Melodik Zaman 6 Şiiri - Aşk Aşkın Şehri ...

Aşk Aşkın Şehri Ordu
7474

ŞİİR


72

TAKİPÇİ

Melodik Zaman 6

Sana en gerçek cümlemi
çoğu zaman susarak söyledim.
Aşk

Seni ilk ne zaman sevdim, bilmiyorum.
Belki bir otobüs camında
yüzümün buğusuna adını yazdığım gün,
belki de senden önce
içimde dolaşan boşluğun
nihayet bir sese dönüşmesiyle.
Bazı insanlar
hayatımıza kapıdan girmez;
ışık gibi sızar.
Perdelerin arasından,
çay bardağının kenarından,
gecenin en sessiz yerinden.
Sen de öyle geldin.
Bir cümlenin sonuna değil,
yarım kalmış bir suskunluğun içine.
Konuştuğunda
odanın duvarları biraz daha yumuşadı,
saatin tik takı bile
sana yer açmak ister gibi durdu.
Aşk

Ne Zaman...
Seni ilk ne zaman sevdim, bilmiyorum...
Belki bir otobüs camında
yüzümün buğusuna adını yazdığım gün,
belki de senden önce
içimde dolaşan boşluğun
nihayet bir sese dönüşmesiyle...
Bazı insanlar
hayatımıza kapıdan girmez;
ışık gibi sızar...
Perdelerin arasından,
çay bardağının kenarından,
gecenin en sessiz yerinden...
Sen de öyle geldin...
Bir cümlenin sonuna değil,
yarım kalmış bir suskunluğun içine...
Konuştuğunda
odanın duvarları biraz daha yumuşadı,
saatin tik takı bile
sana yer açmak ister gibi durdu...
Aşk

İnsan Kalbinin Sessiz Bahçesi
Seni sevmek,
çiçek açmış bir bahçeye girmek değildi.
Daha çok, yıllardır kuruduğunu sandığım
bir ağacın gövdesinde
incecik bir filizi fark etmekti.
İnsan kendini güçlü sanıyor.
Sonra bir bakış geliyor,
bütün savunmaları
eski bir evin dökülen boyası gibi
sessizce yere bırakıyor.
Sen bana mutluluğu öğretmedin.
Mutluluk zaten gelip geçiciydi.
Sen bana,
acıyla da aynı masaya oturabilen
bir sevginin mümkün olduğunu gösterdin.
Bir serçe,
her sabah aynı dala konuyordu.
Kimse bunun üzerinde durmuyordu.
Ben ise onun,
sadakatin en küçük ve en gerçek biçimini
sessizce tekrar ettiğini düşünüyordum.
Aşk,
bazen birbirine benzeyen iki insanın değil,
birbirinin karanlığından korkmayan
iki yüreğin yoludur.
Sen sustuğunda
kelimeler eksilmedi;
yalnızca gereksiz olanlar çekildi.
Geride kalan sessizlik,
bir kilisenin sabah ışığı kadar
dingin ve dürüsttü.
Şimdi biliyorum:
İnsan sevdiği kişiyi değiştiremez.
Ama onun yanında
kendi kibirinden, korkularından,
eski yaralarından
yavaş yavaş vazgeçebilir.
Ve belki de aşk,
göğe yazılmış büyük bir mucize değil;
iki insanın,
aynı akşamın altında
birbirinin yaralarını kutsamadan,
onları saklamadan,
yalnızca birlikte taşımayı seçmesidir.
İşte o seçim,
en sessiz dua kadar derin,
en eski ağaç kadar sabırlı,
ve insan kalbi kadar
kırılgan bir umuttur.
Aşk

Seni sevmek,
çiçek açmış bir bahçeye girmek değildi.
Daha çok, yıllardır kuruduğunu sandığım
bir ağacın gövdesinde
incecik bir filizi fark etmekti.
İnsan kendini güçlü sanıyor.
Sonra bir bakış geliyor,
bütün savunmaları
eski bir evin dökülen boyası gibi
sessizce yere bırakıyor.
Sen bana mutluluğu öğretmedin.
Mutluluk zaten gelip geçiciydi.
Sen bana,
acıyla da aynı masaya oturabilen
bir sevginin mümkün olduğunu gösterdin.
Aşk

Aşk,
bazen birbirine benzeyen iki insanın değil,
birbirinin karanlığından korkmayan
iki yüreğin yoludur.
Sen sustuğunda
kelimeler eksilmedi;
yalnızca gereksiz olanlar çekildi.
Geride kalan sessizlik,
bir günün sabah ışığı kadar
dingin ve dürüsttü.
Aşk

Zaman,
insanların anlattığı gibi sırayla akmıyor.
Bazen dün, yarının içinde uyanıyor;
bazen en eski hatıra,
bugünün kalbinde ilk kez nefes alıyor.

Sen konuşurken
yalnız sesini duymadım.
Eski ahşap evlerin gölgesi,
yağmurdan sonra ağırlaşan toprak,
uzaktan geçen trenlerin titreşimi,
çocukluğumdan kalmış sessiz bir akşam...
Hepsi aynı anda içime döndü.

