karanlıkları aydınlatan
gözlerinin ışıltısı mıydı?
yoksa, yoksa yalınayak kurulan
eşsiz hayalin mi?
dibi görünmeyen kör kuyuya bakar gibi
yanık kokulu fırtınanın şafaklarında,
yanık tenim gurbette, gurbet hapiste..
zamansız gecelerin sürgün dumanlarında,
uçuyor sancılarım üfül üfül..
ayazda çığıran çocuk sesleri,
avazda çağlayan dereler, ıhlamur kokusu..
güzel başlayan sabahın ötesinde,
hemen berisinde, gecesinden acıdı !
yığın yığın korkuların gölgesinde,
yürekten acımıştı, titreye titreye...
yıllardan doksaniki,
herşey yalandı
gün ağarıncaya kadar;
ta ki uzun bacaklı kuşların,
akar suda soysuzca avlanmasına kadar sürecek kocaman bir yalan..
dedi oyun kuran!
sen, saraydan bakarken.
sümbül sensiz kokarken.
sümbülü de sevdim ben !
gülmedim, gülemedim.
sen, kocaman sevdayken.
kim bilir
kaç güneş aydınlığında kamaştı gözlerin
ve kuruttun ipek saçlarını,
kaç defa ördün..
hangi ayın yörüngesinde sürdün
kara kalemi..
rüya değil, yaş değil.
gelir hele yirmibir.
nisan biter, yaz değil.
tez geçer, mayıs gelir.
kur değil, para değil.
kandırıldığını hissetti yaşı geçmiş
yanıldığına karar verdi, isteyerek
yanıldığına hükmetti, alnı secdede
sözün kısası, kalemin kırılmasını kabul etti!
mavralar vardı meydan propagandalarında
derken başı öne eğildi kederli, kederli..
bir müddet çevreyi kolaçan ettikten sonra
ilk gördüğü taşın üzerine oturdu söylenerek..
soğuk havanın yüzüne üşüşmesine kızdı!
titrek elleriyle saçını iki yana çekiştirdi cansız
cidden bıkkın bir hırsla koparıp atmak,
ayıp örtmek istercesine ziver.
tabansız, alayda rütbesiz yaver.
o kadar yalandan çürümüş düver.
kullardan en çok, utanmazı sever!
çiler bulut tutunca, vicdan çiler.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!