciyi sınıf ve okul ortamının sınırlarının ötesinde, sosyal çevresiyle birlikte ele alma kapasitesidir. Bu sistemler, öğrencinin sosyoekonomik koşullarını, yaşadığı çevrenin olanaklarını, arkadaş ilişkilerini ve hatta kişisel hobi ve ilgi alanlarını analiz ederek, onun potansiyelini daha doğru bir şekilde değerlendirmeye imkân tanır. Bu çok boyutlu analiz yaklaşımı, öğrencilerin sadece akademik başarıları açısından değil, sosyal beceriler ve toplumsal uyum yönünden de bütüncül bir şekilde değerlendirilmesini sağlar. Yapay zekâ algoritmaları, bu karmaşık veri setlerini işleyerek öğrencinin güçlü yönlerini net bir şekilde ortaya koyar ve potansiyelini en verimli şekilde kullanmasına yardımcı olur. Ayrıca, gelecekte karşılaşabileceği zorlukları önceden tespit ederek proaktif destek mekanizmalarının devreye alınmasını sağlar. Milli Eğitim Bakanlığı, eğitimde yapay zekâ teknolojilerinin etkin kullanımına yönelik kapsamlı bir strateji geliştirmiştir. Bu strateji, kısa, orta ve uzun vadeli hedefleri içeren sistematik bir yaklaşım benimser.
Kısa Vadeli Hedefler (1 Yıl)
İlk yılda öncelik, yapay zekâ kullanımına yönelik etik kuralların ve standartların oluşturulmasıdır. Bu kapsamda, MEB bünyesinde "Yapay Zekâ Uygulamaları Etik Kurulu" kurulacak ve bu kurula bağlı alt komisyonlar oluşturulacaktır. Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı'nın sorumluluğunda yürütülecek bu çalışmalar, yapay zekâ projelerinin değerlendirilmesi ve denetlenmesi süreçlerini kapsar. Aynı zamanda, toplumun genç kesimlerine yönelik "Yapay Zekâ Okuryazarlığı" çalışmaları başlatılacak ve velilere yönelik bilinçlendirme kampanyaları düzenlenecektir. BİLSEM'lere yapay zekâ atölyeleri kurulması ve dijital eğitsel oyun yarışmalarının düzenlenmesi de bu dönemin önemli hedefleri arasındadır.
Orta Vadeli Hedefler (1-3 Yıl)
Bu dönemde, yapay zekânın eğitimde kullanıldığı alanlarda öğrenci-öğretmen etkileşimi ve bunun eğitim süreçlerine etkileri yakından takip edilecektir. Ortaöğretim Genel Müdürlüğü ve Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı bu sürecin sorumluluğunu üstlenecektir. FEYZA (Fırsatları Artıran Eğitimde Yapay Zekâ) Projesi kapsamında öğrenci eğitimleri ve sosyal etkinlikler düzenlenecek, öğretmenlere yönelik yapay zekâ destekli ders tasarımı yetkinlik eğitimleri verilecektir. Ayrıca, öğretmenlerin öğretim sürecini çeşitlendirmelerine destek olacak yapay zekâ asistanları geliştirilecek ve VR-AR tabanlı eğitim içerikleri için pilot uygulamalar gerçekleştirilecektir.
Uzun Vadeli Hedefler (3-5 Yıl)

