Dört duvar arasında
kaç yürek daha susacak,
kaç pencere gökyüzüne bakıp
kendine kapalı kalacak bilmiyorum.
Bir kâğıt parçasına
ömürlerini mühürleyen insanlar var;
alın terini rakamlara,
hayallerini imzalara,
çocukluğunu bir maaş bordrosuna
sıkıştıran insanlar...
Ve dünya,
koca bir yorgunluk gibi
omuzlarımızda büyüyor.
Bir yanımızda
pas tutmuş hayaller,
bir yanımızda
göğe yetişmeye çalışan çocuk elleri...
Biz hangi taraftayız
bilmiyorum.
Korkularımız ortak;
ekmeğin küçülmesinden korkuyoruz,
yarının kararmasından,
çocuklarımızın
bizden daha dar bir gökyüzüne uyanmasından...
Ama ne tuhaf;
herkes korkuyor da
herkes aynı yöne yürüyor.
Sanki önümüzde
sonu görünmeyen bir uçurum var
ve biz
uçuruma giden yolu
çiçeklerle süslüyoruz.
Birileri duvar örüyor,
birileri o duvarların gölgesinde
ömür tüketiyor.
Birileri gökyüzünü satın alıyor,
birileri
başını kaldırmaya utanıyor.
Birileri geleceği
kendi çocuklarına ayırırken
bizim çocuklarımız
geleceğin kapısında
ellerinde boş bir defterle bekliyor.
Ne acı...
Bir kâğıt parçası uğruna
insanlığımızdan vazgeçiyoruz bazen.
Bir imza için
dostluğu,
bir makam için
vicdanı,
birkaç rakam için
bir ömrü harcıyoruz.
Oysa hayat
bir hesap cetveli değil ki...
İnsan dediğin
bir rakamdan büyük,
bir unvandan ağır,
bir maaştan uzun ömürlüdür.
Bunu ne zaman unuttuk?
Hangi gecenin içinde
kalbimizi masanın üzerinde bıraktık?
Hangi sabah
aynaya baktığımızda
kendimizi tanıyamaz olduk?
Şimdi çocuklarımıza
bir dünya bırakacağız.
Ama nasıl bir dünya?
Duvarları yüksek,
pencereleri küçük,
gökyüzü kirli,
denizleri suskun bir dünya mı?
Yoksa
bir çocuğun korkmadan koşabildiği,
bir annenin yarın için titremediği,
bir babanın ekmek hesabı yaparken
hayallerinden vazgeçmediği
bir dünya mı?
Bilmiyorum...
Bildigim bir şey var:
Bu gidişat
böyle devam ederse
gelecek nesiller
bizim bıraktığımız mirasa
çiçek koymayacak mezarımıza.
Belki de
ellerinde bir avuç toprakla
soracaklar:
“Siz bu dünyayı
neden böyle bıraktınız?”
İşte o zaman
ne kâğıtlar konuşacak,
ne imzalar,
ne makamlar...
Sadece vicdanımız kalacak
karşımızda.
Ve belki
en ağır mahkeme
insanın kendi kalbidir.
Ben yine de
bir yerlerde
çatlamış bir duvarın arasından
bir papatyanın çıkacağına inanıyorum.
Bir çocuğun
gökyüzüne bakıp
“Ben büyüyünce
başka bir dünya kuracağım.”
diyeceğine...
Çünkü bazen
bir dünya
bir çocuğun düşünde başlar.
Bazen bir insan
kalabalığın sustuğu yerde
tek başına konuşur.
Bazen bir yürek
dört duvarı aşar,
bir kâğıdı yırtar,
bir korkuyu parçalar
ve yürür...
Yürür
kendi göğüne doğru.
Belki de
bize düşen budur:
Duvarlara teslim olmamak,
kâğıtlara sığmamak,
korkularımızı
çocuklarımızın geleceğine
miras bırakmamak.
Çünkü hayat
bize bırakılmış bir emanet değil yalnızca;
bizden sonra geleceklerin
bize soracağı bir hesaptır.
Ve ben
o hesabın karşısında
başımı eğmek istemiyorum.
İstiyorum ki
bir gün çocuklar
bizim ardımızdan baktığında
şunu söyleyebilsin:
“Onlar dünyayı değiştiremediler belki,
ama dünyanın değişebileceğine
inanmaktan hiç vazgeçmediler.”
Kayıt Tarihi : 16.08.2026 16:00:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!