Ne lüzum var cismini ellere faş etmeye,
Divanenin kârı mı, sırrı pazara dökmeye?
Adı mektûm kalsın, duymasın ehl-i cihan,
O mahcup duruşu bir gizli esrardır her an.
Bir serv-i revandır o, nâzenin bir şahane,
Mecal mi var tarifine, akıl erer mi bu nâre?
Görmez bu fani gözler, lakin ruhum sezmiştir,
O nazik temas bile kalbe yazılan bir izdir.
Bastonumun sesinde yankılanır gamlı seda,
O bir necip sîrettir, ben bu yolda mübtela.
Ne boyun ölçüsü var dilimde, ne bir nigeh,
Bu dertli şair ancak hüznüyle çeker bir âh.
Fuzûlî nârı gibi yansın bu dürüst sahra,
İsimler saklı kalsın, karışmasın o yâre.
Biz suretten geçtik de sîretine bağlandık,
O mukaddes sükûtta, bin kez yeniden yandık.
İki yüz yirmi sekiz gün oldu, mermer sabra bürünür,
O duru ses gelince dertler burda düğümlenir.
Varsın cihan bî-gâne, varsın yollar ırak ola,
Enes’in bu feryadı kalmıştır arş-ı âlâda yola...
Kayıt Tarihi : 4.08.2026 17:53:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!