Gecenin karanlığından sabahın şafağı,
Sabahın şafagından, güneş yükseliyor.
Ağaçların uzun gölgeleri kısalıyor.
Şafakla güneşe doğru uzanıyor canlılar,
Gölgeler kısaldıkça ağaçlar arasında.
Marks her şeyi biliyormuş ama
Aklı yatmamış en kolayına
Bir profosör bile olamamış
Uymamış en basit kurallara
Altın sırmalı tahtlar varken
Ruhun özgül ağırlığı vücudun özgül ağırlığından hafif olduğu için, ruh çıkınca vücut ağırlaşıyor, onun içindirki yaşarken bir kişinin taşıyabildiği insan öldükten sonra 8-10 kişiyle bile zor taşınıyor. Aynen maddelerin sudan çıkınca ağırlaştığı gibi…Artık ruh olmadığından ruhun kaldırma gücü de olmuyor. Nasıl topun havası kaçınca sıçramıyor ve yere yapışıp kalıyorsa insan da öyle… Hareket edemiyor. Artık toprakla haşir neşir oluyor. Her gün aynı yemek yenmediği gibi hep aynı hayat da yaşanmıyor. İnsan artık insan olmaktan yorulup başka bir varlık olarak yaşamayı seçiyor. Kendi mi seçiyor diye soranlar olabilir. Biz dünyaya gelirken de bize sorulmadı. Ne dünyayı kendimiz seçtik, ne anamızı babamızı ne kardeşlerimizi, ne yaşayacağımız yeri, ne dinimizi, ne rengimizi ne de milliyetimizi…
Bu seçimler bize sorulsaydı, her halde seçim yapmak için yazı tura, veya zar atmayı tercih ederdik. O tarihlerde de daha bunlar icat edilmediği için, bizi yaratan zorlamak istememiş, belki de bizim her birimizi bir tükrük gibi sallayıp geçmiştir. Kimi dikene düşmüş kimi …kene, kimi mermere, kimi de ipek beze… Kimi de bulutların üstüne, diğer yıldızlarda hayat görülmediğine göre dünya onun tükrük hokkasımıydı acaba diye düşünmeden edemiyorum.
Yasa olsun, nikah olsun, ahlaksızlıklara kılıf değil mi? Öyle buyurur ustalar…
Ahlaklı bir hırsız olabilmek için ihtiyacım vardı yasalara… Yasa nasıl elde edilir? İhtiyaç duyulur onu doğuracak bir anaya… Doğacak olan yasa nasıl doğar? İyi mi olur, kötü mü olur, kim bilebilir. Hırsızın iyisini kötüsünü seçebilmek için de hırsız olmak gerekir. Hırsızların içinde yetişmiş olmak gerekir. Ana yasa kavun değil ki… Ahlaklı hırsızlar,
hiç parmak atabilir mi? Alt yapı üst yapıyı belirlediğine göre, serbest piyasa ekonomisi ne kadar ahlaklı ise, onun üst kurumu da o kadar ahlaklı olur. Serbest piyasa ekonomisi dalgasız olmaz, anayasa da kaygısız olmaz…
Anayasa tartışmaları sürüp gidiyor. Anayasa burjuva anayasası ama, en çok da, sosyalistim, komünistim, demokratım, hatta (milliyetçi) solcuyum diyenler bile tartışıyor…
Hem burjuvazinin yaptığı seçimlerin demokratik olmadığına inan, hem de demokratik olmayan seçimleri aylarca tartış… Kendi eksikliklerini görmezden gelerek, kendi ayıplarını örtbas etmek için, Hitlerin ‘’Bir yalan ne kadar yüksek sesle savunulursa o kadar gerçek olur! ’’ sözüne bağlı kalarak, birbirine amansızca saldır. Bu anayasayı yapanlar, burjuvazinin temel taşlarını koyanlar, burjuvazinin büyük başları değil mi? Bizler yani vatandaşlar, yalnızca görünümde demokrasiyi kurtarmak, yani, kendilerini aldatmak isteyenlere katkıda bulunmak için sandık başına gitmiyoruz mu? Ve böylece, sahte bile olsa bir demokrasinin varlığına göreceli olarak katkı koyan, onay veren vatandaşlar, başka bir deyişle kuzucuklar değil miyiz? Onların önderi olmakla övünenler de bu konuda cansiperane çalışmıyorlar mı?
Burjuvazi bu referandumla, bir taşla iki kuş vurmuştur. Hem tabanda Marksist olduğunu kalın kalın puntalarla kabul ettirenler, alıntılarla bunu ispatlamaya çalışanlar, tartışma adına burjuva demokrasisini onaylayarak, hem de birbirlerinin tozunu atarak, aralarındaki mesafeyi daha da açarak, burjuvazinin kalelerini daha da sağlamlaştırmıyorlar mı? Onlar Marksist’se ben de burjuvayım. Ve burjuvazi adına onlara teşekkürü borç bilirim.
