Mehmet Halil Şiirleri - Şair Mehmet Halil

Mehmet Halil

Gelinliğini giymiş mevsimin
Üstüne düşmüş gölgesi,
Ayakları gömülen generalin…

Rengin güzelliği üstünde,
Atılan her adımın çıkardığı

Devamını Oku
Mehmet Halil

Bu mevsimde hangi ülkede var
Şu pırıl pırıl, ılık güneşli hava
Kötüsünü görmeyince kıymetini bilmiyorlar
Doksan derece bükülmüşler Avrupa’ya
Bize havayı zehir ediyorlar.

Devamını Oku
Mehmet Halil

Zamanın sonsuzluğu,
Dalga geçiyor hayatla.
İçine sindiremiyor hayat bunu,
Ölüyor bir gün, bu inatla.
*
Yapamadıklarımızın hesabı sorulmaz!

Devamını Oku
Mehmet Halil

Her yokuş başında görüp de ‘’Çıktığın vitesle in! ’’ tabelasını aldanma sakın… Kullanılırken
Makine gibi kullanılabilirsin, sayılarla kayıtlara geçersin, altın yıldızlar, parlak kumaşlarla okşanabilir tenin, sana onlar bir kadın eli gibi gelebilir. Ruhunu da okşayabilir. Kullanılırken makine de, iniş çıkışlarda ihtiyatlı kullanılır. Nihayet onun için bir harcama yapılmıştır. Verilen değer, o harcamalardan ibarettir. Şunu hiç unutma ki kullanım suren bir gün bitecek. İşte o zaman, sende sayılardan düşeceksin. Çıktığın vitesle inmeyeceksin bulunduğun mevkiden… Birdenbire silineceksin… Senin taraştan sonra attığın permatik gibi olacaksın.
En popüler anında bile, üç adım ilerisini düşünmeyi unutma. Gerçek işte orada…

Bir makinenin en önemli parçası olsan bile karar verme hakkı yok elinde. Bir kölesin nihayetinde… Özgürlüğe açlığın doymamış, her geçen gün daha da acıkmışsın bir gün posan çıkınca, rolün bitmiş hayat oyununda, kapı önüne bırakılmışsın. Şimdi öyle eskisi gibi de değil ki. Boynundan tutup bırakmıyorlar bir ev kedisi gibi… Bütün sosyal hakların yok denecek hale gelmiş, eşek adasına atılır gibi atılmışsın…
Çaresizlik umutsuzluk ölüme davetiye çıkarır. Bu korku da direnmeyi öğretir insana…

Devamını Oku
Mehmet Halil

‘’Su çatlağını bulur! ’’ sözü bu gün de, gündeme oturdu.
12 Eylül darbesinden sonra, üretim için üretim yapan emekçi sorunlarını dile getiren ilk siyasi sorgulamalar başladı diyebiliriz…
İşçi sınıfı, ve işçi sınıfını besleyen ana damarı, sanayi işçilerini, maden işçilerini, enerji ve tarım işçileri gibi üretimin merkezinde olanlar uzun yıllar unutulmuş gibiydi…
Sorun çok olunca söze başlamak zor oluyor… Nereden başlayacağını bilemiyor insan.
Sınıf mücdelesi, sınıf savaşı deyince, bizde madem ortada bir mücadele var, basın gibi, o mücadelenin taraflarını gözümüzün önünde tutalım. Taraflar arasındaki dengeye bakalım. Güçleri mukayese edelim.
Bir tarafta yöneten kesim, diğer tarafta yönetilen kesim.

Devamını Oku
Mehmet Halil

hayvanlar değer kazandığına göre,
insanlar kurban edilecek yine.
ey caniler!
İnsanları uyandırmamak için siz
Yüreklerinizi, ayaklarınıza,
bir çarık gibi geçirdiniz

Devamını Oku
Mehmet Halil

Krallara karşıydı ilk dokunulmazlık
Vekiller özgür konuşabilsinler diye.

zamanın örs ile çekici arasında
her şey tersine dönüyor dünyada.

Devamını Oku
Mehmet Halil

İki yıllık polisti Hasan
Sekiz kişilik aile, bir ona bakıyordu
Kendinden sonra yeni gelen olmamıştı karakola
Yani hala son halkasıydı kuyruğun
Her yere sürülüyordu…
Kürt olduğu için, ilk Kürtleri sorguladı

Devamını Oku
Mehmet Halil

Ben bir padişahım
En yakın dostlarım
-yani düşmanlarım-
Benim kullarım…

İç dünyamı deşifre eder sesim

Devamını Oku
Mehmet Halil

Önüne ne koyarsan onu koklarsın, doğada her şey diyalektik bir bağ içinde, güzelliklerin ortamında güzellik, çirkinliklerin arasında çirkinlik gelişir. Geleceğimizin güzel olmasını istiyorsak güzelliklerin yollarını döşeyelim…
Bu gün bir kesim bayram sevincini yaşarken, önemli bir kesim ölüm kalım mücadelesi veriyor. Kısa zaman diliminde düzeltemeyeceğimiz şeyler olabilir… Bu bizden öncekilerin düzeltmedeki yetersizliğindendir… Bizden sonra geleceklere daha güvenilir bir dünya bırakabilmemiz için insan olarak üzerimize düşen görevleri yapmalıyız… Güzellik tohumları ekmeliyiz ki arada çirkinlik yaşayamasın. Biz de birdenbire düzeltemeyiz ama, ‘bir bardak su bile denize katkıdır.’ Denizler küçük damlalardan oluşur.
Bayram gününde nereden aklıma geldi, kötümserliğe karşı bu düşünceler?
Merdivenlerdeki ayak seslerinden sonra kapı vuruldu, beklediğimiz gibi, bayram sevinciyle dolaşan çocuklar…
Önde temiz giyimli, bakımlı çocuklar, şekere karşı pek istekli bakmıyorlar, 25 kuruşa ise, ‘hepsi bu mu? Der gibi gönülsüz uzanıyorlar… Belli ki ekonomi konularda pek sıkıntı çekmemişler. Birbirleriyle itişip tepişerek şakalaşıyorlar, önden giderken tren vagonları gibi birbirinden ayrılmıyorlar…
5-6 çocuktan biri arka planda boynu bükük duruyor, diğerleriyle pek kaynaşamıyor, diğerleri ona, veya onun gibi aile yakını olmayan, tanınmayan veya ötekileştirilmiş, damgalanmış ailelerin çocuklarına karşı uyarılmışlar, diğer çocuklar ona karşı bir mesafe koymuş aralarına, belli ki anne ve babaları arkadaş seçiminde onları etkilemiş… Kendi çocukları dışındaki çocuklara ‘sokak çocuğu’ damgası vurularak, koparıyorlar diğer çocuklarla aradaki bağlarını…

Devamını Oku