Her sabah güneş şafağı öperken,
Büyütürüm umudu filiz filiz…
Doğduğum günden beri direnirim,
Direnirim hurafelere yalanlara talanlara,
O ne hava o ne çalım o ne poz,
Malı mülkü koydu gitti çok gani…
Bu ne dava bu ne kibir bu ne toz,
Ecel gelir kalbin durur bak ani…
Uyku tatlı ela gözler açılmaz,
Kalk günaydın sal aşkından hedere…
Gönül sevmiş sevdadır bu kaçılmaz,
Nazlı yârin boğulmuş gam kedere…
Özlem sarmış yürek yakar her ahı,
Taş üstünde taş kalmadı,
Vali beyin haberi yok…
Eş eşinden ses almadı,
Vali beyin haberi yok…
Gece karanlık,
Hava soğuk,
Yalnızım yine,
Sılam gözümde tütüyor…
Var git sülük bölük bölük oldunuz,
Soframıza aç kurt gibi daldınız…
Arsız yüzsüz şehir köye doldunuz,
Rızkımızı lokmamızı çaldınız…
Gönül hele var yaslan yüce Nemrut Dağına,
Mazinin izine bak ara Kâhta düzünde…
Geldi geçti gençliğin bahçesinde bağında,
Neler yükselmiş neler o toprağın yüzünde…
Tuz bastım yarama yuttum dilimi,
Karlı şafak vakti çıktım yollara…
Terk ettim yuvamı tatlı ilimi,
Veda torbasını taktım kollara…
Hedefimiz güneş ileri yöndü,
“Kâhtalı Asiye Yıldırım’a Saygılarımla”
Benim melek yürekli Asiye Ablam,
Kanat açtı maviliklere Ağustos Ayında,
Uçtu gitti sessiz sedasız yıldızlara,
Ciğerim yandı yüreğim sıkıştı sanki mayında,
Bundan yetmiş yıl önce soğuk karlı bir gece,
Eski yıla elveda yeni yıla merhaba…
Çığlık olmuş ilk sesim ne kelime ne hece,
Görmeye gelen çokmuş konu komşu akraba…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!