Aramıza öyle uzun zamanlar girdi ki...
En son hangi mevsimde güldüm seninle,
Hangi akşam sesini koydum yüreğimin başucuna hatırlamıyorum.
Sadece eksildiğimi biliyorum.
Ev aynı ev, pencere aynı pencere,
Kapı hâlâ sana açılıyor içimde.
Her gelen ayak sesinde "Bu kez sensin..." diye doğruluyor umut,
Sonra yine kırılıyor, kimse duymadan.
İnsan, birini beklemekten değil,
Gelmeyeceğini bildiğinden yoruluyormuş.
Zaman üstüme üstüme yürüyor sanki,
Her akşam biraz daha kararıyor oda.
Gözlerimin daldığı o boşlukta hep senin izin var,
Kime ne anlatsam yarım kalıyor,
Kendi sesim bile yabancı geliyor kulağıma.
Ne olurdu... Şu mesafeler konuşmayı öğrenseydi de,
Bize ayrılığı değil, kavuşmayı anlatsaydı.
Sanki birazdan bir mola vereceksin bu ayrılığa,
Sanki hiç gitmemişsin gibi dokunacaksın sızlayan yaralarıma...
Ama biliyorum;
İnsan en çok da kendi kendinin yalanına inanırmış.
Gece yarısı ansızın uyanıp,
Odada senin kokunu aramakmış çaresizlik...
Bir mucize bekler gibi,
Hiç açılmayacak kapıya bakıp durmuşum umutsuzca.
Oysa ben yokluğuna değil,
Kendi kurduğum hayallere yenilmişim.
Olmayacak bir duaya amin deyip,
Avutmuşum kendi kendimi yokluğunda.
Sen gittin... Ama ardından hiç kapanmayan bir kapı bıraktın.
Ve ben hâlâ, gelmeyeceğini bildiğim birinin ayak seslerini bekliyorum...
Kayıt Tarihi : 6.08.2026 17:17:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!