Ülkemin tahtında ki sultanısın sevgili!
Gittiğin gün, gönlümle savaştım gözlerinde
Yıldızları ağlatıp, sundun bana matemi
Yüreğimle rengine karıştım gözlerinde
Gözlerim seyre dalmış yıldızlar ülkesini
Gökyüzünde heyecan var, hissettim busesini
içimdeki dalgaların okşadığı yüreğim
Asla vurmaz sahile vaveylamın sesini.
Duyunca acı haberim
Kavrulasın gönül seni!
Uğrarsa sevdamın yeli
Savrulasın gönül seni!
Kapılsan bela seline
Bir mukaddes kelâmdır beş vaktimde okunan
Bembeyaz bir sesleniş, ipek gibi dokunan
Yalnızlık sokağımı aydınlatan bir kandil
Ne ırk, ne dil farketmez, insanlığa anadil
Gene gama döndün yüzünü, gönlüm
İçindeki volkan beni öldürür
Doğumdan bu güne beklenen; ölüm
Kabir kapısında son kez güldürür
Sabreyle, gecene aydınlık doğar
Ruhumda esiyorken hasretinin rüzgârı
Kavrulan çöllerime sağanak ol olda gel
Gülizarı terk etmiş ehil hizmetkârları
Kuruyan güllerimin rengine dol dol da gel.
Dokunsam kaybolacak esrârlı rüyalarım
Hüznüm ah hüznüm!
Ağladığını duyar gibiyim
Bilirim, hasretin yükü ağırdır, yolları uzun
Gurbetin havası volkana döndürmüş yüreğini
Guruba ermeden zaman
Bir muştunun ardından yürüyorum
Ay parçası düşler kuruyorum geleceğimize
Yağmurlar yağdı yağacak derken
Kurumaya yüz tutmuş hayat çölümde
Hicran taşıyan adımlarıma bakarken
Ey dost!
Hasret öteki adındır senin
Sevda şehrinin kitabelerinde
Tutunduğum izlerindir, gezineceğim düş defterlerinde
Kan davasını gütse de rüzgâr
Ey Gazze!
Asrın firavunlarına dalgalanan bayrağım
Sen sabahı tutan şafak
Gerçek fecirlere bestelenen sesimsin
Mısralarım kapısında bekleyen hüzün fırtınası




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!