Mehmet Halil Şiirleri - Şair Mehmet Halil

Mehmet Halil

Kitap Yayınevinden çıkan, Hayallerdeki ‘’Türk’’ başlıklı, Bozidar Jezernik’in editörlüğünü yaptığı kitaptan ‘’Muhteşem’’ geçmişimizle ilgili kısa alıntılar…
Şiddet çok yararlı bir fetih vasıtası ve Osmanlı İmparatorluğunun genişleme politikasının başarılı bir bileşeniydi. Düşmanı şoke uğratmak, rakiplerin psikolojisini olumsuz yönde etkilemek bu politikanın başlıca hedefleriydi. Bu imgenin ilk meyveleri, çok sayıda hisar ile kalenin (anlaşma = korku) yoluyla Osmanlıların eline geçmesiydi.
Osmanlı orduları muharebe alanına doğru yol alırken, bu mustahkem mevkilerin koruyucularının çoğunluğu anahtarlarını teslim etmek üzere padişahın huzuruna çıkıyordu.
Osmanlılar şiddeti görselleştirerek bu psikolojik etkiyi daha da kalıcı kılma noktasında büyük bir beceri göstermişlerdi.
Mohaç Muharebesinden (1526) sonra Sultan Süleyman’ın otağı önünde, aralarında 8 Macar papazı ile seçkin komutanların bulunduğu 200 kesik kelleyle meydana getirilen tepe, Moğalların arkada bırakmayı adet edindikleri kafatası tepelerini hatırlatan bir sahnedir.
Macaristan’ın 1541’de nihai fethinin ardından, geri geri çekilen Habsburg ordusunun Osmanlıların eline düşen askerlerinin başları kesilmiş ve kelleleri Tuna’ya atılmıştı. Böylelikle, bu başlar geçtikleri her yerde Osmanlıların zaferinin habercisi olacaktı.

Devamını Oku
Mehmet Halil

Söz yetmeyince…
Yürek yetmeyince
Yasalar yetmeyince…
... Ya da, yetse de bizim istediğimiz gibi gitmeyince sonuca…
Allah’a bıraktığımız gibi her işi
Bırakalım şimdi de vicdana…

Devamını Oku
Mehmet Halil

Avrupa’da çok mutluydu boşbakan
Hem duyguları sömürdü Dünya’da
Hem ekonomik rant sağladı yardımlardan
Şimdi can verecek, kaç şeritli karayoluna
Bir de hafızaları uzaklaştırdı doğudan…

Devamını Oku
Mehmet Halil

Kim demiş bu hükümet ‘sanata karşı’ diye? Oyun içinde oyunla çıkıyor sahneye, hem öyle yetenekli ki oyuncular. Belden aşağısı gözükürken perdede, belden üstü derinlere dalmış, maden peşinde…
Evelallah Ortadoğu’yu parmağında oynatacak bir hükümetimiz var. Parmağı o derece radikal ki, yerinde tutmakta zorlanıyorlar. Parmak deyince parmak çocuk aklınıza gelmesin, dev bir parmak… O dev parmak, Ortadoğu’ya uzanabilmek için, ayağına takılan uzun bacalı fabrikaları temizledi… Dağları düzledi, ormanları tırpanladı, ayaklara takılabilecek köyleri sildi, orman olmayınca hayvanların da olamayacağını söylemeye lüzum yok. Velhasıl ne toprağın üstünde ne de altında sivri bir şey bırakmadılar…
Ama damarlarında kan kaynayan ve bu kanın kaynaması için, iyi beslenen bakanlarımız vekillerimiz bürokratlarımız ve onların uzantıları, haram yemeyi sevmedikleri için, yediklerinin karşılığını ödemek istiyorlar ve yerlerinde duramıyorlar.
Hani bilirsiniz askerde askeri zaptetmek için bir malzemenin yeri sık sık değiştirilir ya… Böylece fazla enerji boşaltılır ve asker sakinleşir. İşte bu güçlü ve azgın hükümet de otokontrol uygulayarak kendi fazla enerjisini boşaltıyor. Devletin bekçisi olmak mahallenin bekçisi olmaya benzer ama, mahalle bekçisinden daha fazla da gayret ister.
Biz de,’ türüt mantarı’ arayan İsviçre Toprak zenginleri gibi, derin devleti ararken domuzları kılavuz aldığımız için, domuzlarımız derinlerde Zonguldak maden işçilerini buldular ve derin devletin nefesini kesmek için madenleri kapattılar. Şimdi Zonguldak’ın ciğerleri temizlendi. Damarları açıldı…
Diyeceksiniz ki derin devletten kurtulduk mu?