Ben seni severken
geçmişim kaybolmadı.
Yalnızca, kırık parçaları
aynı gökyüzünün altında
yeniden birbirini buldu.
Aşk

Hatıranın Sessiz Irmağı
Sana ne zaman rastladım?
Belki o gün değildi.
Belki yıllar önce, çocukluğumun bir ikindisinde,
henüz adını bilmediğim bir rüzgârın
yüzüme bıraktığı serinlikte başlamıştı her şey.
Çünkü zaman,
insanların anlattığı gibi sırayla akmıyor.
Bazen dün, yarının içinde uyanıyor;
bazen en eski hatıra,
bugünün kalbinde ilk kez nefes alıyor.
Sen konuşurken
yalnız sesini duymadım.
Eski ahşap evlerin gölgesi,
yağmurdan sonra ağırlaşan toprak,
uzaktan geçen trenlerin titreşimi,
çocukluğumdan kalmış sessiz bir akşam...
Hepsi aynı anda içime döndü.
Ben seni severken
geçmişim kaybolmadı.
Yalnızca, kırık parçaları
aynı gökyüzünün altında
yeniden birbirini buldu.
Bazen bir ağacın gölgesinde duruyorum.
Yapraklar kıpırdıyor.
Kimse fark etmiyor,
ama ben biliyorum;
hatıralar da rüzgâr gibidir,
görünmezler,
yalnız dokundukları yerden tanınırlar.
Senden uzak kaldığım günlerde bile
yokluğun boşluk değildi.
Bir nehrin denizi bilmesi gibi,
kalbim de sana giden yönü
sessizce taşımaya devam etti.
Ve şimdi anlıyorum:
Aşk, zamanı yenmez;
ona başka bir ritim öğretir.
İnsan, sevdiği kişiyi beklerken
yalnız geleceği değil,
geçmişini de yeniden kurar.
Bu yüzden seni seviyorum.
Bir mevsim gibi gelip geçen bir sevinç olarak değil;
yıllar geçtikçe derinleşen bir ırmak gibi.
Suyunu aceleyle değil,
sabırla taşıyan;
ve sonunda,
hiçbir haritada gösterilmeyen
o büyük denize sessizce kavuşan bir ırmak gibi.
Aşk

Seni seviyorum.
Bir mevsim gibi gelip geçen bir sevinç olarak değil;
yıllar geçtikçe derinleşen bir ırmak gibi.
Suyunu aceleyle değil,
sabırla taşıyan;
ve sonunda,
hiçbir haritada gösterilmeyen
o büyük denize sessizce kavuşan bir ırmak gibi.
Aşk

Bazen bir ağacın gölgesinde duruyorum.
Yapraklar kıpırdıyor.
Kimse fark etmiyor,
ama ben biliyorum;
hatıralar da rüzgâr gibidir,
görünmezler,
yalnız dokundukları yerden tanınırlar.

Senden uzak kaldığım günlerde bile
yokluğun boşluk değildi.
Bir nehrin denizi bilmesi gibi,
kalbim de sana giden yönü
sessizce taşımaya devam etti.
Aşk

UZAK
Bazen bir çınarın gölgesinde duruyorum.
Yapraklar kıpırdıyor.
Kimse fark etmiyor,
ama ben biliyorum;
hatıralar da rüzgâr gibidir,
görünmezler,
yalnız dokundukları yerden tanınırlar.

Oooooooooooooyyyy

Sen sustuğunda
kelimeler eksilmedi;
yalnızca gereksiz olanlar çekildi.
Geride kalan sessizlik,
bir günün sabah ışığı kadar
dingin ve dürüsttü.

Aaaaaaaaaaaşk

Sen sustuğunda
kelimeler eksilmedi;
yalnızca gereksiz olanlar çekildi.
Geride kalan sessizlik,
bir günün sabah ışığı kadar
dingin ve dürüsttü.

Senden uzak kaldığım günlerde bile
yokluğun boşluk değildi.
Bir nehrin denizi bilmesi gibi,
kalbim de sana giden yönü
sessizce taşımaya devam etti.

Oooooooooooooyyyy

Sen sustuğunda
kelimeler eksilmedi;
yalnızca gereksiz olanlar çekildi.
Geride kalan sessizlik,
bir günün sabah ışığı kadar
dingin ve dürüsttü.

Aaaaaaaaaaaşk

Sen sustuğunda
kelimeler eksilmedi;
yalnızca gereksiz olanlar çekildi.
Geride kalan sessizlik,
bir günün sabah ışığı kadar
dingin ve dürüsttü.
Aşk

Ayrılık,
senin adını
daha yavaş söylemeyi öğretiyor bana.
Şimdi
hangi pencereyi açsam
senin kokun geliyor.
Biraz ekmek,
biraz yağmur,
biraz sen.
İşte hayatın özü:
geri kalan her şey
fazla eşya.
Aşk

İnsan, kalbini yalnız sevinçle büyütmez.
Bekleyiş de öğretir,
yanılgılar da,
affetmeyi seçtiği günler de.
Aşk, belki de bu yüzden
bir duygu olmaktan önce
bir karakter meselesidir.
Aşk

Sen bana büyük sözler söylemedin.
Ama en yorgun günlerimde bile
sesindeki sakin güven,
evine dönen bir yolcunun
ilk ışığı görmesi gibiydi.

Birlikte yürüdüğümüz yolları
çiçekler değil,
küçük iyilikler güzelleştirdi:
Paylaşılan bir sessizlik,
beklenmeden uzatılan bir el,
yarım bırakılmayan bir umut.
Aşk

