Yeşilin koynunda bir köy; emeğin kutsiyetinde dinginleşen ruhlar.
Sade yaşamlar, en arı hâliyle hizmet eder Ömür’ün yargıcına.
Biley taşında bilenir kör bir orak,
Keskinleşir bilgeliğin yüce omzunda.
Tayini çıktı, ıssız bir köye.
Yüreği titredi heyecandan.
Yılların sessiz bekleyişi
göğsünde taze bir şafak gibi doğarken.
Evrende, binlerce ışık yılı uzaklıkta bir yıldızım.
Burada, yalnızlığımla soğrulurken zamanla...
Işınlarımla sevgimi gözlerine gönderiyorum,
Zamanı aşan bir yolculuğun içinden.
Çekimine kapılmış bir gezegenim.
Yutuyor aşkın, bir karadelik gibi yüreğimi.
Evrenin çekim yasaları işliyor bu aşkta;
kurtulamıyorum bu süpernova patlamasından.
Yüce bir sevgiyi yaşadık birlikte;
bedenlerimiz aktı bir nehir gibi birbirine.
Ruhlarımız cennet bahçelerinde gezdi,
ellerimiz sarmaşık misali kenetlendi.
Ruhum döner çarkta, savrulan bir gölge;
Atlıkarıncaya sinmiş çocuk sesleri,
Oyuncakları arındıran saf kahkaha.
Dönme dolapta kıvrılır zaman,
Geçmişin anıları usulca sarar her yanı.
Ne zaman gitsem, zaman eşikte beklerdi.
İçeride televizyon açık,
hayat sesini kısardı;
müşteriler, birer tespih tanesi gibi
aynaların önünde sıraya dizilmiş
Uçsuz bucaksız bir sahilde,
dalgaların melodik sesiyle dinleniyor ruhum.
Güneş tepemde; içime işleyen
bir yaşama sevinci.
Elektrik kesintisi gecelerinde,
gaz lambası yakılır usulca,
bir kandil gibi titrer karanlıkta.
Yerebatan’ın taş boğazında,
karanlık suyun koynunda
bin beş yüz yıldır bir baş durur;
canlı, uyanık, ağlayan.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!