Tutsak gönlüm gözlerinin tutsağı,
Ardın sıra diyar diyar gezdirme…
Bu sevdadır dinler mi hiç yasağı?
Bir canım var beni ondan bezdirme…
Daldan düşen yaprak solar sararır,
Sen katran karası hüznüm feryadım,
Yüzümde patlayan zalim tokadım,
Tükenmiş umudum bitmiş takadım,
İstanbul sen bana dertsin hüsransın…
Galata köprüsü ekmek balıksın,
Hele bakın şu çapaklı zevata,
Bakar – görmez rehber olmuş âleme…
Tüm hayatı dişi tutmaz cıvata,
Köşe bulmuş yağ döktürür kaleme…
Bisikletle aya ayak basandır,
Para pulla varlığınla ağırsan,
Mazlum görmez feryat duymaz sağırsan,
İsa Musa Muhammedi çağırsan,
Kitabımda beş para da etmezsin…
Son deminde ömür yine Sırat’ta,
Sakın düşme kal ayakta kal gönül…
Her baharda canlar gider Fırat’ta,
Dalgalarda dalgalansın sal gönül…
Belin büker beklenmeyen vakalar,
Nisan gecesi balkonda,
Gözlerimde gökyüzü…
Güneş ışığını yansıtan ay,
Tarihle ediyor alay…
Güç hep doğurmuş haydut,
Yazboz tahtası yüzlerce hudut,
Harf hece kelime,
Açmış tarihin demir kapısını…
Değiştirmiş milyarlarca insanı,
Değiştirmiş yeryüzünün yapısını…
Meydan okumuş zalime,
İnsan olmak sarılmaktır bilime…
Döndüm baktım delip geçen zamana,
Her devirde aynı tilki aynı kaz…
Yoz tarlada bak şu sapla samana,
Her devirde aynı şakşak aynı gaz…
Yağlı köşktür her iktidar sandalı,
“Sen tarihin beşiğisin can Kahtam,
Sen gözümün ışığısın can Kahtam…”
Kâhta bağlarında kınalı keklik,
Gurbet ellerinde dokurum mekik,
Bağlamış saçını yâr belik belik,
Günler aylar yine düştü yokuşa,
Yüküm yardan güzüm yazım dildedir…
Döndü gönül bülbül denen o kuşa,
Türküm harda sözüm sazım teldedir…
Yol uzundur inceden de incedir,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!