Kalbin Olgun Mevsimi
Seni sevmek,
bir baharın ansızın gelişi değildi.
Daha çok, uzun süren bir kışın ardından
toprağın sessizce yeniden nefes almasıydı.
İnsan, kalbini yalnız sevinçle büyütmez.
Bekleyiş de öğretir,
yanılgılar da,
affetmeyi seçtiği günler de.
Aşk, belki de bu yüzden
bir duygu olmaktan önce
bir karakter meselesidir.
Sen bana büyük sözler söylemedin.
Ama en yorgun günlerimde bile
sesindeki sakin güven,
evine dönen bir yolcunun
ilk ışığı görmesi gibiydi.
Birlikte yürüdüğümüz yolları
çiçekler değil,
küçük iyilikler güzelleştirdi:
Paylaşılan bir sessizlik,
beklenmeden uzatılan bir el,
yarım bırakılmayan bir umut.
Ben seni kusursuz olduğun için sevmedim.
İnsan kusursuz olsaydı
merhameti öğrenemezdi.
Ben seni,
eksiklerini saklamadan
iyiliğe yönelmeyi seçtiğin için sevdim.
Zaman yüzümüze
ince çizgiler bırakacak.
Mevsimler dalları değiştirecek.
Ama sevgi,
yalnız gençliğin değil,
olgunluğun da çiçeğidir.
Bir gün geriye dönüp baktığımızda
en çok söylediğimiz sözleri değil,
birbirimizin yükünü
sessizce hafiflettiğimiz anları
hatırlayacağız.
Ve o zaman anlayacağız ki
gerçek aşk,
iki insanın birbirine hayran kalması değil;
birbirinin daha iyi bir insan olmasına
usulca eşlik edebilmesidir.
İşte bu yüzden
seni seviyorum:
Kalbimin en parlak heyecanı olduğun için değil,
ruhumu daha adil,
daha sabırlı,
daha merhametli kıldığın için.
Aşk

Kalbin Bildiği Yol
Aşkın büyük laflar ettiğini söylediler.
Ben inanmadım.
Çünkü en sağlam köprüler
gürültüyle değil,
sessizce ayakta durur.
Seni görünce
dünya değişmedi.
Fırıncı yine ekmeğini çıkardı,
çocuklar yine sokakta koştu,
gökyüzü yine mavi kaldı.
Ama bütün bunlar
ilk kez bana aitmiş gibi göründü.
Sen güldüğünde
çayın tadı biraz güzelleşti.
Bunun bilimsel bir açıklaması yoktur belki;
ama kalbin bazı gerçekleri
kitaplardan önce öğrenir.
Ben seni kahraman olduğun için değil,
yanlış yaptığında da
gülümseyebildiğin için sevdim.
İnsan, biraz kusuruyla insandır;
fazlası heykel olur.
Birlikte yürürken
hangi yoldan gittiğimiz önemli değildi.
Yan yana yürüyünce
en uzun sokak bile
eve dönüş yoluna benziyordu.
Bazen düşünüyorum:
Aşk, belki de
aynı şemsiyenin altında ıslanmayı göze almak,
son lokmayı paylaşırken
kimin daha az yediğini unutmak,
ve bir sessizliği bile
gülümseyerek geçirebilmektir.
Yıllar geçecek.
Saçlarımız biraz beyazlayacak,
anılarımız çoğalacak.
Belki aynı hikâyeyi
defalarca anlatacağız.
Eğer her defasında
birbirimize ilk kez dinliyormuş gibi bakabilirsek,
işte o zaman
sevgi yaşlanmamış demektir.
Çünkü gerçek aşk,
dünyayı şaşırtan büyük mucizelerde değil;
aynı masaya her gün yeniden oturmayı
mutluluk sayabilen iki kalbin
sessiz bilgeliğinde yaşar.
Aşk

Gülümseyince Dünya Düzeliyor
Aşk hakkında çok şey söylediler.
Kimi onu fırtınaya benzetti,
kimi yıldızlara.
Ben ise seni tanıyınca anladım;
aşk, bazen çayın soğumamasını istemektir.
Sen gülünce
evin pencereleri biraz daha geniş açılıyor.
Sanki güneş,
işini daha özenle yapmaya karar veriyor.
Hayat tuhaf.
İnsan en önemli cevapları
en sıradan günlerde buluyor.
Birlikte yürürken,
hangi sokağın daha güzel olduğunu değil,
aynı kaldırımı paylaşmanın yeterli olduğunu öğrendim.
Ben seni büyük kahramanlıklarla sevmedim.
Bir kitabı sana uzatırken,
yağmur başlayınca adımlarımı yavaşlatırken,
çayın son yudumunu
sana bırakmayı düşünürken sevdim.
Biliyor musun,
insan bazen çok konuşunca
doğruyu kaçırıyor.
O yüzden sana en gerçek cümlemi
çoğu zaman susarak söyledim.
Eğer bir gün saçlarımız
kışa dönerse,
ellerimiz biraz daha yavaş hareket ederse,
gel yine aynı bankta oturalım.
Ben sana eski hikâyeleri anlatırım,
sen de her zamanki gibi
gülerken gözlerini biraz kısarsın.
İşte o zaman anlarız:
Aşk, dünyayı değiştiren büyük bir mucize değil;
dünyanın bütün karmaşasına rağmen
aynı insana her sabah
yeniden gülümseyebilmektir.
Ve bana sorarsan,
insanın ömrü boyunca kazanabileceği
en güzel servet de budur.
Aşk

Işığın İçinden Geçen Ses
Sabah, perdeyi usulca araladı.
Odanın içine düşen ışık,
sanki senin adını biliyordu.
Ben ise o adı söylemeden önce
kalbimin nasıl değiştiğini dinliyordum.
İnsan bazen bir düşünceyi değil,
bir titreşimi sever.
Sen bana öyle geldin;
rüzgârın suya değdiği yerde oluşan
ince halkalar gibi,
sessiz ama durmadan çoğalan.
Saat ilerliyordu.
Fakat zaman,
duvardaki akreple yelkovandan çok,
gözlerinin içinde akıyordu.
Bir bakışın,
bir mevsimden daha uzun sürebiliyordu.
Ben seni düşündükçe
eşyalar kendi ağırlığını bırakıyordu.
Bir fincan, yalnız fincan olmaktan çıkıyor;
bir pencere, yalnız gökyüzünü değil,
içimde açılmayı bekleyen
başka bir dünyayı gösteriyordu.
Belki aşk,
birbirimize ulaşmak değildir yalnızca.
Birbirimizin sessizliğinde
kendi sesimizi incitmeden
yaşayabilmektir.
Sen sustuğunda
kelimeler eksilmedi.
Onların arasında kalan boşluklar
çiçek açtı.
Ben de ilk kez,
sessizliğin bazen konuşmaktan
daha cömert olduğunu öğrendim.
Akşam yavaşça inerken
gökyüzü maviyle gece arasında
ince bir çizgiye dönüştü.
İçimde de öyle oldu;
eski ben ile
seni seven ben
aynı ufukta buluştu.
Ve şimdi biliyorum:
Seni sevmek,
bir hikâyenin sonuna varmak değil;
her sabah ışık perdeye vurduğunda
aynı mucizeyi
ilk kez oluyormuş gibi
yeniden karşılamaktır.
Aşk

