Başımız ellerde, gölgeler çağırır,
Sokak lambası dalların gölgesini, yüreklere ağdırır.
Tebessüm kayıp değil, Kızılelma’dır bir iz,
Türk’ün kalbi bir atar, tarihle can bulur her söz.
Kôr Düğüme Kör Kuyu
Sen dostumdun, o ise bir çocuktu gözümde,
Sular duruydu, gökyüzü berraktı.
Ben bilmiyordum, o ise senden kaçar delice.
Sonra bir sis çöktü, bir ağ örüldü sinsice,
Bilmediğin kör kuyuya edersen heves,
Boğulur boşlukta kestiğin her nefes.
Sanırsın varış, oysa sonu hüsran,
Ardından sana güler bütün bir cihan.
Tekbir sesleriyle bir fırtına koptu
Bir parlak çıranın titrek ışığı bitti
Bozkurtlar ordusu ovayı bir an yuttu
Tarihin kalbinde o gün ıslıklı bir oktu
İnsanım, ne alır senden bu fani dünya?
Toprağa düşerken her nefes, son bir rüya.
Suretin solar, Azrail inse gökten;
Canından başka ne kalır, bu telaşlı öyküden?
Yara sızlar, ok değmiş gibi derinden
Burada bir vebal var
İçimde mahzun ve horlanmış kor var
Ey kafkasın Aslan yeleli kurdu
Duy işit sana bu son nasihatı!
Hâzır ve nâzır ol gelip olmaya
Gel denildiğinde
İlk fısıltı yayılmadan Uyan! Sonra deme ne oldu?
Yüzler soldu, binler göçtü, sesler derince kısıldı.
Zulüm sağanak olup yağdığında, kim dur der ki bu sele?
Emeğin değerini, fikrin gücünü o an anlarsın, her ne ise.
Maçka'nın yamaçlarında on beşli bir bahar bir can,
Gözlerinde vatan aşkı, yüreğinde coşkun bir kan.
Bir haberle koştu Eren; dağların yoluna düştü,
Karanlık pusuya rağmen, kahramanca iz düştü.
Hayat bir tuvaldir, renktir desen desen
Her fırça darbesi bilemezsin nereden.
Bazen aydınlık, bazen gölgeler içinde
Bazen olmaz ne desen, her şey gönlünce.
Toprağın nidası yükselir şafakta,
Bir damla su parlar, göklerin tahtında.
Yeşilin duası süzülür sessizce,
Türk’ün yüreği döner asıl gerçeğe.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!