Sokak lambasının camdan içeri süzülen solgun ışığında,
hiç çalmayan bir telefonun yükü var masada.
Zaman bir sarkaç gibi sallanıp duruyor aynı boşlukta,
ne ileri gidebiliyorum
ne de o günden geriye kalanı toplayabiliyorum.
Yarım kalmak böyle bir şey işte;
bir cümlenin sonunu getirememek gibi,
nefesin yarıda kesilmesi,
etraftaki her eşyanın sana bakması ama hiçbirinin konuşmaması gibi.
Eşyalar susuyor,
fakat her köşe başı,
her kapı eşiği
senin hayalinle dopdolu.
Nereye dönsem bir iz,
nereye baksam senden bir parça…
Gittiğin gün, yalnızca sen eksilmedin bu yaşamdan;
ben de kendimi bıraktım o sessizliğin içinde.
Seni kaybettiğim an,
kendi sesimi, kendi adımı,
kendi gölgemi de kaybettim.
Ne yöne yürüsem yabancıyım artık kendi adımlarıma,
aynadaki yüze bakıyorum da
o eski ben değilim,
ben ben olamadım bir daha.
Şimdi her gün, eksik kalan yerlerimi arıyorum
senin yokluğunun bıraktığı geniş, derin vadilerde.
Bir yarım senle gitti,
kalan yarım ise her köşede tutunacak bir hayal arıyor.
Gündüzleri kalabalıkların arasında bir gölge gibi dolanıyorum,
herkes bir yere yetişiyor, herkesin bir adresi var.
Benimse vardığım tek yer,
yine senin o geçip gittiğin kaldırım kenarları.
Rüzgar esse adını fısıldıyor sanki,
yağmur yağsa seni siliyor üzerimden.
Ama ne yapsam tamlanmıyor içimdeki o büyük kırık.
Meğer ben seni kaybederken,
yalnızca bir sevdayı değil,
kendimi sığınacak tek limandan etmişim.
Şimdi ne kadar yaşanırsa işte öyle yaşıyorum;
gövdesi duran ama ruhu senden sonra hiç nefes almamış bir ölü gibi…
Çünkü sen giderken sadece kendini götürmedin,
benim bu dünyadaki varlığımı bir fırtınayla sildin sanki hiç olmamışım gibi.
Kayıt Tarihi : 16.08.2026 01:33:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!