Yıllar geçtikçe
çiçeklerin adı değişebilir,
şehirler büyüyebilir,
aynalar yüzümüze yeni çizgiler ekleyebilir.
Ama kalbin özenle koruduğu sevgi,
eski bir mektubun kâğıdı gibi
incelse de değerini kaybetmez.
Ben seni,
kusursuz bir düş olarak değil,
gerçek hayatın bütün eksiklikleri içinde
ışığını yitirmeyen bir hakikat olarak sevdim.
Ve anladım ki
en kalıcı aşk,
en yüksek sesle söylenen değil;
her gün aynı incelikle,
aynı dikkatle,
aynı içtenlikle
yeniden seçilendir.
Aşk

Sen gelince
çay daha sıcaktı,
yağmur daha sessiz,
akşam daha insandı.

Aşk,
iki kişinin aynı sözü söylemesi değil;
aynı suskunluğu
incitmeden paylaşmasıymış.

Ben seni
bir ömür istemedim.
Bir tek anın,
bütün ömrü güzelleştirmesine razı oldum.
Aşk

İnsan bazen
birini beklemez.
Onun bıraktığı aydınlığı
bekler.
Ve sen,
gittiğinde bile
gitmeyen şey oldun.
Biraz gökyüzü,
biraz yağmur,
biraz umut...
En çok da
biraz sen.
Çünkü hayat,
fazlasıyla değil;
kalpte yer eden
o küçük eksiklikle
tamamlanıyor.
Aşk

Garip değil mi?
Bütün ömrüm boyunca
kendimi anlatacak kelimeler aradım.
Sonra sen sustun;
ben ilk kez
anlaşıldığımı sandım.

Belki yanılmıştım.
İnsan bazen
bir başkasını değil,
kendi içinde kurduğu ihtimali sever.
Ama o ihtimal bile
gerçek kadar acıtabilir.

Sana bakınca
çocukluğum,
eski defterler,
yağmurlu duraklar,
yarım bırakılmış mektuplar
aynı anda konuşmaya başladı.
Meğer hafızanın da
kalbi varmış.
Aşk

Beni Tamamlamayan Aşk
Sana söyleyecek çok sözüm vardı.
Sonra düşündüm;
insan en çok
konuşamadığı cümlelerde saklanıyor.
Sen geldin.
Odam değişmedi.
Masa yine aynı yerindeydi,
pencereden aynı gökyüzü görünüyordu.
Yalnız eşyalar,
ilk kez yalnız olmadıklarını anladı.
Garip değil mi?
Bütün ömrüm boyunca
kendimi anlatacak kelimeler aradım.
Sonra sen sustun;
ben ilk kez
anlaşıldığımı sandım.
Belki yanılmıştım.
İnsan bazen
bir başkasını değil,
kendi içinde kurduğu ihtimali sever.
Ama o ihtimal bile
gerçek kadar acıtabilir.
Sana bakınca
çocukluğum,
eski defterler,
yağmurlu duraklar,
yarım bırakılmış mektuplar
aynı anda konuşmaya başladı.
Meğer hafızanın da
kalbi varmış.
Beni tamamladığını söylemeyeceğim.
Hiç kimse kimseyi tamamlamaz.
Ama sen,
içimde yıllardır kapalı duran
bir pencereyi açtın.
İçeri giren rüzgârın
adını hâlâ bilmiyorum.
Şimdi bazen
çay koyuyorum.
İki fincan çıkarıyorum.
Sonra birini geri kaldırıyorum.
Hayat,
işte o küçük hareket kadar sessiz
ve o kadar ağır.
Eğer bir gün yeniden karşılaşırsak,
sana büyük sözler söylemeyeceğim.
Belki yalnızca,
"Bak," diyeceğim,
"Kalbim hâlâ acele etmeyi öğrenemedi."
Çünkü aşk,
insanı kahraman yapmıyor.
Yalnızca,
kendi yalnızlığıyla
daha dürüst konuşmayı öğretiyor.
Aşk

Biraz Sen
Kalbim,
adını söylemiyor artık.
Çünkü bazı isimler
ses olunca eksiliyor.
Seni sevmek,
bir pencereyi açmak değil;
içimde yıllardır kapalı duran
gökyüzünü bulmaktı.
Sen gelince
çay daha sıcaktı,
yağmur daha sessiz,
akşam daha insandı.
Aşk,
iki kişinin aynı sözü söylemesi değil;
aynı suskunluğu
incitmeden paylaşmasıymış.
Ben seni
bir ömür istemedim.
Bir tek anın,
bütün ömrü güzelleştirmesine razı oldum.
Şimdi biliyorum;
insan bazen
birini beklemez.
Onun bıraktığı aydınlığı
bekler.
Ve sen,
gittiğinde bile
gitmeyen şey oldun.
Biraz gökyüzü,
biraz yağmur,
biraz umut...
En çok da
biraz sen.
Çünkü hayat,
fazlasıyla değil;
kalpte yer eden
o küçük eksiklikle
tamamlanıyor.
Aşk

