Susmuyor rüzgâr.
Bir ben mi bilirim.
Satırsız yalnızlığı.
Başı yok, sonu meçhul.
Gidenler benden umutlu.
Bakmaz kapıya gözlerim.
Giderim ben gün bitti derdimi ateş alsın.
Soya soya soytarı denizin dibinde kalsın.
Her yanım ağrılı yorgunum arasında otlatın.
Gelirde gün dağılan sislerin arasında.
Bunca söz söyledim
Bahsin olmadı güzelim.
Bir ben bileyim.
Başkası bilmesin istedim.
Akar saçların.
Kıyamaz dokunmaz.
Gece uykularım sarmal, gelip gitmekte gayrı.
İçimde geziniyor eskiden kalma iyimser bir tavır
Herkes almaya geliyor bitmez sınırsız istekleri.
İki kişilik yaşıyorum bir güler biri ah hep çeker.
Anılar gibi kalıyor, ben yaşamasam olur gibi.
Diniyor fırtınalar, artık tedirgin etmez korkum.
Geldi zamansız önceki fırtınalar etti tarumar.
Kazılan mezarlara düştüm kazanlar mezarda.
Belirsiz meçhulleri gün aşırı yaşattılar bana.
Herkes gibi bende korkardım belirsizlikten.
Rutinleri bozuldu ummuyorlardı, akılsızların.
Sanma ki her zaman rüzgâr böyle eser.
Dünya döndükçe yıllar, aylar geçer gider.
Bir bir değişir değişmeyen tüm düzenler.
Rüzgarla yere düşen meyve ağaca döner.
Soluklar bini bir hayallerden süzülüp.
Beni anlatmaya kalktı bana.
Konuşmayı bilmeyen kör.
Renkleri tanımaz biriydi.
Siyahı beyazı iyi bilirdi.
Yürürken ayağındaki dikeni.
Çıkarmak yerine sevdi.
Yağıyordu gözlerinden kar taneleriyle.
Dünya yağıyordu, ben yağıyorken.
Sarkıyor çatılardan eskimiş düşler.
Bedenimi titretiyor sancılar ve ağrılar.
Gözlerimin önünden geçmiyor.
Rüyalarıma uğramıyorsun artık.
Örtüyor üstünü bir çarşaf gibi.
Yok artık tende bir can.
Tükendi zamanla an be an.
Canı yok artık, mevsimlerin.
Yağmur değmiyor toprağa.
Zalimce de olsa biliyorum.
Daha çok ölecektik, yuvalanmış yerden başlar uzanır.
Kaval çalıyordu duydum uzaktaydı biri, birilerine.
Dağa çağırıyordu bir kere, sürelere karışmak niye.
Telaşlı bir koşuş yere değmeden topuk, diğeri takipte.
Beyhudedir avazı çıkmaz çocukken ölmüş olanın,
Mahalsiz bırakılan yumruğu havada, zehir zemberek.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!