Mehmet Halil Şiirleri - Şair Mehmet Halil

Mehmet Halil

Bu ülkenin aydınları suçludur. Ne kadar ceza verilse azdır. Onlar savunma haklarını haksızları, katilleri, hırsızları soysuzları yerin dibine sokmak için kullanmışlardır ve bunu başarmışlardır. Ama sözün zaferi neyi hallediyor? İşte bu yüzden derin devlet bu kadar güçlenmiş ve haksızlıklar da bu kadar derine dalmışlardır. Yerin dibinde derin devletin güçlenmesinin sebebi hep o aydınlardır. Aydınlar sussalardı derine inmeye ne lüzum vardı. Faili meçhuller ortaya çıkar mıydı? O derin devlet bu kadar çok suç işlemişse, bu kadar kan denizini büyütmüşse ve o kan denizinde bu kadar rahatça yüzebilmeye alışmışsa hep bu aydınlar yüzündendir. Aydınlar bu suçlarını görülmez zannediyorlardı, çünkü onlar ‘Allah’ın varlığını unutmuşlardı. Allah her şeyi görür ve hesabını sorar. Onun yeryüzünde elçileri var. Vahiy yoluyla hazırlanır iddianameler ve sonunda yüce divana çekilirler. Onlar yeryüzünü köpeksiz zannettiler ve değneksiz dolaşmak istediler, ama işte yanıldılar. Şimdi tutuklanıp sorgulanıyorlar.

Devamını Oku
Mehmet Halil

Aciz insanların en önemli isteği, güç… Güçlü olsunlar ki o acizliklerinden kurtulabilsinler. Ama, bu sistem içinde hiçbir insan fiziki olarak o güçle baş edemez. Ona karşı mücadele bilgi, azim ve cesaretle olur. Aciz insan kendinde bunlar bulunmadığı için acizdir. Bunlar olsaydı zaten aciz olmazdı. İşte o insanların bu durumda yapacakları bu hiyerarşik sistem içinde kendilerine göre güçlü olanlara sığınarak güçlü olacağına inanır ve onların hizmetine girer. Sistem zaten onları kendine itaat edecek şekilde hazırlanmış kurallarla yetiştirir. Onlar kendileri olamadıkları için başkaları adına iş yaparlar. Güçlerini başkalarından alırlar. Sistem ise gücünü toplumdan alır. Toplum kendi olamamış, birey olamamış insanlardan oluşuyorsa, bu tür insanları seçer. Kendine güvenemeyen o insanlar güvenebilecekleri birini, ya da bir grubu seçer. Onu seçer ve onun kölesi olur. Güçsüz insan pekala bunun farkındadır. Ama bu hiyerarşi geniş bir kitleyi kapladığından, bu kadar insan bunu yapıyorsa ben de yaparım kolaylığına kaçar. İnsanlık dışı olaylarda gizli veya açık yada sessiz kalarak o güçlülerden yana tavır alır. O insanı üstünden başka denetleyecek, kınayacak insan yoksa, o üst denilen kişi veya grup, o güçsüzlerin bir araya gelip onun istediği şekilde davranarak, ya da onun davranışlarına göz yumarak ona yardımcı olur. Her şey gibi o çoğunluk iyi işler için kullanılabildiği gibi kötü işler için de kullanılabilir. Birey olabilen insanlar o aciz insanların aczine acırken, onlara zavallı gözüyle bakarken, gücünü sistemden alan o acizler de, kendilerini haklı göstermek için o bireylere acıyarak bakarlar. ‘’Ne istiyorsa yapıver işte’’ diyebilirler.
Bir kişiyi asan daha fazlasını da asar. Çünkü onu yaptıran, onun güce olan köleliğinden kaynaklanır. O kölelik büyük işlerde de aynıdır küçük işlerde de… Örnek verecek olursak: Bir otobüste, yaşlı olduğu için bir gencin başına dikilen, kalksın diye onun gözlerine bakan köledir. Hakkını arayacak iradesi, aklı olsaydı zaten şimdi otobüslerde oturacak koltuk da bulunurdu. Zamanında o hak için direnemediği için şimdi başkalarından hak dileniyor. Aynı adamın yetkisi olsa, emir verince adam da asar. Ha gençler, köle olarak yetiştirilmiyor mu? Bu ruh zaten gençken aşılanıp, zamanla kemikleşiyor. Gelecekte ihtiyarlayınca onlarda kendilerinden sonra gelecek gençlerin gözüne bakacaklar. Kimse o gücü kendinde bulamadığı için, Kendi seçtikleri belediyeden o hakkını isteme cesaretine sahip değil. O ruh yok onlarda…
İnsanı insan yapan, onur, şeref erdem gibi şeyler de vardır. Elle tutulmaz gözle görülmez. Bunların toplamına ruh denilir. O ruh ölünce insanlık da ölür. Aynen nefes çıkınca bedenin öldüğü gibi… O ruh öldükten sonra artık o insan köledir. Başkaları tarafından kullanılır. Her şey yapabilir. Kendini ona göre kotlamıştır.
Ne yazık ki o tip insanlar çoktur aramızda… Muhbirlik yaparlar. Kendilerinden biraz güçlü olanı gördüler mi köpek gibi kuyruk sallayıp önünde yatarlar. İşledikleri suçun hesabını vermeye sıra gelince söyleyebilecekleri tek şey ‘’Emir üsten geldi’’. Ya da üstleri yoksa, ya da üstlerini suçlayacak cesaretleri yoksa hastalanırlar. Bunu, aldıkları maaş karşılığında ya da bir yıldız fazla takma uğruna yaparlar. Onların keyifleri kaçmasın yeter. Onlara üstleri, şu apartmandakilerin hepsini as apartman senin olsun de yeter. Hemen asarlar… Düşünceleri yoktur. Düşünebilseler ‘’ya bu asacaklarımdan biri benim çocuğum olsaydı asabilir miydim? ’’ diye kendi kendilerine sorarlardı. Ama zaten bunu sorabilseler, yaptıklarını sorgulayabilseler, o zaman birey olacaklardı.
Evet, insanı, insan olmayandan ayıran şey, sorup sorgulamak… Bunu düşünebilen yapar. Düşünmek sadece o gün ne yiyeceğini, ne alıp ne giyeceğini, nerede eğleneceğini düşünmek değil, neyin doğru neyin yanlış olduğunu düşünüp sorgulamak, doğru kararı kendi verebilmek, doğruluğuna ve yanlışlığına bakmadan başkalarının kararını uygulamak değil…
İnsan, düşünebilen, soran, sorgulayan, doğruyu arayan, tartışan, yerine göre özeleştiri yapan, yerine göre, güldürerek doğruyu gösteren, taklit ederek öğreten, empati yapabilen… Yani kendi gücü ile insanları harekete geçirebilen ve o hareketin yayılması için, o dinamizmin sürekliliğini sağlayabilen, kendini yenileyerek, bu yenilikleri başkalarına da aktarabilendir.