Otobüse binen yaşlı adam girişten sonraki ilk dörtlü koltuğa gelince, yanyana oturan ve ayakları dibinde büyük paketleri olan, iki kıza bakarak, paketlerini gösterdi ve ''al onları! '' dedi, anlaşılmaz boğuk bir sesle. Sonra karşılarındaki koltuklardan birine kendi çantasını koydu. Kızlardan büyüğü ''sen neye koydun oraya? '' dedi. Yaşlı adam yarı anlaşılır yarı anlaşılmaz bir şekilde hasta sı anlaşılan bir şeyler söyledi. Otobüsteki diğer insanların dikkati de ister istemez onlara yöneldi. Yaşlı adam kızları kızlar ve diğer yolcular da yaşlı adamı süzmeye başladılar. Bu arada ikinci durağa gelindi, yeni binen yolculardan biri de o, yaşlı adamın çantasının olduğu koltuğu göstererek, ''Çantanı al da oturayım! '' dedi. Yaşlı adam yine yarı anlaşılır yarı anlaşılmaz bir dille hasta... kelimesi anlaşılan mırıltılarla ters ters baktı... Yaşlı adamın bir eli de çantada sıkı sıkı tutuyordu çantayı. Çanta da, koltuğu dolduracak kadar büyüktü. Bu diğer insanların aklına acaba çantada çocuk varda, o mu hasta gibi soruyu getirmişti...
Çanta, naylondan hasır örgü, yıpranmış, tutacakları ince tel gibi bir bağdan yapılmış ve elleri kesmesin diye de yarı kağıt yarı bez parçalarıyla sarılmış, taşırkenki zorlanması da ağırlığını gösteriyordu.
Kızlardan yine büyük olanı merak etiğini belli eden bir tavırla çantaya doğru eğilip baktı.
Yaşlı adam da etraftaki bakışları süzüyordu. Onun davranışları yolculara ne kadar yabancıysa, kızların ve diğer yolcuların bakışları da ona yabancıydı. Gelinen yeni duraktan binenlerden biri daha o çantayı göstererek, ''alda oturayım! '' dedi. yaşlı adam yine aynı konuşmasını tekrarladı.
Bu şaşkın bakan insanları tepkisiz bıraktı. Ama karşısında oturan kız kendini tutamayarak gülmeye başladı. Yaşlı adam ona bakarak, kafasıyla ''ne var ne gülüyorsun? '' demeye çalışıyordu. Onun bu garip tavrı yeniden gülmeyi kızıştırdı. Kız gülme krizine tutuldu. Diğer yolculardan da kimi gülüyor, kimi tebessümle bakıyordu. Adam sağa sola bakıp destek arıyor ama, diğer insanların gülüşü ve davranışı da gülme krizine tutulan kızı desteklediklerini belli ediyordu.
Adam ''Lahavle'' der gibi boynunu kıvırdı. Etraftakilerin yapabileceği fazla bir şey yoktu ama,
Asimetrik olduğum için
Eksik tanımış beni beynim
Her tarafımda ağrı…
Hangi ayna iyileştirebilir beni?
Bir tarafım tamamlanırken
Diğer tarafım kesilir sanki…
Tanrım kullarının kıldığı namaza kanma,
Kanıp ta sana gıpta ettiklerini sanma.
Şiir yazıyorlar, hep yalnızlıktan şikayetleri,
Ya senin yalnızlığına inanmıyorlar.
Ya da seni kandırmak için ibadetleri.
EVET, BOYKOT veya HAYIR konusundaki kararı bu kadar ciddiye almamıştım.
Daha doğrusu, referandumu ciddiye alacak kadar bir kazanım veya kayıp görmediğimdendi bu kayıtsız tavrım. Ama yapılan öfkeli tartışmaları görünce, sandığım kadar önemsiz olmamalı bu iş diye düşünmeye başladım. Ben bu anayasa değişikliğindeki kazanımı, emekliye verilen 20 TL’lik zamla ölçmüştüm. Ha almışım ha almamışım diye es geçmiştim. Ancak YAŞ’taki ve muhalefet partilerindeki öfkeleri görünce ciddi olarak düşünmeye başladım.
Bir de sosyalist ve demokrat olarak tanıdığım arkadaşlarımın tavrını değerlendirdikçe aklım uçuklamaya başladı. CHP ve MHP yi anlamaya çalışıyorum. İllegal örgütlenmeleri olan Ergenekon çetesi savunucuları olarak bu işle görevliler. Suçları ortaya çıktıkça prestijleri sarsılacak, itibar kaybedecekler. Ya sosyalist cephede olanlar (önemli bir kesimi kendilerine sosyalist demekten çekiniyor…) demokrat olduklarını iddia edenler. Sadece AKP karşıtı olmaktan mı kaynaklanıyor HAYIR veya BOYKOT demeleri? Yoksa Kemalizm’in şah damarı orduyu ve cuntacı aydınları koruma ve kollama görevleri genlerine işlemiş olmaktan mı kaynaklanıyor bu görev? İnsanların içinden geçen treni kavramak kolay değil.
