Ruhum,
Mekân zindanında bir başına,
Zaman gardiyanım olmuş,
Yazgım ise celladım,
Tüm boyutlarına isyan ediyorum kâinatın!
Zerre kadar varlığım sığmıyor kabına,
Tozlu yollarında eskittiğim ömrümle geldim kapına,
Çıplak ayaklarım keskin taşlarında nasır tuttu yolların.
Ne mal mülk biriktirdim ne gümüş ne altın ne de para,
Hiç muradına da eremedim bu koskoca fani dünyanın.
Ne bir babanın serin gölgesinde gölgelendim ömrümce,
Nerede kalmış adalet, nerede hani hak,
Karanlık dünyada kaldı mı sanki ahlak?
Yüreği yaralı bir kuş gibi kaldım kanatsız,
Vatan borcu namus borcu çıktı gurbet yoluna,
Belki uzak belki yakın vardı asker ocağına.
Ana baba hasretine yar hasretini ekledi,
Aslan gibi yüreğiyle vatanını bekledi.
Yemyeşil çayırlar
Ve masmavi gökyüzüyle bir cennetti kırlar.
Kıpkırmızı kan dereye dökülene kadar.
Birden bire soldu kır çiçekleri,
Çayırlar sarardı
Basamakları kırık dökük,
Gömleği yamalı, pantolonu sökük,
Böyle akşamüstü güneş batarken,
Eskimiş bir merdivenin gölgesiyim ben,
Hiçbir yere ulaşmayan bir merdiven,
Refakat edebilir misiniz zavallılıklarına bu ademin?
Müsaade etmeniz kaydı ile elbette, kendisine.
Vücut sıhhatinde değil bu bunalma hali,
Esasıyla ruh sıhhatinde.
Ehemmiyetsizlikle ehliyetli bu adem,
Mühim olmayan işleri dolayısıyla hayat bulmakta.
Karanlık gecelerde yitirdim ruhumu
Ve gün ışığı nedir bileyen ömrümün,
Her anında aradım huzuru.
Tam da buldum derken yitirdim tüm umutları,
Tam da benim derken kaybettim tüm yarınları,
Çırılçıplak tenime kazınmış harfler,
Ömür tüketen cümleler,
Ne yapsam oluyor ağıtları,
Kabuk bağlamayan yaralar,
Her dokunulduğunda tekrar kanayan,
Dinmeyen gözyaşları,
Mutluluk dediğim uzak iklimlerin nazlı türküsü,
Sevinçler, uzak diyarlarda gezinen kuşların öyküsü.
Gardiyanı ben olan bir karanlığın içinde hapsolmuşum,
Herkes gül bahçelerinde açarken ben hep solmuşum.
Geceler bitmez bilmez bir müebbet mahkum uykusu,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!