Sessizliğin İnceliği
Seni sevmek,
gürültülü bir mutluluk değildi.
Daha çok, eski bir masanın üzerinde
akşam güneşinin bıraktığı
ince bir ışığı fark etmekti.
Hayat, büyük olaylardan çok
küçük ayrıntılarla değişiyor.
Bir fincanın senden sonra
biraz daha uzun sıcak kalışı,
pencereyi açarken içeri giren rüzgârın
adını biliyormuş gibi davranması,
kitabın arasına unutulmuş
bir yaprağın hâlâ yeşili hatırlaması...
İnsan, sevdiği kişiyi
yalnız gözleriyle görmez.
Onun yokluğunu bile
evin eşyalarında,
duvarların sessizliğinde,
akşamın yavaşlayan ritminde tanır.
Sen konuşurken
kelimelerin güzelliğine değil,
onları seçerken gösterdiğin özenin
sessiz ahlakına hayran oldum.
Çünkü aşk,
yalnızca coşkunun değil,
dikkatin de adıdır.
Bir insanı gerçekten sevmek,
onun en küçük kırgınlığını bile
görmezden gelmemeyi öğrenmektir.
Yıllar geçtikçe
çiçeklerin adı değişebilir,
şehirler büyüyebilir,
aynalar yüzümüze yeni çizgiler ekleyebilir.
Ama kalbin özenle koruduğu sevgi,
eski bir mektubun kâğıdı gibi
incelse de değerini kaybetmez.
Ben seni,
kusursuz bir düş olarak değil,
gerçek hayatın bütün eksiklikleri içinde
ışığını yitirmeyen bir hakikat olarak sevdim.
Ve anladım ki
en kalıcı aşk,
en yüksek sesle söylenen değil;
her gün aynı incelikle,
aynı dikkatle,
aynı içtenlikle
yeniden seçilendir.
Aşk

Bir pencere açıldı.
İçeriden çay kokusu,
dışarıdan deniz sesi geldi.
O an anladım;
bazı karşılaşmalar
tesadüf değil,
zamanın uzun zamandır kurduğu cümlelerdir.
Aşk

Gece Sana Doğru Eğiliyor
Akşam,
ceplerine biraz yağmur doldurmuştu.
Şehir, yorgun bir kuş gibi
elektrik tellerine konmuş bekliyordu.
Ben seni düşünüyordum.
Bir ağacın gölgesi
kaldırım taşlarına nasıl usulca uzarsa,
öyle yayıldın içime;
kimse görmedi.
Bir pencere açıldı.
İçeriden çay kokusu,
dışarıdan deniz sesi geldi.
O an anladım;
bazı karşılaşmalar
tesadüf değil,
zamanın uzun zamandır kurduğu cümlelerdir.
Adını söylemedim.
Çünkü bazı adlar
gecenin içinde yıldız gibi durmalı;
yakından bakınca değil,
uzaktan sevilince çoğalmalı.
Sen yürüdün.
Sokak lambaları
ışıklarını biraz daha aşağı indirdi.
Belki yüzünü görmek için,
belki de benim sana bakışımı.
İnsan,
sevdiği kişiye yaklaşırken
kendinden eksilmiyor.
Yıllardır taşıdığı ağırlıkları
bir bankın üzerine bırakıyor yalnız.
Şimdi hangi akşama çıksam
biraz sen var.
Bir vapur düdüğünde,
yağmurun cama değen sesinde,
eski bir kitabın arasından düşen yaprakta.
Ve biliyorum;
aşk,
büyük sözlerin kalabalığı değil.
İki yalnızlığın,
aynı gökyüzünün altında
birbirini ürkütmeden
yan yana durabilmesidir.
Ben seni öyle sevdim.
Bir mevsim gibi gelip geçen değil;
geceye karışan bir yıldız gibi.
Sabah olunca görünmeyen,
ama göğün derinliğinden
hiç eksilmeyen.
Aşk

Gece Sana Doğru Eğiliyor
Akşam,
ceplerine biraz yağmur doldurmuştu.
Şehir, yorgun bir kuş gibi
elektrik tellerine konmuş bekliyordu.
Ben seni düşünüyordum.
Bir ağacın gölgesi
kaldırım taşlarına nasıl usulca uzarsa,
öyle yayıldın içime;
kimse görmedi.
Bir pencere açıldı.
İçeriden çay kokusu,
dışarıdan deniz sesi geldi.
O an anladım;
bazı karşılaşmalar
tesadüf değil,
zamanın uzun zamandır kurduğu cümlelerdir.
Adını söylemedim.
Çünkü bazı adlar
gecenin içinde yıldız gibi durmalı;
yakından bakınca değil,
uzaktan sevilince çoğalmalı.
Sen yürüdün.
Sokak lambaları
ışıklarını biraz daha aşağı indirdi.
Belki yüzünü görmek için,
belki de benim sana bakışımı.
İnsan,
sevdiği kişiye yaklaşırken
kendinden eksilmiyor.
Yıllardır taşıdığı ağırlıkları
bir bankın üzerine bırakıyor yalnız.
Şimdi hangi akşama çıksam
biraz sen var.
Bir vapur düdüğünde,
yağmurun cama değen sesinde,
eski bir kitabın arasından düşen yaprakta.
Ve biliyorum;
aşk,
büyük sözlerin kalabalığı değil.
İki yalnızlığın,
aynı gökyüzünün altında
birbirini ürkütmeden
yan yana durabilmesidir.
Ben seni öyle sevdim.
Bir mevsim gibi gelip geçen değil;
geceye karışan bir yıldız gibi.
Sabah olunca görünmeyen,
ama göğün derinliğinden
hiç eksilmeyen.
Aşk

Kalbim,
eski bir müze salonu gibi sessizdi.
Sen gelince
duvarlara yeni tablolar asılmadı;
yalnızca pencereler açıldı,
ışık içeri girdi.

