Melodik Zaman 4 Şiiri - Aşk Aşkın Şehri ...

Aşk Aşkın Şehri Ordu
7470

ŞİİR


72

TAKİPÇİ

Melodik Zaman 4

Aşk, bazen umutlarla yaşar,
Umut, gözlerindeki ışıksa,
Aşk, umudunu sonsunsuzluğa adar.
Aşk

Deniz,
kıyıya senin sessizliğini bırakıyordu.
Çınarlar gölgelerini uzatıyor,
güneş, taşların üzerinde
ince bir altın tozu gibi çoğalıyordu.
Bir kuş havalandı.
Gökyüzü büyümedi,
ama içimdeki boşluk
kanat sesleriyle doldu.
Aşk

Seni sevmek,
bir şehri yeniden kurmak gibiydi;
önce sokaklarını,
sonra meydanlarını,
en son da kimsenin bilmediği
küçük bir avludaki gülü.
Aşk

Haritada Olmayan Bir Şehir
Sen gelince
haritalar bir süreliğine yönlerini unuttu.
Bir sokağın kaldırım taşı,
adını ezberledi;
bir martı, denizi değil,
gözlerini dolaştı.
Aşk,
bir çiçeğin açması değildi yalnız.
Bir pencerenin sabaha doğru
içinden gökyüzü geçirmesiydi.
Saçların,
rüzgârın yazmayı öğrendiği
en uzun cümleydi.
Ben her dokunamayışımda
bir mevsimi eksik yaşadım.
Deniz,
kıyıya senin sessizliğini bırakıyordu.
Çınarlar gölgelerini uzatıyor,
güneş, taşların üzerinde
ince bir altın tozu gibi çoğalıyordu.
Bir kuş havalandı.
Gökyüzü büyümedi,
ama içimdeki boşluk
kanat sesleriyle doldu.
Seni sevmek,
bir şehri yeniden kurmak gibiydi;
önce sokaklarını,
sonra meydanlarını,
en son da kimsenin bilmediği
küçük bir avludaki gülü.
Şimdi adını söylemiyorum.
Çünkü bazı isimler
ses olduklarında eksilir;
oysa sessizlikte
bir nehir gibi çoğalırlar.
Ve biliyorum:
Bir gün bütün yollar silinse,
bütün tabelalar düşse,
dünya kendini yeniden çizmeye başlasa bile
kalbim seni bulacaktır.
Çünkü sen,
hiçbir atlasın gösteremeyeceği,
yalnızca sevenlerin yürüyebildiği
o görünmez şehrin
en aydınlık sokağısın.
Aşk

Sen gelince
haritalar bir süreliğine yönlerini unuttu.
Bir sokağın kaldırım taşı,
adını ezberledi;
bir martı, denizi değil,
gözlerini dolaştı.
Aşk

Kalbin Aynası
İnsan, seni sevmeden önce
kendini tanıdığını sanıyor.
Sonra bir bakışın geliyor;
bütün bildikleri,
eski bir aynanın buğusuna dönüşüyor.
Sen, yüzünden çok
ruhunun sessizliğiyle dokundun bana.
O sessizlikte
çocukluğumun unuttuğu umutları,
yarınların henüz söylenmemiş adını buldum.
Aşk, dedim kendi kendime,
yalnızca kalbin çarpması değildir.
İnsanın, kendi karanlığıyla yüzleşirken
bir başkasının ışığını incitmemesidir.
Bazen senden kaçmak istedim.
Çünkü insan,
en çok kendini değiştiren sevgiden ürker.
Fakat uzaklaştığım her yol,
yeniden sana çıkan
görünmez bir daire çizdi.
Anladım ki
gerçek sevgi,
tutkunun gürültüsünde değil,
karakterin sessiz terbiyesinde büyüyor.
Sen yanımdayken
zaman hızlanmadı;
yalnızca anlam kazandı.
Saatler aynı saatlerdi,
fakat ömür,
ilk kez kendi sesini duydu.
Şimdi biliyorum:
İki insan birbirini gerçekten severse,
yalnız göz göze değil,
vicdan vicdana da bakar.
Ve aşk,
bir kalbi ele geçirmek değil;
iki ruhun,
birbirinin özgürlüğünü incitmeden
aynı hakikate doğru yürüyebilmesidir.
Aşk

Sen, yüzünden çok
özünün sessizliğiyle dokundun bana.
O sessizlikte
çocukluğumun unuttuğu umutları,
yarınların henüz söylenmemiş adını buldum.
Aşk

Bazen senden uzaklaşmak istedim,
çünkü insan, kaderin elini en çok
kendi değiştiği yerde titreyerek hisseder.
Fakat hangi yola sapsam,
Çınarların görünmez kökleri gibi
adın önümde yeniden belirdi;
sokaklarda yankılandı,
denizlerde köpük oldu,
uykularımın kıyısına vuran dalga gibi geri döndü.
Aşk

