Bu yol taşlıdır kardeşim,
bu yol dikenli,
bu yol gecenin bağrından
güneşe doğru yürüyenlerin yolu.
Bir ucunda suskun evler,
bir ucunda yarına açılan kapılar,
ve ortasında
alnı terden, yüreği ateşten
koskoca bir halk durur.
Biz böyle öğrendik yürümeyi;
ayağımızda yoksul toprağın tozu,
cebimizde kırışmış ekmek parası,
gözümüzde
yarına sakladığımız mavi bir ışık...
Bir rüzgâr eser
kentin paslı çatılarından,
bir bayrak kalkar göğe,
bir çocuk sorar babasına:
“Baba,
ne zaman gülecek bu memleket?”
İşte o zaman
susmaz içimizdeki nehir!
Dağların damarından gelir sesimiz,
tarlaların çatlağından,
fabrika bacalarının kara dumanından,
madencinin yüzündeki kömürden,
öğretmenin tebeşir tozundan,
işçinin nasırlı avucundan
çoğalırız.
Birimiz düşerse
binimiz kaldırır kolundan.
Birimizin sesi kısılırsa
bin boğaz olur gökyüzü.
Çünkü biz
aynı yağmurun ıslattığı,
aynı ekmeğin bölüştürdüğü,
aynı acının yoğurduğu
büyük bir insan kalabalığıyız.
Ne korkarız karanlıktan
ne de gecenin dişlerinden!
Karanlık dediğin nedir ki
güneşi bekleyen milyonlar varken?
Bir kıvılcım yeter
koca bir ovanın uyanmasına.
Bir söz yeter
taşın yüreğini çatlatmaya.
Bir umut yeter
kurumuş kuyulara
gökyüzünü doldurmaya.
Bize “sus” diyenler bilsin:
susmak değildir bizim huyumuz.
Biz susarsak
duvarlar konuşur,
sokaklar konuşur,
çocukların gözleri konuşur.
Çünkü halk dediğin
yalnız kalabalık değildir;
bir memleketin vicdanıdır halk,
yarasına merhem arayan elidir,
karanlıkta birbirini bulan
binlerce yıldızın ışığıdır.
Ve biz
koltukların değil,
insanın tarafındayız!
Bir annenin sofrasında eksilen ekmeğin,
bir işçinin akşam eve götürdüğü yorgunluğun,
bir öğrencinin cebindeki son kuruşun,
bir köylünün göğe çevirdiği
umut dolu yüzün tarafındayız.
Bu yüzden
yolumuz uzun olsa da korkumuz yok.
Çünkü arkamızda dağ gibi halk,
önümüzde güneş gibi yarın var.
Yürü kardeşim!
Yürü ki
sokaklar ayak sesimizi duysun.
Yürü ki
kaldırımların taşına umut düşsün.
Yürü ki
gecenin en koyu yerinde
bir sabah filizi patlasın.
Yürü!
Çünkü bu yol
bir kişinin yolu değil,
bir avuç insanın yolu değil;
bu yol
alın terinin,
emeğin,
adaletin,
özgürlüğün,
insanca yaşamanın yoludur.
Ve unutma:
Bir halk yürümeye başladı mı
önüne duvar koyamazsın.
Çünkü halk
duvarın önünde durmaz;
duvarı aşar,
duvarı deler,
gerekirse
taşından yeni bir yol yapar.
Gün gelir
meydanlar gökyüzüne dönüşür,
gökyüzü yıldız yıldız çoğalır.
O gün
bir çocuk yeniden sorar:
“Baba,
şimdi gülecek mi memleket?”
Baba başını kaldırır,
uzakta ağaran sabaha bakar:
“Evet oğlum,” der,
“bak...
Güneş doğuyor.
Hem de
hepimizin üstüne.”
Kayıt Tarihi : 22.08.2026 20:13:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!