Bu dünya,girişi çıkışı zorunlu olan
Kapıları açık İki kapılı bir handır.
Ömür olsa da kapılar arasından akan
Girişin sebebi akmak değil,imtihandır.
Temizledi rüzgâr aynayı
Baktım parlamış aynaya
Seyrettim oradan dünyayı
Orada iklimler,mevsimler,
Renkler,ahenkler…
Bir ilkbahar sabahında ıslak bir kederle
Bindim iki istasyonlu bir yolcu trenine.
Yol aldm ben yıllar yılı mutlak bir kaderle ,
Fren yok bu trende, inilmez basıp firenine.
Oturdum bir cam kenarına,düzelttim aynayı
Denizin üstü masmavi
Boncuk gibi…
Sakin,
Dünyanın altı gibi;
Fakat dibi,
Cıvıl cıvıl!
O ki yüceler yücesi Allah’ın habibi,
Parlardı daim alnında nûr-u Muhammedî.
Göçünce Âmine,dendi ona dürr-i yetim
İltifat Etti Zülcelâl ve dedi“habibim.”
Düşümde gördüm dün gece seni
Gözlerinin içi gülüyordu.
Bir şeyler satıyordun pazarda
Derken başlamıştı gün yaşlanmaya
Hava karardı ,gün gözlerini yumdu
Ve kimse gelmiyordu seni almaya.
Gelmemişse ecel, insanı kimse deviremez,
Gelmişse hüküm, onu kimse geri çeviremez.
Nev(i)bahar oldu gel rah ı gülistân edelim
Kalbi gonca gibi açıp gül-i handân edelim.
Gel gezelim ey yâr birlikte gül bahçesini
Aşka înanmâyanlara âlemi zindân edelim.
Ey kendilerine insan sıfatı takanlar!
Kendisinden zayıflara tepeden bakanlar!
Üç beş kuruş uğruna fırıldak olursunuz,
Günahsız insanlara hep kusur bulursunuz.
Görmek istemiyorsak korkulu rüya,
Düzeltmek istiyorsak dünyayı,
Düzeltmek gerek önce insanları.
Çünkü bütün insanlar, tek tek
Ayrı ayrı, tek başına bir dünya…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!