Yaşı henüz on beş ya da on yedi
Ağzı süt kokan yavru bir kedi
Hayatı bilmeyen acemi uşağı
Kendini akıllı sanan Z Kuşağı
Sevginin sözünü vermiştin; hani bana
Ardından ölümsüz aşkımız gelecekti
Öylesine bağlanmaya hazırdım; sana
Aşkımız, ömür boyu sürecekti
Sözler verilmekle olmuyor, sevmek gerek
Zamana yenilir insan
Yaşlanır, güçsüzleşir
Yaşama isteği artar
Gittikçe bencilleşir
Karşı koyar bazen
Sol cebi delik, sağında tek metelik
Havanda su döver, taslar efelik
Sabahları ayık, akşamları küfelik
Her şeye burun kıvırır, züğürt kibarı
Ayakkabıları topuklu, maganda takılır
Ellerim iki cebime sokulu
Ve yürüyorum; Rami Caddesinde
Yağmur çiseliyor, bir taraftan
Koltuk altıma sıkıştırdım
Bir demet frezyayı
Deniz kuşları dolaşıyor tam tepemde, bulut misali sayısında
Ve ben oturuyorum Mudanya sahilinde, sarı kumlu kıyısında
Marmara rüzgarı selam getirdi, karşı İstanbul sislerinden
Beyaz bir tül germişti semaya, kokusu kendi mayasında
Selam olsun İstanbul'a, boğaza ve Prens Adacıkları'na
Dört ayaklı asadan ibaret
Masa
Etrafındaki sandalyelerle yapılır
Yasa
Mevzular
Masal olsam mitlerde, tarih boyunca anlatılan
Kulaktan kulağa, asırdan asırlara atlanılan
Yiğitliğiyle kıskanılan ve ünüyle çatlanılan
Pelesenk kalsam dillerde, masal olsam
Aşkı icat eden mucit, sevilen büyük âşık
Hüzün yağıyor Kudüs’e, sicim gibi ince yağmurlarında
Beytül Maktüs’ün ruhunu taşıyor, balçık çamurlarında
Tarihin kanı dolaşıyor, oluk misali kılcal damarlarında
Kanına dokunuyor, Yahudi zulmüne Kudüs’üm yasta
Kubbet-üs Sahra’nın taşı, direksiz havada dururken
Yeni bir oyun sahnede
Oba denilen yerde
Haberini verir jurnalciler
Açılmak üzereyken perde
Meraklı kalabalık ve çocuklar




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!