HAYIR veya BOYKOT’ un gerekçelerini özetlersek:
Birincisi; Emperyalizmin oyunu olduğu gerekçesiyle boykot tavrı, ya emperyalizmin ne olduğunu bilmiyor arkadaşlarım, ya da ordu ile emperyalizmin ilişkilerini, ordunun misyonunu… Emperyalizmin dünyada oynadığı oyunları hangi güçten alıyor? Ordudan, paradan ve uluslararası sermaye örgütlerinden… En büyük güç de ordu. Bu da sadece ABD ordusu değil. Azınlığı ABD’den ve gelişmiş ülkelerden. İnsandan çok teknoloji ile katılıyorlar, emperyalizmin zengin ülkeleri. Asker çoğunluğu ise az gelişmiş ülkelerden, bunların içinde en güçlü olan ordu da Türk ordusu. Dünyadaki her savaşa da 60 yıldan beri sürülmekte… Yani her halükarda emperyalizmin boyunduruğunda… Bu yeni bir şey değil… Bu gün üretim kaynaklarının %65-70 şini uluslar arası sermaye kontrol etmekte… Bu kimin sayesinde? Şimdi savunulan Kemalist ordunun… Sanki yedi yıldır bu duruma gelmişiz gibi davranmanın neresi temiz politika? Yalnızca uygulanan sıkıyönetim, OHAL bölgeleri ve darbelerle onbinlerle ifade edilen ölümlerin, yüzbinlerle ifade edilen işkencelerin kayıpların sorumluluğu bu ordunun değimli? Şimdi hepsi devleti savunduk. Emir tepeden geldi demeye başladı.
Ya bilinçli olarak siyasi kararınızı verdiniz ve şimdi kendinize temiz bir gerekçe arıyorsunuz, ya da gerçekten bunları unuttunuz.
İki kafadar bostandan karpuz almaya gider gibi kız istemeye gittiler. Arkadaşı
Temel'e babalık yaptı ‘’Allah'ın emri peygamberin kavli ile kızınız F’yi arkadaşım
T’ye istemeye geldik’’. Misafir olarak onları kabul eden Hasan bey, insan, gökten
öküz düşse nasıl hayretle bakarsa, o inanılmaz gözlerle suratlarına bakmaya
başladı. Gözleri bir Temel'e bir arkadaşına bakıyordu. Şaşkınlıktan ne diyeceğini
bilemeyince elleri göğsünde kenetli sessiz oturan karısına baktı. Her zaman bu
23 Nisan 1960 İstanbul üniversitesi’ öğrencisi, Turan Emeksiz, Kurulan tahkikat komisyonuna karşı yapılan gösteride vuruldu, benim gençliğimde gördüğüm ilk teröristlerdendi… 20 yaşındaydı…
15 temmuz 1968’de İstanbul’a gelen 6. Filoya karşı eylemlere katılan Vedat Demircioğlu Teröristi. öldürüldü.
1970 yılının 15-16 Haziran’ında işçi haklarını kısıtlayan hükümete karşı işçiler ayaklandı, Eylemlerini engellemek için kurulan bütün Polis Barikatları’nı parçalayarak günlerce İstanbul’da hayatı durdurdu. İstekleri yerine geldiği için, olaylara katılan bütün işçiler teröristi…
16 Haziran'da, Kadıköy Meydanı'nda polislerin, sayıları onbinleri aşan işçi kitlesinin üzerine açtığı ateş sonucu Mutlu Akü Fabrikası'dan Yaşar Yıldırım, Vinleks'ten Mustafa Bayram ve Cevizli Tekel Fabrikası'ndan Mehmet Gıdak adlı işçilerle birlikte bir esnaf ve bir de polis yaşamını yitirdi, yüzlerce işçi yaralandı. Sebep terörist olmalarıydı…
Yine 1970 döneminin baskılarına karşı öğrenci hareketlerinin başını çeken Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, İbrahim Kaypakkaya ve arkadaşları teröristti…
Ama bu ülkenin topraklarına NATO’yu sokanlar, 6.Filoyu boğazda dolaştıranlar değildi… İncirlik’i NATO askerlerine üs olarak verenler terörist değildi…




-
Hasan Ateş
Tüm YorumlarSevdiğimiz bir abimiz kendisi. Bir grupta yayınladığı şiiriyle tanıdım kendisini. Mizahı kullanır şiirlerinde, bununla birlikte duygusal şiirleri de yok değildir. Popüler şiirleri de var, güzel tabi. Ayriyeten grup da kurdu sağolsun, ne de olsa mizah seviyoruz.