Devamını Oku
Muhammed Rıdvan Kaya

İnsanlık tarihi boyunca toplumlar, yönetim ve liderlik konularında çeşitli yaklaşımlar geliştirmiştir. Ancak İslam'ın getirdiği perspektif, bu konuları salt dünyevi başarı veya sosyal statüyle değil, daha derin ve evrensel ilkelerle ele alır. Kur'an-ı Kerim'de belirtilen "emanet" kavramı ve ehliyet ilkesi, modern yönetim anlayışımıza ışık tutabilecek değerli öğretiler içermektedir. Allah'ın Nisa Suresi'nde buyurduğu "Şüphesiz Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder" ayeti, sorumluluk dağılımının temel ilkesini ortaya koymaktadır. Bu ilke, herhangi bir görevi ya da yetkiyi üstlenecek kişinin, o konuda gerekli bilgi, beceri ve ahlaki değerlere sahip olması gerektiğini vurgular. Ehliyet kavramı, yalnızca teknik yetkinliği değil, aynı zamanda güvenilirlik, dürüstlük ve adalet duygusunu da kapsar. Bir kişinin ehil olması, sadece işi yapabilecek kapasiteye sahip olması değil, aynı zamanda o işi yaparken toplumun ve bireylerin haklarını koruyabilecek karakter yapısına sahip olması anlamına gelir. Günümüz dünyasında diploma, unvan ve akademik başarılar çoğunlukla kişilerin yeterliliklerini ölçmenin ana kriterleri olarak görülür. Ancak İslam'ın bakış açısı bu konuda daha kapsayıcı ve derinliklidir. Gerçek bilgi ve hikmet, yalnızca kurumsal eğitimle sınırlı değildir. Okul görmemiş ancak kendini sürekli geliştiren, yaşam tecrübesi ve hikmet sahibi bir kişi, yıllarca akademik eğitim almış doktora yapmış birinden daha bilgili, daha ehil olabilir. Bu durumda önemli olan, kişinin sahip olduğu kağıt üzerindeki sertifikalar, diplomalar değil, gerçek hayatta ortaya koyduğu bilgi, beceri ve karakter yapısıdır. Bilgi, sürekli öğrenme ve kendini geliştirme süreci içinde edinilir. Formal eğitim bu sürecin önemli bir parçası olabilir, ancak tek başına yeterli değildir. Gerçek ehliyet, teorik bilgi ile pratik deneyimin, teknik beceri ile ahlaki değerlerin birleşiminden doğar. İnsan psikolojisindeki en tehlikeli eğilimlerden biri, kendini başkalarından üstün görme meylidir. Kur'an-ı Kerim'in bize sunduğu İblis'in hikayesi, bu konuda çarpıcı bir örnek teşkil eder. İblis, "Ben ondan üstünüm" diyerek Allah'ın emrine karşı geldi ve bu kibirli tutumu yüzünden lanetlendi. Bu hikayenin günümüz toplumuna verdiği mesaj son derece önemlidir. Bir kişinin sahip olduğu eğitim seviyesi, sosyal statüsü, maddi durumu veya etnik kökeni onu başkalarından bilgili, yetenekli, becerikli, üstün yapmaz. Doktora derecesine sahip bir kişi, kendini okul okumamış ama geliştiren, bilge ve tecrübeli birinden üstün göremez. Aynı şekilde, hiçbir ırk, renk veya soy başka bir ırktan üstün değildir. Bu tür üstünlük taslamalar, İblis'in düştüğü kibir tuzağının farklı tezahürleridir. Gerçek üstünlük, takva, adalet ve hakkaniyette aranmalıdır. Bu değerler, kişinin sahip olduğu diploma veya unvanla değil, davranışları ve karakter yapısıyla ölçülür. Nisa Suresi'nin 59. ayetinde belirtilen "emir sahibine itaat" ilkesi, liderlik ve yönetim konusunda önemli bir perspektif sunar. Ancak bu itaat, kör bir boyun eğme değil, adalet ve ehliyet temelinde kurulmuş bir düzen içinde gerçekleşir. "Emir sahibi" olmak, bir ayrıcalık veya üstünlük alameti değil, aksine büyük bir sorumluluktur. Bu sorumluluk, yalnızca verilen emirlerin yerine getirilmesini sağlamak değil, aynı zamanda adaletle hükmetmek, kibirden uzak durmak ve emaneti hakkıyla korumak anlamına gelir. Liderlik, hizmet etme sorumluluğudur. Gerçek lider, kendini toplumun efendisi değil, hizmetkârı olarak görür. Bu yaklaşım, modern liderlik teorilerinde de karşımıza çıkan "hizmetkâr liderlik" kavramıyla örtüşmektedir. Adalet, İslam'da hem bireysel hem de toplumsal yaşamın temel taşıdır. Kur'an-ı Kerim'de belirtilen "adaletle hükmetme" emri, sadece yöneticiler için değil, herhangi bir konumda sorumluluk taşıyan herkes için geçerlidir. Adalet, herkesi hak ettiği konuma yerleştirmek anlamına gelir. Bu, kişilerin sahip olduğu gerçek yetenekler, bilgi ve karakter özelliklerine göre değerlendirilmesi, önyargılardan uzak durulması ve objektif kriterler kullanılması demektir. Adaletli davranmak, bazen popüler olmayan kararlar almayı gerektirebilir. Ancak gerçek lider, toplumsal baskı veya kişisel çıkarlar yerine, adalet ilkesini tercih eder. Modern dünyada, kariyer yükseltmeleri, atamalar ve liderlik pozisyonları çoğunlukla kişisel ilişkiler, siyasi bağlantılar veya salt akademik başarılar temelinde gerçekleşir. Ancak İslam'ın sunduğu ehliyet ve adalet ilkeleri, bu yaklaşımın yetersizliğini ortaya koyar. Gerçek ehliyet, çok boyutlu bir kavramdır. Teknik bilgi, pratik deneyim, ahlaki değerler ve karakter yapısının birleşiminden oluşur. Bir kişinin ehil olup olmadığını değerlendirirken, sadece CV'sine, eğitimine değil, gerçek hayatta ortaya koyduğu performansa bakmak gerekir. Ayrıca, hiçbir birey veya grup kendini başkalarından bilgili, yetenekli, üstün göremez. Bu, eğitim seviyesi, sosyal statü, etnik köken veya herhangi bir diğer kriter için de geçerlidir. Gerçek üstünlük, Allah katındaki takva ve dünya hayatındaki adalet ve hakkaniyette aranmalıdır. İslam'ın liderlik ve sorumluluk konusundaki yaklaşımı, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde önemli dersler içermektedir. Emaneti ehline verme ilkesi, toplumsal düzenin sağlıklı işleyişi için temel bir gerekliliktir. Bu ilke, sadece devlet yönetiminde değil, iş hayatından aile yapısına kadar her alanda uygulanabilir. Gerçek liderlik, hizmet etme sorumluluğu taşır. Lider, kendini toplumun efendisi değil, hizmetkârı olarak görmelidir. Bu yaklaşım, hem liderlik kalitesini artırır hem de toplumsal adaleti güçlendirir. Son olarak, hiçbir kişi veya grup kendini başkalarından bilgili, yetenekli, üstün göremez. Bu, İblis'in düştüğü kibir tuzağıdır ve her insanın kaçınması gereken bir tehlikedir. Gerçek üstünlük, takva, adalet ve hakkaniyette aranmalıdır. Bu ilkeler, günümüz dünyasının karmaşık sorunlarına çözüm bulma konusunda değerli rehberlik sunabilir. Ehliyet, adalet ve alçakgönüllülük temelinde kurulacak bir toplumsal düzen, hem bireysel hem de toplumsal refah için gerekli zemini hazırlayabilir.

Devamını Oku