Kâhta’nın etrafı yeşil bahçeler,
Kurbanın olayım neden ağlarsın…
Ağaç dallarında oynar serçeler,
Feryat figan ile yürek dağlarsın…
Kolların koynunda boynun bükülmüş,
Can Kâhtalım Aslan Mıçı, Mustafa,
Efkârdayım asıl kurban gazele…
Gurbet zordur hasret gelmez insafa,
Hazandayım ömrüm döndü gazele…
Nemrut’tan es, Cendere’den in düze,
Yağmur almış göçebenin çadırı,
Yorgan kilim serilmişler güneşe…
Çocukların parlar esmer baldırı,
Üçtaş ocak şişler konmuş ateşe…
Neşe geldi bomboş duran arsaya,
Savrulmuş Kâhtalım dört bir diyara,
Sebebin gözünü kör eyle Mevla’m!
Tutuşmuş yüreği hasret o yara,
Sebebin gözünü kör eyle Mevla’m!
Düşmüş gurbet elde ekmek peşine,
Bir terzi Ayhan vardı,
Kâhta’da yaşardı…
Gündüz terzi dükkânında,
İğneyle kuyu kazardı…
Geceleri sinemada,
Ekmek peşinde koşardı…
Bu coğrafyada,
Sokak cadde meydanları,
Tıka basa doldurmuş,
Eğitimsiz görgüsüz edepsiz,
Dizginsiz azgın atlar,
Pamuk ipliğine bağlı,
Kâhta cennet Kâhta Dünya gülüdür,
Buram buram kokar seher yelinde…
Gurbet ateş hasret onun külüdür,
Türkü olur bağlamanın telinde…
Bahar yazda çiçek dolar ovası,
Başın bile gitse dönme sözünden…
Yarınlara kalan senin adındır…
Ödün verme gönül kendi özünden,
Yarınlara kalan senin adındır…
Yalan dünya malı mülkler de yalan…
Ey gönül!
Cahil ile etme muhabbet…
Sözün bilmez,
Üzer seni…
Ey gönül!
Gece gitti gün ağarmak üzere,
Mehtap tanık tüm yıldızlar sırdaşım…
İçim döktüm bir yazara çizere,
Sevda dedim olmuş yolum yoldaşım…
Gördüğüm gün tacı oldun başımın,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!