Yıl iki bin yedi, aylardan kasım;
Birden geldi İstanbul’u alasım.
O labirent yollar bana ilk hasım..
Bakkalköy’le Acarkent’in arası;
Beykoz unutulmaz Aslı sonrası!
Alnındaki beyazlık anlatır bana seni,
Türküler ruhundaki ahengi hatırlatır.
İnce uzun bir endam gözlerimi parlatır,
Lacivert bir gökyüzü özletir cana seni.
Layiham olsun bu söz, ayrılıklarda oku,
Nazlı yâr, kapında eskitme bizi;
Hâlimizi sever misin? Söyle sen.
Dirimizden bucak bucak kaçarsın,
Ölümüzü sever misin? Söyle sen.
Mavimize çalım sattıramadık,
Silahlı, dürbünlü, tazılı katil;
Hâlâ peşimdesin azılı katil;
Bu avın sonunda avlanacaksın;
Yapacağım seni “yazılı” katil.
2 Aralık 1999
Bu bir yalvarış Afra, kulakların duyarsa;
Yakışır mı Leyla’ya, Mecnun’una kıyarsa?
Ben bir hazine buldum, ellerimden kayarsa
Şu fukara gönlümü gayrıyla avutamam;
Olur da ayrılırsak ben seni unutamam.
Beni kalbimden vurdun,
Böbreğim sağlam kaldı.
Gariban bir vatandaş
Onunla nefes aldı.
8 Haziran 2000
Varlığın özünü yakalı, Leylâ;
Uzadı Mecnûn'un sakalı, Leylâ.
Yüzünü görmeden öldürdün onu,
Astarı yüzünden pahalı Leylâ.
13 Şubat 2001
Gurbette bir Türk’e türkü söyleyin;
Gülümsediğini göreceksiniz.
Bir pişmanla arkadaşlık eyleyin;
“Kandım”, dediğini göreceksiniz.
Titretir sevdası sizi Kerem’in,
Kimse bana inanmıyor,
Bağrım yara; yalan değil.
Garip artık utanmıyor,
Dönmüş zâra; yalan değil.
Basmadan önce bu faka
MANİ
Okum az,
Düşmanım çok, okum az;
Yâre mektup yazarım;
Uçak yapar, okumaz.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!