Sen duymuyorsun biliyorum.
Belki de duymak istemiyorsun artık.
Ama bu kelimeler sana değilse,
Kime söylenir bu suskunluk?
Gece saat 3…
Gökkubbe eski bir kitap gibi kapanıyor üzerime,
tozlu sayfalarından dökülüyor mehtap
ve ben bir cümlenin ortasında bırakılmış gibi;
ne başına dönebiliyorum
ne sonuna varabiliyorum.
Gurbet elde yandı bağrım köz oldu
İçin için yanar bu bağrım benim
Bu aşkımız el aleme söz oldu
İçin için yanar bu bağrım benim
Sıla yolda duman duman sürünür
Bir yüzün vardı,
İnsanı hayatta tutacak kadar güzel,
Ama ben hep ölüydüm senin yanındayken.
Ve bunu sen hiç bilmedin.
Yalnızlığı ben seçmedim.
Karanlığın içinden bir ses çağırıyor beni
adı yok, yüzü yok ama tanıyorum.
İnsan bazen kendi yalnızlığının ayak sesini bile seçer ya hani,
işte öyle bir ses…
ıslak bir gecenin taşına düşen gölge kadar sessiz
ve bir ömrün ağırlığını taşıyan kadar derin.
Gecenin bağrına saplanmış bir çığlık gibiyim ben.
Kaderin toz kokulu defterinde eğri büğrü yazılmış bir satır.
Kim okusa yanlış anlar,
kim dinlese yarım bırakır
benim sessizliğim bile başlı başına bir yangın.
Gecenin en kör noktasında bir yer var içimde;
insanın kendine bile gitmeye çekindiği o kuyu…
adımını attığın anda zamanın durduğu,
seslerin boğulduğu,
kalbinin kendi yankısından bile ürktüğü bir yer.
Ben orada yaşıyorum artık.
Gecenin en sessiz vaktinde yazıyorum bunu…
Sanki bütün sokaklar adını biliyor da
hiçbiri söylemeye cesaret edemiyor gibi.
Ben ise alışığım;
gözyaşımı kimse görmeden silmeye,
kapıların yüzüme kapanmasına,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!