Ebem dedem bizimle kalırlardı babam sert gözükürdü önce babamdan herkes çekinirdi
Ama babam yumak bir kalbi vardı özellikle deneme karşı dedemin gözüne bakardı dedemde hep babama dua ederdi hasanım yüzün gülsün bolluklar sesinle olsun gibi Babam her akşam eve kızartışmış tavukla gelir dedemi kaldırır onu yedirtmeden uyumazdı babam lokantasını sabah ezanıyla açardı lokantanın önünden geçenler içeriye bakıp iç çekenleri görür içeri davet eder çorba ikram ederdi param yok derlerse de babam sen çorbanı iç parayı vercek birileri var derdi yüzünden gülümsemeyi atmazdı
Babamın bu tavrı çok hoşuma giderdi dükkan hiç boş kalmazdı kiminden para alır kiminden almazdı
Etrafta ki herkes severdi akşam eve gelirken çoçukları sever okşar şeker verirdi elinde erzakla gelir yarısını eve bırakır yarısını komşuya bırakırdı ilk okula başladığımda tam konuşamıyordum kekeliyorum diye öğretmeni uyarmış üzerine gitmeyin diye ya Annam yedi evladı var dı hepsinin üzerine ayrı ayrı titrerdi hiç hatırlamıyorum kirli paslı sokakta gezdiğimi hemen temizlerini giydirdi
Beni hep döverdi ama aglayınca dayanamaz kuşaklardı anam bizimle uğraşması yetmiyor gibi
mahallemizde bir amca vardı bizim ev sahibimizdi kalaycı kadir derlerdi adamın beş tane çocuğu vardı her zaman gelmezlerdi eşi rahmetli olmuş tek başına yaşardı mahallemizin kadınları evini süprür yemediğini yapar çamaşırlarını yıkarlardı erkekler altını temizlerdi kalaycı kadir amca hep annemi çağığrdı çocukları hep ay başı ugrar babalarının ev kira paralarını alırlardı mahallenin kadınları her akşam evleri gezelerdi ellerinde yemek ekmek diye birbirine ikram ederlerdi çocuklar evin önünde oyunlar oylardı gecenin birinde eve girerlerdi her güzel şeyin sonu olduğu gibi bununda sonu gelmişti kalaycı kadir amca rahmetli olunca çocuklarından kimseler gelmedi mahalleli cenazeyi taşıdı defin etti aradan bir hafta sonra çocukları geldi bize evden çıkın dediler evi satmışlar mahalleli karşı çıktı ama annem babam gerek yok mahalleli bir olup tren yolunda bir eve taşıdılar
Hayat ve ölüm
Bir terazinin iki gözü
Bir gözde mutlugun yüzü
Bir gözünde gözyaşı huzun ölçüsü
Ölümün içinde korku
Hayat
Geceyi gündüze katmak mı
Siyahı beyaza karıştırmak mı
Gülüp Eglenip kahkaha atmak mı
yoksa
ağlayıp yerden yere sızlanmak mı
Hayırlı akşamlar sevgilim
Gözyaşlarımla ıslattım
Bana bıraktıklarını sildim
Her şeyini attım
Ve
Sensizliğin gölgesini kaybettim
Sabah kalkıp namazını kılanlara
Gönüllere tebessüm bırakanlara
Dost düşmana hal hatır soranlara
Helal lokma için işine sarılıp koşanlara
Cebindeki son kuruşu evladına verenlere
Gözlerime bakıp oof dedin
Kendini unutup yar yağını dedin
Hayallerimi düşlerime sarıl dedin
Hani beni bir ömür bekleyecektin
Hapsettim sensizliği mimoza meyhanesine
Kırdım tüm kadehleri aynaları
Işıkları kapattım bir müzik açtım sensizliğe inat
Yüreğime çifte atan sensizliğin hasretin ipini kopardım
Dudaklarımı yakan özlem sözlerini mühürlediğim hatırlarla
Sokak koselerinde el açıyor
Hasretim
Lambaların ışıgı özlemimin
Gözyaşlarını aydınlatıyor
Dudagımdan dökülen kelimeler
Kadehlere dokuyor
Yıkılmış harabe hayallerime
Gözyaşı gibi düşen solmuş düşlerime
Yüreğime yüklediğin sevdama
Dudağımda sırılsıklam olan isime
Uzaklara dalıp giden özlemlerime
Anılarıma mahkûm olmuş hüznüme
edepsizliğin yağmuru yağdıkça
kelimeler dudağa dayandıkça
salavata niyaza sığındıkça
gözlere yaşlar indikçe
dünya renkleri birbirine karıştıkça
hak ile batılı karıştırdıkça




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!