Mersin sarı sıcağı,
Kavuruyor koğuşta…
Ter basmış bedenleri,
Yine kuyruk var duşta…
Şu an Toros Dağlarında,
Dev aynası aldatma şu cüceyi,
Yıldızlarda gezdiriyor benini…
Rakip almış yücelerden yüceyi,
Çok şişirdin boyu ile enini…
Sek sek çağda bir prenses havası,
Üçayaklı ak sandalye,
Kimler kırdı ayağını…
Düştüm düştü kara künye,
Yedim zemin dayağını…
Tam sırt üstü düştüm yere,
Acılar yüklenmiş talihsiz şair,
Dikenli yollarda yalın ayaksın…
Daha çok şey öğren hayata dair,
Altmış bir yaşında safsın çaylaksın…
Kahpe tuzaklarda dilsiz narasın,
Koğuşta ranza,
Senin evindir,
Şahsi odandır,
Sana özeldir…
Koltuğundur ranzan,
Saf bir kızdı,
Aşk içti sızdı,
Uyanınca uykudan,
Çok yalnızdı…
Arıyordu hala,
Tescilli Pavlov’un köpeği,
Güneşe körsün,
Bilime sağır…
Kuş beyninle,
Gerçeğe kafa yormak,
Havanda su dövmektir…
Bu şehirde evim barkım kaldırım,
Başım önde aklım sende gezerim…
Kör nehirde sızlar ayak baldırım,
Yaşım tende dert selinde yüzerim…
Bir kez olsun o perdeyi arala,
Ey Hacı Baba!
Başımıza lapa lapa yağıyorsa is,
Her şey isten oluyorsa pis,
Ekmeğin olsa da mis,
Ne yazar Hacı Baba…
Doğduğum gün paktım kardan,
Bütün dertler daha sonra…
Kurtulmadım ahu zardan,
Bütün dertler daha sonra…
Benim Dünya’m şu kadardı,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!