O zaman anladım:
Sevgi,
bir başkasının yüzünü ezberlemek değil;
onun gerçeğini,
en savunmasız hâliyle de
incitmeden seyredebilmektir.

Ve eğer dünya
bir gün bütün renkleri karıştırsa bile,
ben seni yine tanırım.
Çünkü aşkın imzası
tuvalin köşesinde değil,
iki kalbin birbirine bıraktığı
sessiz ışıktadır.

Orijinal olan sensin.
Benim sevgim de.
Geri kalan her şey,
yalnızca çerçeve.
Aşk

Bir gün bana,
"Sevgi nedir?" diye sordular.
Cebimden kırık bir düğme çıkardım.
"İşte," dedim,
"İnsan bazen bütün ceketini değil,
eksik kalan bu küçücük şeyi özler."
Sen gidince
dünya yerinde kaldı.
Ama gölgeler,
insanların ayaklarına değil,
özlemlerine yapışmaya başladı.
Aşk

Dünyanın En Tuhaf Çiçeği
Sana rastladığım gün
şehir, kravatını gevşetti.
Kaldırımlar ayakkabılarını çıkarıp
çıplak ayak yürümek istedi.
Kimse fark etmedi.
Dünya, tuhaflıklarını hep usulca yaşar.
Sen gülünce
eski bir duvarın çatlağından
inatçı bir gelincik çıktı.
Bir karga,
kötü haber taşımayı bıraktı;
gökyüzüne kırmızı bir kahkaha çizdi.
İnsanlar buna rastlantı dedi.
Ben ise aşkın,
evrenin en ciddi şakası olduğunu düşündüm.
Çünkü senin yanında
çay bardakları bile
içlerindeki buharı saklamıyordu.
Masalar, sandalyeler,
eski saatler, paslı anahtarlar...
Hepsi birden
yeniden kullanılmak ister gibi parlıyordu.
Bir gün bana,
"Sevgi nedir?" diye sordular.
Cebimden kırık bir düğme çıkardım.
"İşte," dedim,
"İnsan bazen bütün ceketini değil,
eksik kalan bu küçücük şeyi özler."
Sen gidince
dünya yerinde kaldı.
Ama gölgeler,
insanların ayaklarına değil,
özlemlerine yapışmaya başladı.
Şimdi hangi sokağa dönsem
bir pencere ansızın açılıyor.
İçeriden ekmek kokusu,
dışarıdan yağmur geliyor.
Hayat, en olmayacak yerde bile
umut yetiştirmeyi biliyor.
Ben seni
çiçekler açtığı için değil,
taşların bile bir gün çiçek açabileceğine
inandırdığın için sevdim.
Ve anladım ki aşk,
aklı başında insanların kurduğu
düzenli bir cümle değil;
dünyanın cebine sakladığı
en güzel, en şaşırtıcı,
en insanca sırdır.
Aşk

Akşam olunca
gölgeler uzadı.
Yüzler değişti.
Ama senin gözlerinde
insanın kendinden kaçamayacağını söyleyen
sessiz bir ayna kaldı.
Aşk

Belki de
en büyük sadakat,
her şey yolundayken değil;
hayat bütün maskeleri indirdiğinde
aynı kalbin yanında
sessizce oturabilmektir.
Aşk

Yaraya Düşen Işık
Sabah,
eski ahşap kapıyı ağır ağır açtı.
Bahçedeki incir ağacı
hiçbir şey olmamış gibi
güneşe döndü.
Doğa, acıları konuşmaz;
yalnızca yaşamaya devam eder.
Ben seni o sabah sevdim.
Çünkü yüzünde mutluluğun değil,
uzun zamandır taşınmış bir hüznün
olgun sessizliği vardı.
İnsan,
kendini en çok güçlü sandığında
kırılmaya yakındır.
Sen bunu söylemedin.
Yalnızca elini uzattın.
Bazen merhamet,
en büyük cümleden daha ağırdır.
Bir serçe,
çatının ucunda uzun süre bekledi.
Kimse ona bakmadı.
Oysa ben,
sabretmenin de bir dili olduğunu
ondan öğrendim.
Seni sevmek,
kusursuz bir bahçeye girmek değildi.
Dikenleri saklamayan
bir gülün yanında
kanamayı göze almaktı.
Akşam olunca
gölgeler uzadı.
Yüzler değişti.
Ama senin gözlerinde
insanın kendinden kaçamayacağını söyleyen
sessiz bir ayna kaldı.
O gün anladım:
Aşk,
bir başkasını değiştirmek değildir.
Onun gerçeğiyle karşılaşıp
kaçmadan kalabilmektir.
Ve belki de
en büyük sadakat,
her şey yolundayken değil;
hayat bütün maskeleri indirdiğinde
aynı kalbin yanında
sessizce oturabilmektir.
Çünkü sevgi,
çiçek açan dallarda değil yalnız;
kırılmış bir dalın
yeniden filiz vermesini bekleyebilen
sabırda yaşar.
İşte ben seni,
o sabrı öğrendiğim için sevdim.
Ve anladım ki insanın kalbi,
en çok yaralandığı yerden değil,
en çok merhamet gördüğü yerden
yeniden doğar.
Aşk

Ben,
içimdeki en derin sessizliği
bir okyanus sandım yıllarca.
Oysa sen,
elini uzatınca anladım;
en büyük fırtına bile
bir insanın merhametinden
daha güçlü değildir.
Aşk

