Aynı gökyüzünün altında, ayrı şehirlerde soğuyoruz,
Uzansam sana ellerim boşluğa düşer,
Sen bana baksan, aramızda keskin bir mesafe...
Oysa nasıl da sığdırmışım seni içimdeki her nefese...
Bir adım atsan kavuşacakmışız gibi yakın,
Bin ömür geçse yetişilemeyecek kadar uzak...
Kader dedikleri bu mu, yoksa bizim payımıza düşen suskunluk mu?
Dokunamadığım bir tenin, sarılamadığım bir ruhun sızısı bu.
Seni sevmek, hiç gelmeyecek bir baharı,
Her kış gecesinde karın altında beklemek gibi.
Ne zaman bir yağmur düşse bu şehrin sokaklarına,
Seni hatırlarım; damla damla, sitem sitem...
Adını fısıldarım karanlığa, bomboş sokaklara..
İçimde büyüyen şu sevdayı sığdıracak tek bir dize bulamam,
Yine de yazmaktan vazgeçemem.
Kavuşmak bize yasaklanmış bir alfabe belki,
Biz hiç okunamayan, hep yarıda kalan o sevdalı iki yürek.
Çok sevdim seni;
Yollara, yıllara ve bu imkânsızlığa inat,
Hiç dokunmadan, sadece ruhuna değerek...
Aklıma her düştüğünde bir yaprak daha dökülür takvimden,
Yüzünü unutmama imkân yok, gözlerin gözlerimde mühürlü.
İçimdeki bu yangını söndürmeye ne denizler yeter,
Ne de fırtınalar koparsa diner bu sızı.
Söz veremem sana yarınlar için,
Çünkü.. bizim yarınlarımız hiç doğmayacak bir güneş gibi.
Ama bil ki sevgili...
Başka bir tende, başka bir hayatta aramayacağım seni.
Biz imkânsızlığa yazılmış en güzel türküydük,
Yarısı tamamlanmayan, sonu hiç gelmeyen...
Söyle şimdi, hangi rüzgâr getirir sesini bana?
Hangi gece örter üstümüzü aynı masalın altında?
Varsın hiçbir soru yanıtını bulmasın,
Ben seni bir gün bile vazgeçmeden,
Ben seni kavuşamadığım yerlerden,
Ben seni en çok da o ulaşılmazlığından sevdim...
Kayıt Tarihi : 30.07.2026 14:52:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!