Devamını Oku
Mehmet Halil

Unutulmuş, unutturulmuş, sayılara dökülmüş, varlığı yokluğu tartışılan insanlar…
Sırf hükümeti zor durumda bırakmak için, F16’ların bomba atacağı noktalarda dolaşıyorlar.
Sırf hükümeti zor durumda bırakmak için intihar ediyorlar. Özür nedir onu bile bilmiyorlar.
Bunlar ilk defa olan şeyler mi? Neden yaygara yapıyorlar? İşte kefen paralarını da aldılar…
Hala niye alışamadınız bunlara? Bunlar ülkemizde rutin olaylar. Niye abartıp duruyorsunuz?
Bu insanlar siyaset için değil, terörü körüklemek için meclisi ve sokağı kullanıyorlar…

Devamını Oku
Mehmet Halil

Yaşarken bir sazı vardı
Her teli ayrı bir halktı
Sevmedi düşmanlarını
Halkıyla iyice kaynaştı
Kenelerle arayı açtı.

Devamını Oku
Mehmet Halil

Hiç bağlarlanır mı köpek kapıya?
Ev sahibinden hırlı olmazsa
Şu paraya secde edenler
Yatırım yapmaz boşa…
Biz varız ilk başta
Orta doğuya

Devamını Oku
Mehmet Halil

Evren gerçek, resimler gölge
Evren acıları yaratır, resimler yansıtır
Picasso emsal olamaz Evren’e
Biri yaratır, diğeri yansıtır.

Biri ‘’tanrı’’, diğeri sanatçı

Devamını Oku
Mehmet Halil

İnsanlar insanlara yabancılaşıyor
Konuşturmak için soru gerekiyor
Soru sormak için de bilgi gerekiyor
‘’Çok şükür! ’’ Bilgiye merak yok
Ve ağızları açılmıyor…

Devamını Oku
Mehmet Halil

Ayrılıklar ve ilk buluşmalar her zaman hüzünlüdür. Ama akıllı insanlar hüzünleri de sevince çevirebilir. İki bin altı ve iki bin yedinin vardiya değişiminde böyle bir boşluk oluştu. Bu boşluk çoğu insanı işinden gücünden dokuz gün kopardı. Dokuz gün dillere kolay. Hele işine sevdalı insanlar için çok uzun bir zaman. İnsan böyle zamanlarda sevinemiyor, hatta üzülüyor bile… Nedenini, niçinini sormayın. İşte yazmanın da en zor tarafı bu, insan anlatamıyor bazı şeyleri. Ben istemiyorum mu sanki. İstemek yetmiyor tabi… Herkes kesesindeki kadar verebilir.
İşte bu günlerimizi tatlandırmak için, kooperatifimizin yüklenicisi bayramdan üç gün önce bizi topluca yemeğe götürdü. Allah razı olsun! Bursa ipeği gibi yürek var adamda… Bizi düşünmüş. Çok ince düşünceli, hatta anlatsam inanmayacaksınız, biz yemek yerken telefon çaldı, çocuğu hastalanmış, ama buna rağmen bizi bırakıp gitmedi. Karısına ‘başının çaresine’ bak dedi.
Şimdi sevgili okurlar, önünüzde bu kadar hassas bir yürek söz konusu iken siz olsanız et yemeği isteyebilir misiniz? Bu yüreğe hakaret olmaz mı? Kırmızı et yerken yürek gözünüzün önüne gelmez mi? Biz de öküz değiliz ya! , balık istedik tabi… Hiç bilmezdim, balığın ağzının bu kadar pis olduğunu, meğer yanında rakı olmazsa küfür edermiş. Rakılar da geldi, çok şükür balığın ağzını da kapattık.
Neyse size bütün yemeği anlatacak değilim ya… Bunu kim hak etti ki zaten. Bakıyorum kooperatif sözünün K’ını duyar duymaz bardağın boş tarafını görmeye başladınız. Kim bilir neler konuşuyor sunuz şimdi. Ne yapayım ağzınız çuval değil ki büzeyim. Her ne kadar inanmasanız da ben yine doğruyu söyleyeyim. Yüreğimizde, şu kış gününde, bacalardan çıkan kömür isi kadar kir varsa namerdim. Hin oğlu hinler, sanki yemeği yiyen sizsiniz de sırıtıp duruyorsunuz. Yoksa balığı ben seçtim diye mi bu? Meğer ben balıktan anlarmışım. Bana sen seç dediler. Bana Levrek gösterdiler,
Olmaz dedim, belli ki çiftlik. Deniz dediklerine inan, çünkü bütün çiftlikler denizde. Çipura, olmaz.
Karıştıra karıştıra, aradan iki sarıgöz çıktı. Masaya bilirkişi olarak dönüp levrek ve çipura var dedim.

Devamını Oku