Denizin Ezberlediği Ad
Denize her baktığımda
aynı suyu görmüyorum.
Çünkü deniz,
kendini değil,
ona bakan insanı taşır.
Seni sevmek de öyleydi.
Bir limana varmak değil,
ufkun bittiğini sandığım yerde
yeni bir göğün başladığını anlamaktı.
Rüzgâr,
eski yelkenleri sabırla doldurdu.
Martılar,
kaybolmuş gemilerin adını değil,
eve dönebilen kalplerin şarkısını söyledi.
Ben,
içimdeki en derin sessizliği
bir okyanus sandım yıllarca.
Oysa sen,
elini uzatınca anladım;
en büyük fırtına bile
bir insanın merhametinden
daha güçlü değildir.
Gece çöktüğünde
yıldızlar suya eğildi.
Her biri,
karanlığın içinde yol arayanlara
sessiz bir pusulaydı.
Senin gözlerinde de
öyle bir ışık vardı.
Ne göz kamaştırıyordu,
ne de kayboluyordu.
Yalnızca,
yolunu yitiren özüme
kıyının varlığını hatırlatıyordu.
Aşk,
fırtınasız bir deniz istemek değildir.
Dalgalar yükselirken bile
aynı yıldıza bakmayı seçmektir.
Bir gün bütün limanlar kapanabilir,
haritalar eskir,
pusulalar şaşar,
yelkenler yırtılır.
Ama sevgi,
derin suların dibindeki akıntı gibi
yönünü kimseye göstermeden
hep doğru yere ulaşır.
Ben seni,
geçici bir kıyı gibi değil,
her yolculuğun sonunda
insanın yeniden kendini bulduğu
o sessiz ufuk gibi sevdim.
Çünkü deniz bana şunu öğretti:
En uzun yolculuklar,
bir geminin değil,
bir kalbin
başka bir kalbe doğru
cesaretle açıldığı gün başlar.
Aşk

Senin gözlerin
gece nöbetindeki bir deniz feneri gibiydi.
Yaklaşanı çağırmıyor,
yalnızca yolunu kaybedene
ışığın hâlâ var olduğunu hatırlatıyordu.
Aşk

Derin Suların Kalbi
Okyanus,
hiçbir gemiye ait değildir.
Yine de her gemi,
kendi kaderini onun mavisinde arar.
Ben de seni öyle sevdim;
sahip olmak için değil,
içimdeki sonsuzluğu tanımak için.
Bir sabah,
ufuk çizgisi sisin içine çekildi.
Deniz sustu.
Martılar bile
kanatlarını sessizliğe emanet etti.
O an anladım;
en büyük hakikatler,
fırtınada değil,
dalgaların dinlendiği yerde saklanır.
Senin gözlerin
gece nöbetindeki bir deniz feneri gibiydi.
Yaklaşanı çağırmıyor,
yalnızca yolunu kaybedene
ışığın hâlâ var olduğunu hatırlatıyordu.
Ben kalbimi
demir bir çapa sandım yıllarca.
Oysa sen dokununca
onun aslında
rüzgârı özleyen bir yelken olduğunu gördüm.
Aşk,
aynı limanda kalmak değildir.
Bazen iki ayrı geminin,
aynı yıldızın altında
birbirine güvenerek yol almasıdır.
Dalgalar,
kayalara her çarptığında
geri çekilmeyi de bilir.
Sevgi de böyledir;
ısrarın değil,
sabırla yeniden yaklaşmanın bilgisidir.
Bir gün bütün haritalar silinse,
pusulalar kuzeyi unutsa,
gökyüzü yıldızlarını saklasa bile
kalbim seni bulur.
Çünkü gerçek yön,
gözlerle değil,
insanın en derin sessizliğiyle okunur.
Ve şimdi biliyorum:
İnsan, denizi fethedemez.
Sevdiği insanı da...
Ama ikisine de
saygıyla yaklaşırsa,
hem deniz ona yol verir,
hem aşk ona kendini açar.
Ben seni
bir kıyıya ulaşmak için değil,
sonsuzluğun mavisinde
aynı ufka bakabilmek için sevdim.
Aşk

Kusursuz insanlar
çoğu zaman hikâye anlatamaz;
çünkü en güzel hikâyeler
küçük aksiliklerden doğar.
Aşk

Kalbin Pusulası
Bana aşkın ne olduğunu sordular.
Uzun uzun anlatabilirdim.
Ama sonra seni hatırladım.
Bazı cevaplar,
fazla konuşunca doğruluğunu kaybeder.
Sen gelince
ev büyümedi,
şehir değişmedi,
gökyüzü yeni bir renk bulmadı.
Yalnızca sıradan şeyler
ilk kez kıymet kazandı.
Sabahın çayı,
eski sandalyenin gıcırtısı,
yağmurdan sonra açılan pencere...
Meğer mutluluk,
insanın hep önünden geçtiği
küçük ayrıntılarda saklanıyormuş.
Ben seni,
yanlış yapmadığın için değil,
yanıldığında gülümsemeyi bildiğin için sevdim.
Kusursuz insanlar
çoğu zaman hikâye anlatamaz;
çünkü en güzel hikâyeler
küçük aksiliklerden doğar.
Birlikte yürürken
hangi sokağı seçtiğimizin önemi yoktu.
Yan yana olunca
yanlış yola sapmak bile
güzel bir keşfe benziyordu.
Bir gün yaşlanacağız.
Belki gözlüklerimizi ararken
birbirimize kızacağız.
Sonra ikimiz de
gözlüğün masanın üstünde olduğunu fark edip
aynı anda güleceğiz.
İşte ben,
o gülüşü seviyorum.
Çünkü aşk,
büyük vaatler etmek değildir.
Her gün yeniden
aynı masaya oturmayı,
aynı ekmeği bölüşmeyi,
aynı sessizliği paylaşmayı
bir şans sayabilmektir.
Ve hayat bana bir şey öğrettiyse,
şudur:
İnsan dünyayı dolaşabilir,
binlerce yol görebilir.
Ama kalbi gerçekten eve döndüren
tek yol,
sevdiği insanın gülümsemesine çıkan yoldur.
Aşk

