Bir zindandır vaktim,
Duvarında, gölgeler oynaşır durmadan,
Değer tenime soğuklar.
*
Kendimce çizerim resimleri,
Ve bırakırım rüzgara düşlerimi,
Duvar örmem gerek,
Başka yolu yok,
Ben hiçim, onun gerisinde,
Fikrim puslanmış.
Beliriyor bakışımın ucunda,
Toprak denen nesnenin, donuk sureti.
Hikmet dayı tembihledi geçenlerde,
Öyküyü, sohbet edercesine kurgulayacaksın.
*
Rüzgar misali zahmetsizce,
Savrulacak heceler dudaklarından.
*
Şöhretime tapanlar,
lanetlerimi bilsinler.
*
Sayısız, sayısız,
cenaze dolsun içime.
*
Sokağın ucunda,
Her tekrar, bir öncekinin solgun kopyası, durağan,
Söylenip unutulmuş yeminlerle, anıların tozunu alan geçmişin,
Hafızasına kırık not veren, yaşanmışı yaşanmamışı gibi,
Mısra sonu ahengi, veya nakarat..
Suskunluk hakkını, bolca kullanmış fısıltılara inatla,
Soğuk sisler basar bütün yanımı, incinir ruhum bitkin anımda,
Bana neşe verecek ufacık istek kalmadı, zihnimin içinde,
Tutunur zayıf bedenim, yalnızca asil büyük temiz inançlara.
*
İncinir ruhum acılar içinde, kıvranır kimsesiz odalarda,
Gecenin sabahla olan ebedi harbi, yakıyor bakışlarımı,
Sevinç ezgileriyle dökülür ışıklar, semalardan, vadilerden, yamaçlardan,
Pegasus efsanesine kulak asmadan, şevkle kanat çırpar serçeler,
Tepelerin zirvesini kuşatan, sislerin ak pamuk tarlalarında.
*
Işıl ışıl, boya paletidir ovalar,
Bir yaren edasıyla, kucaklar melekler,
Solgun ayaz, çöktü tepelere,
Kimdir bu, keskin buyrukta?
Beş cellat mı, tek mi, bin mi?
Senin yaran hayal de, benimki gerçek mi?
*
Sıradan bir can gibi, tükenelim Ezel,
Camlarda titreyen, o solgun hayal,
Sırrını döküyor, sessizce yere.
Bakışlar kaybolur, derin maziye,
Zamanın akışı, durmaz bir seldir.
Geçmişi andıkça, solar tüm renkler,
Görüntü silinir, kalmaz bir eser,
Yol kenarında, solgun papatyalar,
Hava hafif nemli,
Birikir kırsalın sakinleri,
Orman yolunun kavşağında,
Şarkılar,
Tatlı sohbetler, havada uçar,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!