Çapsızın çapı,
Aşındırır bin bir kapı,
Umudu köşe dönmek,
Olmak bir balta sapı…
Çapsızın kiri,
Baba bu gün hele kaldır başını,
Güzel Kâhta’n can Kâhtalın perişan...
Gurbet elde arar her gün aşını,
Mertler üzgün yerde paspas şeref şan...
Dert çemberi çizer cana her pergel,
Ne köy kaldı ne de şehir,
Ekmek aşlar oldu zehir,
Gözyaşları sanki nehir,
Çek elini sen Irak’tan…
Her ülkede sensin pürüz,
Yarama dermanı yâr gelsin çalsın,
Yorulma doktorum kâr etmez neşter…
Usandıysa benden canımı alsın,
Uzak düşmek yardan ölümden beter…
İlhamını alır canandan canım,
Biri düğün yapar oynar,
Biri ölür suyu kaynar,
Biri güler biri yanar,
Ne sahnesin yalan Dünya…
Biri ekmek diye ağlar,
Tuvalet boşluğu,
Yoğurt kovası leğen,
Ellerim çamaşır makinesi,
Su buz gibi soğuk,
Ödünç deterjan Ahmet’ten,
Göndermiş Tamer kardeşle,
Sabah sabah indim Kâhta’m düzüne,
Yudum yudum mis havanı soludum…
Yüzüm sürdüm toprağının yüzüne,
Yudum yudum mis havanı soludum…
Mezarlığın benim kutsal durağım,
Bir sabah,
Evlat bağırdı:
“Babam öldü! ”
“Babam öldü! ”
Toplananların yüzünde kuşku,
Toplananların yüzünde korku!
Para pulla varlığınla ağırsan,
Mazlum görmez feryat duymaz sağırsan,
İsa Musa Muhammedi çağırsan,
Kitabımda beş para da etmezsin…
Tutsak gönlüm gözlerinin tutsağı,
Ardın sıra diyar diyar gezdirme…
Bu sevdadır dinler mi hiç yasağı?
Bir canım var beni ondan bezdirme…
Daldan düşen yaprak solar sararır,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!