Seni sevmek,
bir yıldızın ansızın düşmesini beklemek değildi.
Yavaş yavaş büyüyen bir ağacın
her mevsim biraz daha gölge vermesini
sabırla seyretmekti.
Aşk

İyiliğin Adı
Seni sevmek,
bir yıldızın ansızın düşmesini beklemek değildi.
Yavaş yavaş büyüyen bir ağacın
her mevsim biraz daha gölge vermesini
sabırla seyretmekti.
Çünkü gerçek sevgi,
yüksek sesli mutluluklardan önce
küçük iyiliklerde kendini gösterir.
Bir yorgunluğu paylaşmakta,
bir sessizliği incitmeden dinlemekte,
bir bakışın yükünü hafifletmektedir.
Sen bana kusursuzluğu öğretmedin.
İnsan kusursuz olsaydı
merhamete ihtiyaç duymazdı.
Sen, eksik yanlarını saklamadan
gülümseyebilmeyi öğrettin bana.
Birlikte yürüdüğümüz yolların
en güzel yanı çiçekleri değildi.
Aynı taşı görünce durabilmemiz,
aynı kuşun sesini dinlemek için
acelemizi unutabilmemizdi.
Zaman,
saçlarımıza sessizce aklar bırakacak.
Yıllar, yüzümüze ince çizgiler çizecek.
Ama sevgi,
gençliğin coşkusundan değil,
birbirini her gün yeniden seçen
iki yüreğin sabrından güç alacak.
Ben seni,
yalnız kalbimle değil,
vicdanımla da sevdim.
Çünkü aşk,
insanı yalnız mutlu etmez;
onu daha adil,
daha nazik,
daha dikkatli birine dönüştürür.
Bir gün geriye baktığımızda
en parlak günleri değil,
zor zamanlarda birbirimizin elini
bırakmadığımız anları hatırlayacağız.
Ve işte o zaman anlayacağız:
Gerçek aşk,
bir insanın hayatına girmek değildir;
onun ruhunda
iyiliğin daha uzun süre yaşayacağı
sessiz bir yer olabilmektir.
Aşk

Bir Şehrin Sana Benzeyen Akşamı
Akşam,
usulca omzuma dokundu.
Şehir, telaşını bir banka bırakmıştı.
Ben ise seni,
gökyüzünün maviyi yavaşça unuttuğu
o ince saatte düşündüm.
Adını söylemedim.
Bazı isimler,
dudaklardan çıkınca küçülür;
kalpte kaldığında
bir deniz kadar genişler.
Sen güldün.
Bir fincan çayın buharı
pencereye küçük bir bahar çizdi.
Yağmur,
sokak lambalarının ışığında
çiçek açmayı öğrendi.
Seni sevmek,
bir mucize beklemek değildi.
Aynı gökyüzüne bakarken
farklı bulutlarda
aynı umudu görebilmekti.
Ellerin,
yıllardır okunmayı bekleyen
eski bir mektup gibiydi.
Dokunmadım.
Çünkü bazı yakınlıklar,
mesafesini koruduğunda
daha derin olur.
Gece ilerledi.
Şehir sustu.
Saatler kendi işine devam etti.
Ama kalbim,
senin bir bakışını
bir ömre yetecek kadar uzun saydı.
Şimdi hangi sokağa çıksam
biraz sen yürüyorsun önümde.
Bir kuşun kanadında,
bir ağacın gölgesinde,
bir çocuğun kahkahasında...
Ve anlıyorum ki
aşk,
büyük cümlelerin değil;
birbirinin sessizliğini incitmeyen
iki yüreğin
aynı akşamı paylaşabilmesidir.
Ben seni
unutulmayacak bir şiir gibi değil,
her yeniden okuyuşta
başka bir anlam veren
sessiz bir gökyüzü gibi sevdim.
Aşk

Bazı sevgileri kalır,
Hiçbir veda cümlesine sığmaz.
Aşk

Eksik Kalan
Seni sevdim.
Öyle büyük cümlelerle değil,
bir pencereyi kapatırken
içeri giren son rüzgâr gibi.
Sen,
gelişinden çok
bende kalışınla güzeldin.
İnsan,
en çok kavuşunca değil;
birini düşünürken
kendine rastlıyor.
Adını söylemiyorum.
Çünkü bazı kelimeler
ses olunca azalıyor,
susunca büyüyor.
Bir gün
aynı gökyüzüne bakarsak,
bulutlar birbirini tanımasa da
gözlerimiz tanır.
Aşk,
aynı yolu yürümek değildir.
Biri yorulunca
ötekinin yavaşlamasıdır.
Ve biliyorum...
Kalbimde bıraktığın yer
boş değil.
Seninle dolu olduğu için
kimseye benzemiyor.
Ben seni
yanımda olduğun zamanlardan çok,
içimde çoğaldığın zamanlarda sevdim.
Çünkü bazı insanlar gider.
Sevgileri kalır.
Bazı sevgiler biter.
Seninki...
Hiçbir veda cümlesine sığmaz.
Aşk

Aşk,
aynı yolu yürümek değildir.
Biri yorulunca
ötekinin yavaşlamasıdır.
Aşk

Sen,
gelişinden çok
bende kalışınla güzeldin.
İnsan,
en çok kavuşunca değil;
birini düşünürken
kendine rastlıyor.
Aşk

Aşk Aşkın Şehri Ordu
Kayıt Tarihi : 25.07.2026 12:21:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!