Devamını Oku
Mehmet Halil

Kelimeler çok şey söyler bize
Mesela besleme
Bir olabilir mi öz ile?
Sahip özü alır kendine
Beslemeye ölmesin diye.

Devamını Oku
Mehmet Halil

Meryem’den bu yana
Çiçek deniliyor kadınlara
Çiçek gibi tohumlanmış uzaktan
Çiçek gibi Meryem ana.

Bitkilerin pezevengi rüzgar

Devamını Oku
Mehmet Halil

‘’Geçmiş geleceğin feneridir! ’’ derler ya… biz de geçmişten başlayalım, bu günümüzü aydınlığa çıkaracak kararları alırken…

Büyük İskender
Bir kahramanın çocukluğuna dair bildik hikayeler olmadığında icat ediliyor.
İskender için de doğmadan önce ‘’doğacak çocuğun aslan gibi hırslı ve cesur olacağı…’’ söylenmiş.
Aristoteles, İskender’in 13 yaşından itibaren çok daha kapsamlı bir eğitim almasını sağladı.

Devamını Oku
Mehmet Halil

‘’Geçmiş geleceğin feneridir! ’’ derler ya… biz de geçmişten başlayalım, bu günümüzü aydınlığa çıkaracak kararları alırken…
Timur
Timur 1360’ta tahta çıktığında Moğol hanlıkları küçük parçalara bölünmüş, ortada Moğol imparatorluğu kalmamıştı. Cengiz soyundan gelen Hanlar, kuzey bozkırdaki bölgelerde birbirlerini yiyordu.
Moğollar, fethettikleri kültürlere ayak uydurmuş büyük dinleri kabul etmiş, yerleşik nüfusları yönetmekte ustalaşmış, göçebe tebalarının birçoğuyla karşılıklı evlilik bağları kurmuş ve onların konuşma dillerini kabul etmişlerdi.
Çağataylılar artık doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrılmışlardı. Doğu Çağataylı hanlıların batıda çıkarları vardı. Söz dinlemeyen batı hanlıklarını ‘terbiye’ etmek için hemen askeri güçlerini seferber ediyorlardı.
Timur 1370’in bu dünyasını kahredici bir güçle darmadağın etti.

Devamını Oku
Mehmet Halil

‘’Geçmiş geleceğin feneridir! ’’ derler ya… biz de geçmişten başlayalım, bu günümüzü aydınlığa çıkaracak kararları alırken…
Savaş ve barış sorunu üzerine, Albert Einnstein Sigmund Freud Yazışmaları’ndan özetler…

Bu gün Darwin’in sosyal darwinizm biçiminde çarpıtılmış evrim kuramıyla (Maltus) kapitalizmin egemen olduğu ülkelerin resmi devlet görüşlerinin temelini oluşturmaktadır.
Bir yargı organı, insanlardan oluşan bir kurumdur; kararlarını yürürlüğe koymak için elindeki güç ne denli az ise, o zaman, kararlarını daha çok hukuk dışı etkilere açık duruma getirme eğiliminde olabilecektir. (geçmişte kendisini yargılayan organların bu gün AKP elinde kendini yargılayanları yargılamaya başladığı gibi…) Bu durum, göz önünde bulundurulması gereken bir olgudur. Hukuk ve güç, ayrılmaz şekilde birbirine bağlıdır ve bir topluluk, kendi adalet idealine saygı gösterilmesini zorla sağlamak için elinde daha çok güç toplayabilirse, o zaman bir yargı organının kararı, bu toplumun adalet idealine yaklaşacaktır.
Bu gün yargı organlarına tartışmasız bir otorite sağlayacak ve kararlarının uygulanması için mutlak baş eğmeye zorlayabilecek bir devletler üstü örgüte sahip olmaktan çok uzaktır.

Devamını Oku
Mehmet Halil

İşkenceye eyvallah derler
Tecavüze eyvallah derler
Katillere eyvallah derler
Ama kürt devletine asla.

SS’e eyvallah derler

Devamını Oku
Mehmet Halil

1978 İHE inşaatında un silosuna düşüp boğulan Mehmet Güler anısına

ne kadar da mutluydun, işe girdim diye
Üstünden dağlar kalkmış,
Gözlerin pırıl pırıl,
bir otomobil farı gibiydi

Devamını Oku
Mehmet Halil

Dikenli hayatının içinde
Bir umut, bir çiçektim ben
Bütün acılara meydan okudun
Beni doğururken.

gonca gül gibi kolladın

Devamını Oku