Sende gördüm sevgi:
Çınarların sabrı gibi derin;
dalının gölgesi gibi ağırbaşlıydı.
Tutkunun ateşi söner,
ama karakterin ateşi,
ocakta gece boyu kor gibi kalır.
Aşk

Aşk, büyük sözlerin değil,
küçük sadakatlerin işidir.
Bir fincanı yıkayıp yerine koymak,
birini beklerken saate değil
pencerenin buğusuna bakmak
ve en önemlisi,
karşındaki insanın suskunluğunu da
kendi sesin kadar ciddiye almaktır.
Aşk

Bir bakışın vardı,
ne toprağa ait, ne de yalnızca bedene,
ateşten, özden ve uzak yıldızların sabrından yapılmış.
Aşk

Ben seni böyle sevdim:
Ne yalnızca dünyevi, ne yalnızca düşsel
ama ikisini de aşan bir hakikat gibi.
Sanki dünya, senin yüzünde
kendi unutulmuş merkezini hatırladı;
sanki özüm,
uzun bir kışın ardından değil,
sonsuzluğun içinden geçerek
ilk kez kendi adını söyledi.
Aşk

Aşk, zafer diye bağırmaz;
daha çok, geceyi delen bir kandil gibi
sessiz ama inatçı yanar.
Aynı masada oturup
aynı göğün altında
aynı sonsuzluğu dinleyen iki kalbin
birbirine yaklaşmasıdır bu.
Aşk

Sonsuzluğun İçinde Sen
Seni ilk gördüğümde, göğün içindeki sayısız kandil
bir an için aynı yöne eğildi;
sanki evren, kendi merkezini
senin yüzünde yeniden arıyordu.
Bir insanın bakışı bazen böyledir:
ne toprağa ait, ne de yalnızca bedene,
ateşten, ruhtan ve uzak yıldızların sabrından yapılmış.
Sen konuşurken, düşüncenin görünmez çemberleri
odanın duvarlarını aşar,
dar bir ömrün içine sığmayan bir genişlik
sessizce içime yerleşirdi.
O vakit anladım ki aşk,
iki bedenin yakınlığı değil yalnızca;
iki sonsuzluğun birbirini tanıması,
aynı kıvılcımın farklı kürelerde
yeniden yanmasıdır.
Bazen senden uzaklaşmak istedim,
çünkü insan, kendi içindeki uçurumu
en çok sevdiği ışıkta görür.
Bir gezegenin yörüngesinden çıkmak gibi değil bu;
daha çok, eski bir inancın kabuğunu kırıp
yeni bir göğe doğmaya çalışan bir ruh gibi.
Ne yana dönsem, adın
bir gezgin yıldız gibi önümde belirirdi:
gecenin siyah aynasında,
ıslak taşlarda,
uykusuz düşüncenin en derin kıvrımında.
Sonra öğrendim:
aşk, sahip olmak değil,
varlığın gizli yasasına razı olmaktır.
Bir çiçeğin güneşe dönmesi gibi
kendiliğinden, zorlamasız, içten.
Birini sevmek, onun ateşini söndürmek değil;
kendi karanlığını onun ışığıyla
daha dürüst görmeyi kabul etmektir.
Ve en büyük sadakat,
sevdiğinin susuşunda bile
evrenin konuştuğunu işitebilmektir.
Sen yanımdayken zaman,
kendi dar ölçüsünü unuttu.
Saatler, bir tapınağın kubbesinde
yavaşça dönen duman gibi yükseldi.
Ben de ilk kez,
ömür dediğimiz şeyin kapanan bir kapı değil,
her bakışta yeniden açılan bir kozmos olduğunu anladım.
Sanki içimde uzun zamandır uyuyan bir yıldız
senin adını duyunca
kendi yörüngesini buldu.
Şimdi biliyorum:
iki insan gerçekten birbirine değerse,
birbirinin yarasını örtmekle yetinmez;
onu anlamın ateşinde arıtır.
Aşk, zafer diye bağırmaz;
daha çok, geceyi delen bir kandil gibi
sessiz ama inatçı yanar.
Aynı masada oturup
aynı göğün altında
aynı sonsuzluğu dinleyen iki kalbin
birbirine yaklaşmasıdır bu.
Ve ben seni böyle sevdim:
ne yalnızca dünyevi, ne yalnızca düşsel,
ama ikisini de aşan bir hakikat gibi.
Sanki dünya, senin yüzünde
kendi unutulmuş merkezini hatırladı;
sanki ruhum,
uzun bir kışın ardından değil,
sonsuzluğun içinden geçerek
ilk kez kendi adını söyledi.
Aşk

Aşk Aşkın Şehri Ordu
Kayıt Tarihi : 20.07.2026 23:47:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!